Ölümcül körlük #2 | O muayen günler: Regl tabuları kadınlara neye mâl oluyor?

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Dünyada her ay 2 milyardan fazla kadın regl oluyor. Bu durum kadın fizyolojisinin bir parçası olsa da tıp literatüründe en az araştırılan konulardan biri ve milyonlarca kadının steril koşullara, hijyenik ürünlere, doğru bilgiye ulaşamamasına neden oluyor. Menstrüasyon dönemi, onunla bağlantılı hastalıklar ve sorunlar hakkında sınırlı bilgimiz, sonsuz önyargımız var.
Her ay milyonlarca kadının aklında benzer sorular: "Çok ağrı yaşar mıyım; ped bulabilir miyim; su bulabilir miyim; sınavıma, toplantıma, tatilime denk gelirse ne yaparım; gecikirse bu bir sorun mu; erken geldi bu bir sorun mu; hamile miyim; hamile değil miyim?"
Kadın doğasının ayrılmaz bir parçası regl döngüsü, ismi anılmayan bir tabu. Birbirimize fısıltıyla “Geldi mi, geliyor mu” diye soruyor; kaş göz işaretiyle “Arkama baksana” diyor; sadece dudaklarımızı oynatarak karşımızdakine ped ihtiyacımız olduğunu söyleyebiliyoruz. Ne zaman biraz yorgun ya da kızgın olsak bu sefer erkeklerin “O muayen gününde” iması başlıyor.
Peki dünya “o muayen gün” hakkında ne kadar bilgi sahibi?
Öncelikle menstrüasyon dönemi ne demek? Regl, yani menstrüasyon, kadınların üreme sisteminin doğal ve döngüsel bir parçası. Ergenlik döneminden menopoza kadar her ay düzenli aralıklarla yaşanan bu süreç, vücudu potansiyel bir gebeliğe hazırlıyor. Döllenme gerçekleşmediğinde ortaya çıkan kanama her kadında farklı şiddet ve seyirde yaşanan fiziksel ve duygusal değişimleri de beraberinde getiriyor.
Öte yandan: Dünyadaki her kadının yaşadığı ortak bir deneyim olmasına karşılık, yüzyıllar boyunca kadınlar regl dönemlerinde sağlıklı koşullara ulaşmak için mücadele vermek zorunda kaldı. Üstelik bu mücadele içinde pek çok kez yaftalandılar, sağlıklarını kaybettiler, öldüler ve öldürüldüler.
Öldüren tabu
Arkeolojik kayıtlara göre, Taş Devri’ndeki kadınlar deri ve ketenden yapılmış, yosun ve kumla sarılmış pedler; Antik Mısır’da bel bezleri, papirüs ve otlardan yapılan tampon benzeri aparatlar kullanılıyordu. Hipokrat, Antik Yunan’da kadınların pamuk lifi ve ev yapımı bezler kullandığını aktarırken, bu dönemlerde henüz regl olmak gizlenmesi gereken bir durum olarak görülmüyordu.
Ancak Ortaçağ Avrupası’nda regl olan kadınların “büyücü” olabileceği fikri oluştu ve yüzyıllarca sürecek bir önyargının temeli o günlerde sağlamlaştı. Regl kanının zehirli olduğu, kadınların bu dönemde ekinleri öldürdüğü, insanları zehirleyebildiği inancı yaygınlaştı, tabu hâlini aldı, kadınların yargılanması ve idam edilmesi için âdet görmesi yeterli sayıldı.
Bugün hâlâ dünyanın farklı kültürlerinde regl olan kadınların yemek pişirmemesi, çiçek bakmaması, dans etmemesi, banyo yapmaması, ekmek pişirmemesi, kucağında çocuk tutmaması gerektiğine ilişkin batıl inançlar var ve tahmin edilebileceği gibi bu aktiviteler kadınların gündelik hayatlarının oldukça büyük bir kısmını kaplıyor.
Etiyopya ve Nepal’de regl olan kadınlar evden kovuluyor ve dışarıda soğuk, hayvan saldırısı, cinsel şiddet gibi nedenlerden hayatlarını kaybedebiliyorlar. Regl olan kız çocuklarının erişkin sayılması da kız çocuklarının çok genç yaşta evlendirilmesine neden oluyor.
Âdet yoksulluğu: Milyonlarca kadının ortak derdi
Her gün 800 milyondan fazla kişi regl oluyor ve kadınlar hayatlarının yedi yılını regl olarak geçiriyor. Buna karşılık yine de dünya genelinde 500 milyondan fazla kadın regle dair doğru bilgiye, hijyenik şartlara ve bakım ürünlerine erişemiyor.
Olağanüstü şartlar söz konusu olduğunda bu durum daha da belirgin hâle geliyor. Özellikle afet bölgelerinde kadınların en önemli sorunları arasında hijyen yer alıyor. Örneğin Bangladeş, Mısır, Hindistan, Madagaskar ve Zimbabve'de, kentsel alanlarda kadınlar hijyenik ped kullanabilirken, kırsal alanlarda bez tercih ediyorlar. Yine Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF verilerine göre Etiyopya’nın kırsal kesimlerinde nüfusun beşte biri hiç malzeme kullanmıyor.
- ABD’de özellikle düşük gelirli ailelerin çocukları ve göçmenler başta olmak üzere her 4 gençten 1’i ve her yetişkin bireyden 1’i hijyen ürünleri temin etmekte zorlanıyor.
- 2020 yılında Plan International’ın yaptığı ankete göre, İngiltere’de 10 kız çocuğundan 2'si hijyenik ürünlere ulaşamadığı için tuvalet kağıdı kullanıyor.
Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin raporuna göre, Gazze’de 540 binden fazla kadın ve kız çocuğu hijyen ürünlerine erişemiyor, bez veya sünger kullanmak zorunda kalıyorlar. Gazze’deki kadın ve kız çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak için her ay 10 milyon tek kullanımlık hijyenik ped gerektiği tahmin ediliyor.
Lübnan'da ekonomik kriz sırasında hijyenik pedlerin ve diğer hijyen ürünlerinin fiyatları yüzde 98-234 oranında arttı. Nisan 2020'de kadınların yüzde 66’sı hijyen ürünlerini satın almaya güçlerinin yetmediğini belirtti. Ancak regl tabu olduğu için bu konuda konuşmadılar.
Türkiye'de de durum farklı değil, özellikle çocuklar ve gençler regl dönemine ilişkin kapsamlı bilgiye erişmekte zorluk yaşıyor. Bilhassa 6 Şubat depremleri sonrasında barınma alanlarında suya ve hijyenik ürünlere erişemeyen kadınların yaşadığı zorluklar bu sorunun kriz dönemlerinde nasıl derinleştiğini ortaya koydu.
Konuşmamız Lazım Derneği afet sonrası kadınların yaşadığı sorunların çözümüne ilişkin bir rapor hazırladı. Yine derneğin yaptığı araştırma Türkiye’deki regl alışkanlıklarını göstermesi açısından önemli:
“Katılımcıların sadece yüzde 26,4’ü menstrüel ürünleri satın alırken hiçbir zaman zorluk yaşamadığını belirtirken, yüzde 42,5’i nadiren zorluk yaşadığını, yüzde 22,6’sı sıklıkla zorluk yaşadığını, yüzde 8,5’i ise her zaman zorluk yaşadıklarını belirtmiştir. Yüzde 26,4 gibi oldukça düşük bir yüzde dışındaki katılımcıların değişen yoğunlukta da olsa menstrüel ürünlere erişimde zorlanmaları, erişimin kırılganlığını ve güvencesizliğini ortaya koymaktadır.”
Türkiye’de hijyen ürünlerine yüzde 18 katma değer vergisi uygulanıyor ve pedler lüks tüketim malı kategorisinde yer alıyor. Havyar, çikolata gibi ürünlerde bu oran yüzde 8.
2022 yılında Derin Yoksulluk Ağı tarafından yapılan araştırma, ekonomik zorlukların yol açtığı sorunları göz önüne serdi. Rapora göre, 103 aileyle yapılan görüşmede kadınların yüzde 82’si hijyenik pede ulaşamıyordu.
Türk Tabipler Birliği’nin açıklamalarına göre ise kadın sağlığını doğrudan ilgilendiren bu ürünlere ulaşamayan kadınlar, sağlıklarını riske ederek iptidai çözümler üretmek zorunda kalıyor. Örneğin geçici tarım işçilerinin emicilik sağlamak için yaprağın üzerine toprak koydukları, ciddi enfeksiyon ve sağlık problemleri yaşadıkları biliniyor.
Tıp araştırmalarının üvey evladı: Âdet kanı
Bugün dünyada regl kanı üzerinde yapılacak araştırmaların önleyici tıp için bir temel teşkil edebileceği kabul edilse de bu konuya ilişkin güçlü verilere halen sahip değiliz. Çünkü tıp dünyası Babil ve Sümer medeniyetinden bu tarafa yani 6 bin yıldır idrar ve tükürük örneklerini bir araştırma donesi olarak kabul etse de regl kanını bu kategoriye sokmadı.
- Bu yok sayılma hali binlerce yıl sürdü. Regl kanı ve regl dönemi üzerine ayrıntılı araştırmaların yapılabilmesi 2010’lu yılları buldu. Bu süre zarfında araştırma şirketleri bu konuya fon ayırmadığı gibi, üniversite yönetimleri de çalışmayı “mide bulandırıcı” olarak niteliyordu.
Hatta öyle ki, hijyenik pedler 20. yüzyılın başlarında yaygınlaşmasına rağmen araştırmacılar 2023 yılına kadar regl ürünlerinin emilimini incelemek için kan yerine su kullanıyordu. Yani reklamlarda sıklıkla karşılaştığımız mavi sıvı, yalnızca bir pazarlama yöntemi değil. İki sıvının yoğunluk farkı, bugüne kadar yapılan araştırmaların güvenirliliğinin de sorgulanmasına neden oluyor.
Rose projesi ve NGJ gibi şirketler bugün kadın bedeni ve sağlığına odaklanan araştırmalar yapıyor ve çarpıcı sonuçlara ulaşıyorlar. Bugüne kadar tıbbi atık olarak nitelenen regl kanının şeker hastalığından kalp krizine, üreme sağlığından kansere uzanan bir skalada pek çok hastalığa ilişkin önemli ipuçları taşıyabileceği araştırmaların ortaya koyduğu bir gerçek. Üstelik bu analizler, kişilerin hormon takibini yapmak, jinekolojik sorunlarını tespit etmek, kanser taraması ve diyabet gibi hastalıkları izlemekte de işe yarıyor.
- Northwell Health'teki Feinstein Tıp Araştırma Enstitüleri'nde yürütülen araştırma projesinden Christine Metz, “Bu, tamamen ihmal edilmiş bir biyolojik örnek. Atık olarak kabul ediliyor, ancak aslında gerçek bir hazine” diyor.
Menstrüasyon süreçlerinin bu kadar az araştırılması, kadınların tarihsel olarak klinik çalışmalardan dışlanmasının en iyi örneklerinden biri.
'Tanı alana kadar doğurganlığımı kaybettim'
34 yaşındaki Esra, bu yaşta hiç karşılaşmayı beklemediği bir sorunla karşı karşıya: Uzun yıllardır tedavi almaya çalıştığı hâlde geç teşhis nedeniyle doğurganlığını kaybetme riskinin üzüntüsünü yaşıyor.
Tıp dünyasının kadınlara ilgisizliğinden payını alan hastalıklardan biri endometriozis. Şiddetli ağrılarla ortaya çıkan ve aşırı kanamaya neden olan bu hastalık, üreme çağındaki kadınların yüzde 10’unu etkiliyor. Sınırlı tedavi seçeneği olmasının yanında teşhis konulması da kimi zaman yıllar sürüyor. Dünya Sağlık Örgütü endometriozisin insanların yaşam kalitesi ve genel refahı üzerindeki olumsuz etkilerini açıklasa da “henüz bir tedavisi olmadığını” belirtiyor ve çözümü için antiinflamatuar ilaçlar ve ağrı kesiciler öneriyor.
- Endometriozisin dünya genelinde kısırlık sorunu yaşayan kadınların yüzde 25-50’inde görüldüğü kabul ediliyor.
Bu hastalığın yan etkileri arasında ayrıca aşırı kanama, demir eksikliği, aşırı hâlsizlik, depresyon, gündelik hayata katılımda sorunlar var. Ağrı skalasında da doğum ağrısıyla eşdeğer olduğuna ilişkin araştırmalar bulunuyor.
Bu hastalıktan muzdarip olanlardan biri de Esra:
“İlk âdet gördüğüm zamanlardan başlayarak çok şiddetli ağrılar çektim. Kimi zaman bayıldığım, hastaneye kaldırıldığım oldu. Uzun zaman ailem ve arkadaşlarım tarafından ‘nazlı’ olarak nitelendim. Ancak onları suçlamıyorum çünkü hastaneye gittiğimizde doktorlar bana ağrı kesici iğne yapıyor ve ‘ağrı eşiği düşük’ diyorlardı. Bu yüzden bir sefer ‘Artık ağrı kesiciyi kendim alayım, doktora gitmeyeyim’ diye düşündüm. İçtiğim ilaç yüzünden mide kanaması geçirdim. İlk kez 24 yaşımda bir doktor bana ‘sen endometriozis hastasısın’ dedi. Yani bu ağrıları çekmeye başladıktan yaklaşık 10 yıl sonra teşhis aldım. Ancak bu sefer de hastalığın ne kadar ilerlediği konusunda görüş ayrılıkları oldu.”
Esra iki kez ameliyat olmuş. Regl döngüsünün kontrol altına alınması için hormon ilaçları kullanmaya başlamış. Bu süreçte okulda ve işte sorunlar yaşadığını anlatıyor:
“Benim çevremde herkes ayın en az 2 günü hiçbir şey yapamayacağımı bilir. Bir iş ararken de bunu söylüyorum. İşe gidemem. Gitsem süreci yönetemem, midem bulanabilir, ishal olabilirim, bayılabilirim. Bunların hiçbirini göze alamam. O yüzden mutlaka bunu söylemek zorunda kalıyorum. Belki de bu yüzden ayın diğer günlerinde başka arkadaşlarımdan daha çok çalışıyorum. Yakın zamanda evlenecektim, doktora ‘Çocuk sahibi olmam sorun olabilir mi?’ dedim. ‘Muhtemelen çocuğun olmayacak’ yanıtı aldım. Hayatımın en ağır şoku da bu oldu. Rahim duvarımda geri dönüşsüz bir hasar olabileceğini söyledi. Şimdi yine doktor doktor gezme evresindeyim. Nişanlım bunu kabul edeceğini söyledi ama ben kabul edemedim daha.”
'Ben bir nevi ped dilencisiyim'
21 yaşındaki Seray, ped almak için bütçe ayırmakta zorlanıyor. İstanbul’da üniversite okuyan, yarı zamanlı işlerde çalışan, ailesinden sınırlı yardım alan genç öğrencinin bu duruma karşı geliştirdiği formül trajik:
“Ben ayda 5-7 gün arası regl oluyorum. Çok fazla ped kullanmak zorunda kalıyorum. En ucuz ürünleri seçsem de bütçemi zorluyor. Ayrıca başka hijyen sorunları da yaşadım. Çoğu kez cildim tahriş oluyor. Arkadaşlarımdan sık sık ped istediğimi fark ettim. En son yurttaki oda arkadaşlarım ortak bir ped sepeti yaptılar ama bunu benim için yaptılar biliyorum. Bu beni çok utandırıyor. Oradan almamak için bazen peçete kullanmaya başladım. Akşam sorun olmasın diye de önlem olarak hasta külotlarından almıştım, onu kullanıyorum. Kaplar var biliyorum ama kullanmaya çekiniyorum. Aslında düzgün yıkama imkanım olsa yıkanabilir pedlere geçeceğim. ”
'Histerik deyip geçtiler'
Aslı 37 yaşında ve yıllarca çok şiddetli kaygılar yaşadıktan sonra PMS döneminde anksiyetelerinin artması şikayetiyle doktora gitmiş:
“Tabii böyle ifade etmedi ama doktor beni ‘Siz kadınlar böyle oluyorsunuz işte’ diye geçiştirdi. Kendimi sorunları inanılmaz abartmış, hastalık hastası biri gibi hissettim. Sonra kadın doğum uzmanına gittim ve hormonlarımın çok dalgalandığını öğrendim. Meğer o hâlin nedeni de buymuş. Tedaviye başladım. O dönemde ciddiye alınsaydım belki de bu kadar uzun süre bu ızdırabı çekmezdim.”
Ayrımcılık, regl döneminin getirdiği en yaygın sorunlardan biri. Şiddetli kramplar nedeniyle hastaneye kaldırılan Melisa sınavı kaçırdığı için hocasına durumu anlatmak istemiş ancak “Kadın-erkek eşitliği böyle bir şey, iltimas geçemem” cevabını almış.
İşyerinde regl döneminde geçirdiği migren atakları yüzünden performans kriterlerine takılan Umay ise kurumsal hayatta regl izninin yalnızca bir yaftalanma malzemesi olarak kullandığını düşünüyor:
“Pazarlama alanında çalışan bir şirketiz ve şirket politikaları arasında regl izni de var. Görünürde çok güzel bir uygulama ancak erkek yöneticiler tarafından silah gibi kullanılıyor. Sırf bu yüzden kullanmayı tercih etmiyoruz. Bir erkek yönetici izni kullanan arkadaşımızın periyodunu aşağı yukarı tahmin edip toplantılarda ‘Sen şimdi duygusal olursun, düzgün karar veremezsin’ sözleriyle mobbing uygulamıştı.”
Regl iznini dünyada ilk gündeme getiren ülke 1922’de Sovyetler Birliği. Bugün pek çok ülkede tabu olmaya devam eden bu uygulama, kadınlar tarafından da mahremiyet ihlali kaygısıyla çok tercih edilmiyor.
'Bütün okul dönemim ağlayarak geçti'
Konuşacak birini bulamamak ya da zorbalık, yeni regl olan kız çocukları için ömür boyu sürecek travmalara neden olabiliyor. Bugün 29 yaşında olan Zeynep’in okulda yaşadıkları bunun bir örneği:
“İnsanlar mesela elbiselerine kan bulaştığında falan rezil olduklarını düşünür, utanırlar. Benim hikayem hiç öyle olmadı. Sınıfın zorba çocuklarından biri çantamın içindekileri boşaltınca içinden ped düştü. Onu alıp alnına yapıştırıp sınıfın ortasında gezdi. Yaşım daha küçüktü ve diğer kız arkadaşlarımdan daha erken âdet görmüştüm. Bana yıllarca Kızıl Deniz diye lakap taktılar, dalga geçtiler. Çantamı kurcaladılar. Bu yüzden fermuarlı etekler giymeye başladım. Atamadım bu korkuyu.”
Ursula K. Le Guin diyor ki, “Biz yanardağlarız. Biz kadınlar, deneyimlerimizi gerçeklerimiz olarak sunduğumuzda bütün haritalar değişir. Yepyeni dağlar yükselir.”
Deneyimlerimizi dinleyen bir bilim dünyası belki binlerce yıl sonra kadınların hastalıklarına da bir çözüm düşünmeye başlar, kim bilir?
Sürecek…
Ölümcül Körlük dizisinin önceki yazıları:
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
YAZARLAR

Ayça Örer
Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Müfredatı, sınav sistemini, okul yapılarını ve öğretim araçlarını sürekli reformlardan geçiriyoruz. Fakat eğitimde karşılaştığımız hemen her güçlüğü yine okulun içinden, okulun dili ve araçlarıyla çözmeye çalışıyoruz. Oysa reformdan önce okula hangi gözle baktığımızı, öğrenmeyi neden okulla özdeşleştirdiğimizi ve çocuğu bir özne olarak görüp görmediğimizi sorgulamak gerekiyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün son raporuna göre El Niño fenomeni, gelecek aylarda yağış ve sıcaklık düzenlerinde büyük etkiler yaratacak; sel, kuraklık ve aşırı sıcaklık riskleri artarak ortaya çıkacak. “Son 40 yılın en güçlü El Niño’su” olabileceği belirtilen bu durum için dünya genelinde olağanüstü hazırlık çağrıları yapılıyor.

Bazen birini o an biraz tedirgin etmek ya da yüzleşmekten çekindiği bir gerçeği sakince paylaşmak, uzun vadede hem ona hem de ilişkiye sunulabilecek en içten ve yapıcı katkı oluyor. Belki de esas mesele, ne patavatsızca her şeyi ortaya dökmek ne de çekinip sessizliğe gömülmek… Nezaket görüntüsü altında kendi rahatımızı mı, yoksa karşı tarafın ve ilişkinin gerçek gelişimini mi düşündüğümüzü kendimize dürüstçe itiraf edebilmemiz gerekiyor.

Tıp, uzun yıllar erkek bedenini temel alarak araştırdı, hastalıkları tanımladı ve teşhis kriterleri geliştirdi. Bunun sonucun ise kadınların özellikle bazı hastalıklarda daha geç veya yanlış teşhis alması, tedaviye erişimde eşitsizlik ve yalnızca kadınları etkileyen sağlık sorunlarının yeterince araştırılmaması oldu. "Ölümcül Körlük" dizisinin ilk yazısı, tıbbın cinsiyet körlüğünün nasıl oluştuğunu ve bunun kadın sağlığı üzerindeki sonuçlarını inceliyor.

Greenpeace Türkiye’nin 5 büyük market zincirinden aldığı 20 ürünün 3’ünde mevzuata aykırı pestisit kullanımı, 7’sinde ise 3’ten fazla pestisit tespit edildi; birinde 15 yıl önce yasaklanan etken madde bulundu. Daha 2021’de pazarın yüzde 60'ını yönettiği belirlenen zincir marketler, tarladaki üretim standartlarını da belirleme gücüne sahip. Market zincirlerinin elindeki bu gücün yanında ilgili kanunlar gıda kodeksine aykırı ürün satmama sorumluluğu da yüklüyor. Pazarı kontrol edenler, pestisit kullanımın da kontrol edebilir.




