Orman yangınlarından kim sorumlu?

Yaz geldi ve orman yangınları da başladı. Özellikle İzmir ve çevresini etkileyen yangınlarda hem insanlar hem de hayvanlar yaşamını yitirdi, ekosistemler zarar gördü. Ve her yangın sezonunda olduğu gibi hemen “Yangını kim çıkardı?” sorusu gündeme geldi. Peki orman yangınlarından ve yangınların söndürülememesinden kim sorumlu?
Orman yangınlarından kim sorumlu?

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Yaz geldi ve orman yangınları da başladı. Özellikle İzmir ve çevresini etkileyen yangınlarda hem insanlar hem de hayvanlar yaşamını yitirdi, ekosistemler zarar gördü. Ve her yangın sezonunda olduğu gibi hemen “Yangını kim çıkardı?” sorusuyla birlikte “Neden yeterli uçak ve helikopter yok?” feryadı gündeme geldi. 

Bu çok doğal çünkü ormanlarla birlikte yüreğimiz yanıyor ve bir sorumlu arıyoruz. O kimse bulalım ki hesap soralım. Peki orman yangınlarından ve yangınların söndürülememesinden kim sorumlu?

Yangınların çıkması doğal mı? 

Öncelikle belirtmek gerekir ki Akdeniz coğrafyasında ve dünyanın pek çok yerinde orman yangınlarından bazıları doğal yollarla çıkıyor. Bu yangınların baş sorumlusu yıldırımlar. Bu yangınlar doğal döngünün bir parçası olduğu için ağaçlar buna göre evrimleşmiş durumda. Artık çoğu insanın bildiği üzere, bazı ağaçların kozalakları sadece yangın gibi yüksek sıcaklıklarda açılıyor ve tohumlar bu şekilde toprakla buluşuyor. Bu sayede, yangından bir süre sonra bölge yeniden ve kendiliğinden yeşillenmeye başlıyor. 

Bu gibi doğal nedenlerin dışındaysa yangınlar insanlar nedeniyle çıkıyor. Terör veya savaş taktiği olarak yangın çıkarmak, bilinen ve hem sivil hem de savaş hukukuna göre yasak olan bir eylem. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurucu belgesi Roma Statüsü’nün 8 (2) b (iv) maddesi uyarınca, savaş sırasında dahi “doğal ortama amaçlanan askerî avantajın ötesinde uzun dönemli maddî zarar verilmesi” bir suç. Barış zamanlarındaysa orman yangını çıkartmak genelde ulusal kanunlarla yasaklanıyor. 

İhmalle çıkan yangınlar

Bunların dışındaysa yangınlar genelde ihmal nedeniyle çıkıyor. Sönmeden doğaya atılan bir izmarit, anız yakma, kamp ateşi, mangal ve inşaatlardan çıkan kıvılcımlar en bilinen ihmal örnekleri. Bunun yanında, doğaya bırakılan çöpler ve havai fişekler gibi diğer nedenlerle de yangın çıkabiliyor. Zor ama böyle bir ihmalde payı olanlar bulunursa ceza alabiliyor.

Son yıllarda yangınların sayısının artmasının nedenlerinden biri insan yerleşimlerinin ve faaliyetlerinin ormanlara daha fazla yaklaşması ve hatta içinde gerçekleşmesi. Fark etmişsinizdir, yanan alanları gösteren fotoğraflarda açık şekilde görülen şeylerden biri de ormanlık alana yapıldığı anlaşılan yeni siteler. Hem bu sitelerin inşaatı hem de sonrasındaki yaşam sırasında insanlarla ormanın yan yana olması yangın riskini de artırıyor. 

Elektrik şirketlerinin sorumluluğu 

Yine ortaya atılan iddialardan biri, yangınların elektrik şirketlerinin ihmalinden kaynaklandığı. İzmir Valisi, yangınların elektrik hatlarından kaynaklandığını iddia etti; Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı Mahir Ulutaş da elektrik dağıtım sistemlerinde eksiklikler olduğunu ve geçmişte de bu nedenle yangınlar çıktığını ifade etti. Gediz Elektrik ise yaptığı açıklamada Vali’nin iddiasını doğrulayacak somut bir delilin olmadığını ve yangınların iklim değişikliğini nedeniyle çıktığını belirtti

İklim değişikliğinin yangınlar üzerindeki etkisine geçmeden önce belirtmek isterim ki gerekli bakım ve onarımları yapmadıkları için yangınlara neden olmaları hâlinde elektrik şirketlerinin sorumluluğuna gidilebilir. Dünyada bu nedenle açılan davaların en ünlülerinden biri ABD’de California Eyaleti’nin elektriğini sağlayan PG&E şirketine karşı yürütülen yargılama. 

Davanın ayrıntılarına geçmeden önce belirtmem gerekir ki elektrik bir insan hakkı. Günümüzde artık elektriksiz yaşamak neredeyse mümkün değil. Bu nedenle, bu hizmetin devlet tarafından ve belli bir seviyeye kadar ücretsiz şekilde verilmesi gerekiyor. Aynı su ve ulaşım gibi... Ancak 90’lı yıllardan bu yana yaşanan neoliberal saldırı altında devletler elektrik üretim ve dağıtımını özelleştirdi ve kâr odaklı şirketlere bıraktı. Onlar da masraflarını kısıp gelirlerini artırmak için her yola başvuruyor. 

Bu çerçevede PG&E şirketi, California’da elektrik hizmeti konusunda onlarca sene neredeyse bir tekel kurmuş olmasına karşın şebekenin bakımını yeterli seviyede yapmadı. Bu da çeşitli yangınlara sebep oldu ancak şirketin sorumluluğuna bir türlü gidilemedi. Bu durum, 2018’de devasa boyuttaki Camp Fire yangınında büyük bir yıkım yaşanınca değişti. Yangının bakımı yapılmamış 100 yıllık bir elektrik direğindeki elektrik kablosunun kopmasından çıktığı anlaşıldı. 

Şirket, gerekli bakımı yapmayarak insanların ve mülklerin güvenliğini bilerek hiçe saymak suretiyle 84 kişinin taksirle ölümüne neden olmaktan suçlu bulundu ve milyonlarca dolar tazminata mahkum edildi. Şirket ertesi yıl iflas ettiğini açıkladı. (Bu şirketin yükselişi ve düşüşüyle ilgili olarak Eva Darian-Smith’in Global Burning kitabında bakılabilir.)

Devlet görevlilerinin sorumluluğu yok mu?

California’daki bu davada gündeme gelen konulardan biri, eyalet yetkililerinin de PG&E şirketiyle ilgili gerekli denetimleri yapmaması nedeniyle sorumlu tutulması gerektiğiydi. Bu olmadı. İzmir’deki son yangınlardan sonra Metin Günday hocamız da X’te benzer bir soru sordu

“Yangınların şirketlerin sorumluluğundaki elektrik şebekesinden çıkmış olması durumunda dahi devlet yetkililerinin sorumluluğuna da gidilemez mi?” 

Elbette gidilebilir ve gidilmeli de.

Bu konuda örnek olarak Anayasa Mahkemesi’nin Bayram Otel kararı gösterilebilir. Hatırlanacağı üzere, 2011 yılının Ekim ayında Van’da güçlü bir deprem meydana gelmiş ve çok sayıda kişi hayatını kaybetmişti. Bu depremde hasar alan ancak yetkililer tarafından denetlenmediği için mühürlenmeyen Bayram Otel, 9 Kasım’da yaşanan artçı depremde yıkılmış ve göçük altında kalan 24 kişi hayatını kaybetmişti. Açılan davada devlet yetkilileri hakkında soruşturma izni verilmemişti. Anayasa Mahkemesi bu başvuruda (Serpil Kerimoğlu ve Diğerleri), iki deprem arasında gerekli denetimleri yapmayarak pozitif yükümlülüklerini ihmal eden memurlara ilişkin soruşturma izni verilmemesini hak ihlali kabul etti ve devleti tazminata mahkum etti. 

Benzer bir durum orman yangınlarıyla ilgili de düşünülebilir. Zira her ne kadar elektrik üretim ve dağıtım hizmeti özelleştirilmiş ve şirketlere devredilmiş olsa da bunların kanun ve yönetmeliklere uygun şekilde çalıştığını denetlemek devletin görevi. Bu şirketlerin yapması gerekenlerden biri de şebekenin yangınlara neden olacak sorunlar yaşamaması için gerekli bakımları yapması. Bunu yapıp yapmadıklarını denetlemekse devletin görevi. Dolayısıyla, eğer bir yangın çıkıyor ve hak kayıplarına neden oluyorsa bu hem şirketlerin hem de devletin sorumluluğunu gerektirir. 

Suçu iklim değişikliğine atmak mümkün mü?

Son olarak gelelim şirketin “Asıl neden iklim değişikliği” iddiasına. Doğru, iklim değişikliği cidden orman yangınlarının sayısını ve gücünü artırıyor. Bu konuda Ümit Şahin’in buradaki yazısına bakılabilir. Ben de bu seneki Los Angeles yangınından sonra yangınlarla iklim değişikliği arasındaki bağlantıya dikkat çekmiştim. Bütün bilimsel veriler karbon salımlarının devam etmesi nedeniyle atmosferin ısındığını ve iklimin dengesizleştiğini gösteriyor. Üstelik bu durum giderek artacak. 

Peki bu sayede yangınların sorumluluğundan kurtulmak mümkün mü? Hayır. Bizim bildiğimiz bu gerçeği şirketler ve devletler bilmiyor olamaz. Eğer iklim değişiyorsa sen de önlemini ona göre almalısın. Örneğin Türkiye’nin giderek artan şekilde sıcak hava dalgalarına maruz kalacağını, nemin azalacağını, bitki örtüsünün kuruyacağını ve bunun da yangın sezonunu uzatıp alevlerin gücünü artıracağını bilimsel olarak öngörülmüş durumda. Demek ki sen de şirket olarak elektrik şebekesini buna göre güçlendirmeli, hatların çevresindeki kuru bitki örtüsünü temizlemeli, kabloları kontrol etmeli ve yenilemelisin. Devlet de şirketin bu önlemleri alıp almadığını düzenli olarak denetlemeli.

Hem suçlu hem güçlü olmak

Üstüne üstlük Gediz Elektrik ürettiği elektriğin büyük bir kısmını hâlâ doğalgaz ve kömür gibi fosil yakıtlardan elde ederken gelip bir de “iklim değişikliğini” suçlayamaz. Zira iklimi değiştiren de kendisi. Hem iklim değişikliğine neden olan karbon salımlarına devam edeceksin hem şebekeyi iklim değişikliğine uyumlu hâle getirmeyeceksin hem de çıkan yangınlardan sorumlu olduğunu kabul etmeyeceksin. Ne âlâ!

Aynı durum devlet için de geçerli. Gıda fiyatlarındaki artışı don olayına bağlayacaksın ama İklim Kanunu adı altında içinde ne karbon salım azaltım hedefi ne de net-sıfır tarihi olan bir metin edeceksin. Bir yandan artacağını bildiğin orman yangınları için gerekli personel ve malzeme altyapısını kurmayacaksın, insanlar damacanalarla yangın söndürmeye çalışacak, canlarını ve mallarını kaybedecek, ama diğer yandan Karadeniz’de doğalgaz aramaya, kömürlü termik santrallere yatırım yapmaya devam edeceksin. Resmî verilere göre 2024’te toplam elektrik üretiminin %54,1’ini hâlâ fosil yakıtlardan sağlanan Türkiye’nin yöneticilerinin iklim değişikliğinden şikayet etmeye ve sorumluluğu ona atmaya hakkı olamaz. 

  • Not: İklim değişikliğine rağmen önlem almayarak hak ihlallerine neden olan devlet yetkililerinin hukuksal sorumluluğuna dair Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Araş. Gör. Nihal Özkardeş’le birlikte yazdığımız ve hakem denetiminden geçen makale yakında İstanbul Hukuk Mecmuası’nda yayımlanacak.

Şirketlerin de devletin de bu tutumu bir çelişki değil, bilinçli bir politika. İnsan ve hayvan yaşamından çok ekonomik çıkarlarını düşündükleri, kâr uğruna bazılarımızı “feda edilebilir” kabul ettikleri bu ekonomik ve siyasal düzenden besleniyorlar. Bu öyle bir düzen ki yaşamdan çok parayı önemseniyor. Bu muameleyi reddetmediğimiz, bunun yerine insanın, hayvanın ve ekosistemlerin yaşamını önceliklendiren bir düzeni talep etmediğimiz sürece ne yazık ki sorumlular yargılanmayacak ve yangınlar da devam edecek, kayıplarımız da.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Serkan Köybaşı

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı, Hayvan ve Doğa Hukuku Laboratuvarı Direktörü. 2005 yılından bu yana Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi akademik kadrosunda olan Köybaşı'nın ifade özgürlüğü, vicdani ret, hayvan hakları, doğanın hak özneliği ve iklim değişikliği hukuku gibi konularda makaleleri ve tebliğleri bulunmaktadır. 2023 yılında doçentlik eseri olarak “İklim Değişikliğine Karşı Yeşil Anayasalcılık” başlıklı bir kitap yayınlamıştır.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?
AngstAngst

HİKAYE

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?

Deniz Aytekin

·

03 Tem 2026

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?