Orkney Adaları’ndan evrene sesli kartpostallar: Erland Cooper


Profesyonel bir sinema topluluğu: House of Yapımlab
Dünyaya sizinle aynı gözlerle olmasa dahi sizinle aynı yerden bakan, konuştuklarınızda ortaklık kurabildiğiniz insanlarla iletişimi devamlı kılmanın dünyaya bakışımızı zenginleştirdiğini reddedemeyiz. Bu yönleriyle; benzer bir disiplinde,…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Erland Cooper’in bir röportajında “Tam bir döngü oluşturmuş gibi hissediyorum.” cümlesini okuduğumda aklıma Hermann Hesse geldi. Onun hikâye anlatıcılığındaki temel öğelerden biridir döngüsellik. Hermann Hesse için hayat, tam bir tur atıp geri dönerek doldurduğun zaman dilimidir. Eğreti otlarından yaptığın kolyeleri; sonsuz ırmakların, güneşe açılan yaprakların ve ufuk çizgisinde kanat çırpanların boynuna asmaktır bir bakıma. Hermann Hesse’nin “Mükemmel müzik dengeden doğar. Denge doğru olandan, doğru da dünyanın anlamından doğar. Bu yüzdendir ki ancak dünyanın anlamını bilip kavramış biriyle müzik üzerinde konuşulabilir… Müzik gökle yer arasındaki ahenge, karanlıkla aydınlık arasındaki uyuma dayanır.” sözünü şimdilik buraya bıraktım. Yoluma doğup büyüdüğü Orkney Adaları’ndan tüm dünyaya sesli kartpostallar gönderen Erland Cooper ile devam etme niyetindeyim. Şarkıcı, söz-yazarı ve multi-enstrümantalist etiketlerinin sahibi olan Erland Cooper, çağdaş klasik, ambient ve elektronika seslerin birleşiminden oluşan müziğiyle karşımda. Daha doğrusu kulaklarımda. Amacı, yer kapmaca oynadığı büyük şehir hayatında, Londra’da, kendisini geçmişe ve bir bakıma da geleceğe taşımanın bir yöntemini ararken bulan Erland Cooper, şimdiye kadar solo projesiyle hep zihnindeki manzaraları dinleyiciye sundu. Onun hayatına giriş yapmadan önce Google’a “Orkney Adaları” yazarak çıkan fotoğraflara bir süre bakmanızı tavsiye ederim.

Gizlice girilen müzik odası: 20’li yaşlarında Orkney Adaları’na taşınma kararı alan, bir yandan öğretmenlik yaparak diğer yandan altı çocuğunu büyüten ve şimdilerde aynı yerde emekliliğinin tadını çıkaran bir ebeveyne sahip olan Erland Cooper’ın o günlere dair hatırladıklarının içinde hep adalara dair bir şeyler var. Müzikle olan ilk anılarını okuduğu okulda müdür yardımcısı olan babasının cebinden aldığı anahtarla gizlice girdiği müziği odasında piyona çalarak oluşturan Cooper’ın o zamanlar dinlediği isimler arasında büyüdüğü sokaklarda şarkılarına yüksek sesle eşlik edilen Bert Jansch’ten, okyanusun karşı kıyısında fırtına etkisi yaratan Bright Eyes'a kadar uzanan geniş bir yelpaze var. 18 yaşına geldiğinde Cooper, tıpkı pilot, akademisyen ve beyin cerrahı olan kardeşleri gibi meslek edinmek için yanına sadece babasıyla birlikte yaptığı yürüyüşlerde çevredeki kuş türlerine ve adanın ev sahipliği yaptığı mitolojik hikâyelere dair anıları alarak Orkney’den ayrıldı. Bir gün elbet dönecekti. Fakat ne zaman ve nasıl olacağı belirsizdi.
Daha az notayla daha fazlası: Sabahları yazarak doldurduğum boş sayfalarda parçalardan bütüne doğru yol aldığım bir döngü var. Erland Cooper’ın müzik etrafında oluşturdukları için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Bulunduğu zamanda ve mekânda oluşan hislerin özünü zahmetsizce yakalamayı başaran sanatçılardan ilham aldığını dile getiren Cooper’ın üretim motivasyonunu "Her zaman en basit şeyi yazmaya, daha az notayla daha fazlasını anlatmaya çalışıyorum.” cümlesinde görmek mümkün. Yaşadığı şehirdeki çatışmalardan uzaklaşmak için Orkney Adaları’nın ev sahipliği yaptığı çocukluk anılarına sığınan Cooper, bir süre sonra doğa seslerinin müziğindeki karmaşık anlatımı yalınlaştırdığını fark etti. Zamanla Orkney Adaları’nı daha sık ziyaret etmeye başlayan Cooper, burada yaptığı yürüyüşler sırasında gerçekleştirdiği alan kayıtlarını Londra’daki penceresiz stüdyosunda, kendini dünyada olan bitenlerden uzaklaştırarak müziğiyle birleştirdi.

Orkney Adaları’na dönüş: Bu yazıda José Saramago’nun “Yolculuğun sonu yalnızca bir başkasının başlangıcıdır. Görülmeyeni görmek, görülmüş olanı tekrar görmek, yazın görülmüş olanı baharda görmek, gece görülmüş olanı gündüz görmek, daha önce yağmur yağan yeri güneş altında, yeşil buğdayı, olgun meyveyi, yer değiştirmiş taşı, orada olmayan gölgeyi görmek gerek. Atılmış adımları tekrarlamak için onlara basa basa ve yanında yeni yollar açmak için geri dönmek gerek.” sözüne yer vermezsem olmazdı. Orkney’in büyüsünün denizin ve toprağın, karanlığın ve ışığın derin ve muhteşem ritminde olduğuna inanan Erland Cooper, adaların doğasında yer alan aşırılığı karşıt melodilerle destekledi. Adalarla kurduğu bağ sayesinde özgün bir müzikal ifade yaratan Cooper, bir dönem kaçmak için sabırsızlandığı Orkney’in kendisi için ne ifade ettiğini "Şimdi tek yapmak istediğim insanlara Orkney'den bahsetmek ve oraya dönüp insanları yanıma almak. Doğa ve özellikle Orkney benim için tek gerçek sıfırlama. Dokuz yıldır farklı türlerde müzik yapıyorum, sürekli geri döndüğüm tek gerçek bu.” sözlerinden anlamak mümkün.

Çocukluk anılarına yolculuk: Müzik kariyerine folk-pop grubu Erland & The Carnival ile başlayan Erland Cooper, üç albümlük serüvenin ardından yoluna Game of Thrones için yaptığı bestelerle Emmy Ödülü kazanan Hannah Peel ve The Verve'den Simon Tong’un da yer aldığı The Magnetic North projesiyle devam etti. Erland Cooper, her ne kadar The Magnetic North için heyecanlı olsa da grup arkadaşlarının başka projelerdeki yoğunluğu yüzünden zamanla solo çalışmalara yöneldi. Londra’daki meşgul zihnini rahatlatmak, belirsizlik karşısında sakinleşmek ve çocukluk anılarına yolculuk etmek için yarattığı şarkılar, yolu Orkney Adaları’ndan geçen kuşların seslerini ve adlarını alarak Cooper’ın ilk solo albümüne, Solan Goose’ye dönüştü. Oluşturduğu bu temayı, An Orkney Triptych adını verdiği bir üçleme albümle tamamlaya karar veren Cooper, havanın ardından sırasıyla denizi konuk ettiği Sule Skerry’i ve adalarda geçen mitolojik bir hikâyeden ismini alan toprak konulu Hether Blether’i yayımladı. Böylelikle Erland Cooper, doğaya olan saygısını, bir başka deyişle döngüsünü tamamladı. Geriye sadece onun sesli kartpostallarında sunduğu eşsiz manzalarda dolaşmak kaldı.
Bu zamana kadar Keşif Sahnesi’ne konuk olan sanatçıların yer aldığı Spotify çalma listemize buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bir müzisyenin sıfır noktası, sanatçı bir annenin döngüsü, bir devletin doğuşu, Oasis'in geri dönüşüm kutusu ve Maskeli Balo.
29 Oca 2021

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.



