Nostaljiyi pazarlamak: Müzik endüstrisinin yeni kapısı


Sanat, farklı disiplinlerden ilham alıyor: ‘ODAK’ Decollage Art Space , yeni bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Sanat dünyasında yükselen yeni sesleri duyurmayı amaçlayan multidisipliner sergi ODAK , yarından itibaren kapılarını ziyaretçilere açıyor. Neler oluyor? Farklı geçmiş ve disiplinlerden gelen tam 30 sanatçının eseri , ODAK ile görücüye çıkıyor. Sergi, çağdaş sanatı yeni ifade, form ve biçimlerle yorumluyor. Eserleri seçen jüri üyeleri arasında Fevzi Karakoç, Hayri Esmer, Marcus Graf ve Nilgün Bilge yer aldı. Gelişen sanatçılara destek sağlamak amacıyla başlatılan Açık Çağrı ile jürilerin titiz bir değerlendirmeye tabi tuttuğu eserler, bu karma sergide bir araya geliyor. Nerede ve ne zaman? Sergi, Decollage Art Space’de 17 Aralık’tan 23 Ocak’a kadar her gün 10.00-18.00 arası ziyaret edilebilir. Galeriye ulaşım için Marmaray Suadiye İstasyonu’nu veya Tan Sokak Otobüs Durağı’nı kullanabilirsiniz. “ODAK” ile ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilir, Decollage Art Space’in Instagram hesabını buradan takip edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
2024, uzun zamandır sessizliğini koruyan müzisyenlerin uyanış yılıydı. Adeta bir nostalji rüzgarı esti, esmeye de devam ediyor. Asla yeniden birleşmez dediğimiz müzisyenler bile biraraya geliyor. Ergenlik çağlarımızda dinlediğimiz isimler yıllar sonra yeni şarkılar çıkarıyor ya da kült olmuş eski albümleri için turneler düzenliyor. Tüm nostalji turlarının ise ortak bir özelliği var; garantili bilet satışı. Bu turneler ayrıca pandemi sonrası bir türlü ayağa kalkamayan müzik endüstrisi için can suyu olma özelliği de taşıyor. Hayranlar, sevdikleri grupları yeniden birarada görmek için oldukça heyecanlı ve istenilen konser bileti ücretini de vermeye hazır. Birçok sanatçı bu ilgiden dolayı şimdiden hatırı sayılar kazanç elde etti bile.
15 yıl sonra tekrar biraraya gelen İngiliz grup Oasis, dinamik fiyatlandırma nedeniyle 73 sterlinden 506 sterline kadar yükselen bilet fiyatlarına rağmen 2025 yazında vereceği konserlerin tüm biletlerini sattı. My Chemical Romance, önümüzdeki yıl 2006’da yayınladığı The Black Parade albümünün tamamını çalacağı bir turneye çıkacak. Turda kendilerine Evanescence, Devo, Violent Femmes, Pixies, Alice Cooper ve Garbage eşlik edecek. Grubun turne biletleri resmî olarak tükendi.
Creed, sahneye en son 2000’ler biterken çıkmıştı. Grup, şimdilerde tekrardan birleşti ve Ekim ayında “99 Summer Tour” adını verdikleri turneleri kapsamında yeniden yola çıktı. Creed'e bu turnede 90’ların en çok dinlenen rock gruplarından 3 Doors Down eşlik ediyor. Tabii ki konserlerin biletleri bir sonraki durağa geçmeden hemen tükeniyor.
Rap ikonu Nas, Illmatic albümünün 30. yılını kutladığı bir turne gerçekleştirdi. Green Day, yeni bir albüme sahip olmasına rağmen Dookie’nin 30’uncu, American Idiot’un 20’nci yılına özel konserler verdi. Hâlâ da turneleri devam ediyor. Shania Twain, 2003’te lyme hastalığına yakalandıktan sonra neredeyse 10 yıl boyunca hiç şarkı söylemedi, ardından boğazından birçok ameliyat geçirdi ve sesine tekrar kavuştu. Twain, hem sesinin dönüşünü kutluyor hem de 97’deki ikonik albümü Come On Over’ın tüm şarkılarını seslendirdiği konser serisini devam ettiriyor.
Blink-182, 7 yıllık bir ayrılığın ardından Tom DeLonge’un dönüşüyle geçen yıl dünya turnesine çıktı. Konserleri kağıt üzerinde One More Time… adlı yeni albüme odaklansa da şarkı listelerinin neredeyse tamamı eski parçalardan oluşuyor. Slipknot, 1999’da yayınlanan albümü Slipknot’ın 25. yıldönümünü konserler vererek kutladı.
Weezer da Weezer albümünün 30’uncu yılını bir turne ile kutlayacak. Her durakta albümü baştan sona çalacaklar. Grup, 14 yıl önce de benzer bir turne düzenlemiş fakat şu anki kadar etkili bir karşılık alamamıştı. Linkin Park ise 7 yıl sonra yeni vokalleri ile yeni albümünden parçalar ve eski şarkılarından oluşan bir turnede.
Turneler albüm dinleme sayılarını artırıyor
Eski albümleri yeniden canlandırmak 2000’lerin ortalarında müzik endüstrisinin yarattığıı bir konseptti. ABD’de “Don’t Look Back” başlıklı küçük çaplı konserlerden oluşan küratörlü bir seriyle ortaya çıktı ve 10 yıl içinde büyük bir kazanç kaynağına dönüştü. 2016’da Bruce Springsteen, 1980’de çıkan The River albümü kapsamında dünya çapında bir turneye çıktı. Tabii ki U2 da 2017’de 1987 tarihli The Joshua Tree albümünü baştan sona çaldığı devasa bir turneyle bu akıma dahil oldu.
Artık kesin olan bir şey var ki günümüz eğlence sektörünün en önemli para kaynaklarından biri nostalji pazarlamak. Bu sadece müzik alanında yaşanmıyor, kült dizi ve filmlerin yeniden çekilmesini de kapsıyor. Bu ekosistemde yeni nesil de yaşının yetmediği kültürel ikonlarla yeniden bağ kurma şansına sahip oluyor.
Sanatçılar, albümlerinin yıldönümü kutlamaları başlığı altındaki, turnelerde çalınacak şarkılara karar verirken müzik dinleme platformlarında en çok dinlenen çalışmalarını seçmeyi tercih ediyor. İstatistikler bu geri dönüş turnelerininin merchandise satışlarını neredeyse iki kat yükselttiğini ve dinlenme oranlarını da kayda değer derecede artırdığını kanıtlıyor. Örneğin, Oasis biletleri satışa çıktığı an Spotify’da dünya genelinde dinlenme oranı %160’tan fazla artmıştı.
Tarkan da Karma turnesi yapar mı?
Peki sanatçılar, hayranların heyecanları ve anılarını sadece para olarak mı görüyor yoksa onlar da geçmişteki başarılı işlerini hatırlayarak özgüvenlerini geri mi kazanıyor? Yoksa bu tarz turneler yeni sanat üretimin önüne ket mi vuruyor? Aslında hepsine cevabımız ne evet ne de hayır. Sonuçta sanatçılar da bir şekilde para kazanmak zorunda. Bu saydığımız isimlerin eskisi kadar üretim yapma disiplinine de sahip olmadığı aşikar. O zaman neden onların en parlak ve en güçlü dönemlerini yansıtan bu şarkıları canlı bir performansta dinlemeyelim ki?
Günümüz seyircisinin büyük isimlerin sadece hit şarkılarını dinlemek için konserlere para ödediğini düşünürsek eğer, bu denklemde alan da satan da memnun. Ayrıca bu turlar grupların bir sonraki projelerine fon sağlamak için de önemli bir kaynak.
Bu akımın ülkemiz sanatçıları tarafından henüz sahiplenilmemesini şaşırtıcı buluyorum. Hâlâ senfoni orkestrası ile konser vermenin yenilikçi bir yaklaşım olduğunu düşünüyorlar. Mesela Tarkan kült albümü Karma’yı baştan sona çaldığı bir turne düzenlese hiç ummadığınız kişileri bilet alırken görebilirsiniz. Levent Yüksel’in Med Cezir albümü etrafında şekillenen bir konser de iyi olmaz mıydı? Ceza’nın Rapstar albüm turnesine yeniden çıkması... Neden olmasın?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Adamlar üyeleriyle yeni albümleri "Kahırlı Merdiven"in üretim sürecini konuştuk. Duman'ın 11 yıl aradan sonra çıkardığı Kufi'yi dinledik.
16 Ara 2024

YAZARLAR

Eda Solmaz
Müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Juliette Binoche’un oyunculuğu, yüzün sinemadaki anlamını genişletir. Yüz, duyguların aynası olmanın ötesinde zamanın, hafızanın, arzunun ve insan deneyiminin ortak mekanına dönüşür. Her film bu mekanı yeniden keşfeder. Her yönetmen aynı yüzde başka bir evren bulur. Her seyirci kendi hayatından bir parçayı o bakışlarda yeniden hatırlar.

Cannes Film Festivali’nin ardından Türkiye prömiyerini 15. Uluslararası Suç ve Ceza Filmleri Festivali’nde yapan Sebastián Lelio'nun "Dalga"'sı (La ola) Şili'de 2018'de yaşanan üniversite işgallerinin politik atmosferini, 2019'da dünyanın dört bir yanına yayılan performatif feminist direnişin mirasıyla birlikte düşünüyor. Lelio, yaşanmış bir hareketin ritmini sinemanın anlatı diline taşıyarak müzikali, gündelik gerçekliğin dışında konumlanan bir tür olmaktan çıkarıp toplumsal deneyimin taşıyıcısı hâline getiriyor.

Shahrbanoo Sadat'ın yönetmenliğini üstlendiği "No Good Men", Anwar Hashimi'nin yayımlanmamış otobiyografik günlüklerinden beslenen beş filmlik serinin üçüncü halkası. Hashimi'nin yaklaşık sekiz yüz sayfalık günlüklerini okuduktan sonra uzun soluklu bir sinema projesini hayata geçiren Sadat'ın projesi zamanla tek bir yaşam öyküsünün sınırlarını aşıyor ve Afganistan'ın yakın tarihini taşıyan ortak bir hafızaya dönüşüyor.




