Paris'te Üç Gün: Yoga Bir Konferans Salonuna Sığar mı?


Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle hazırlanmaktadır.
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Kayıt yok, tekrar yok. Sadece şimdi var.
Mayıs sonunda Paris mevsim normallerinin çok üzerinde bir sıcak hava dalgasıyla boğuşuyordu. Termometre her gün 30 derecenin üzerini gösteriyor, konferans salonlarının klimaları bu yeni gerçekliğe yetişmekte zorlanıyordu. Ben de tam o günlerde, o salonlardan birindeydim. Yoga matımla değil, gönüllü yakamla.
Uluslararası Yoga Darśana Yoga Sādhana Konferansı bu yıl dördüncü kez düzenlendi. Üç gün boyunca, dünyanın dört bir yanından gelen yaklaşık 120 araştırmacı 40'a yakın panelde yogayı konuştu. Ama beklediğiniz gibi değil. Kimse modern bir yoga pozu göstermedi; kimse "derin bir nefes alın" demedi. Tarihçiler, dilbilimciler, antropologlar ve sosyologlar yogayı bir araştırma konusu olarak masaya yatırdı.
Yoga deyince çoğumuzun aklına bir mat, biraz esneklik, belki de sosyal medyada gördüğümüz zarif duruşlar geliyor. Oysa yoga aynı zamanda binlerce yıllık bir düşünce tarihidir. El yazmaları, felsefe okulları, yüzyıllar içinde kıtalar aşan dönüşümler. Paris'te işte bu tarafıyla karşılaştım. Konferans halka açık değildi; ben de gönüllü olarak yer aldım ve bu sayede o kapının ardına geçebildim. Yirmi yılı aşkın süredir yoga öğretiyorum, ama o üç gün boyunca masanın öbür tarafındaydım. Bildiğimi sandığım bir konuda yeniden öğrenci olmak, başlı başına bir alçakgönüllülük pratiğiymiş.
Beni en çok düşündüren şeylerden biri, basit bir teknik karardı: oturumların büyük çoğunluğu kaydedilmedi. Yani bir konuşmayı kaçırdıysanız, kaçırdınız. "Sonra izlerim" diye bir seçenek yoktu. Her şeyin kaydedildiği, ertelendiği, hızlandırılarak tüketildiği bir çağda bu ne kadar tuhaf, değil mi? Ama tam da bu yüzden herkes oradaydı. Telefonlar çantalarda, gözler konuşmacıda. Orada olmak gerekiyordu, çünkü o an bir daha gelmeyecekti. Bana sorarsanız, bu salonda anlatılan pek çok teoriden daha yogik bir deneyimdi.
Konferansın açılış konuşmasını yoga tarihçisi Mark Singleton yaptı ve hiç beklemediğim bir soruyla başladı: Yoga ile teknoloji gerçekten karşıt mı? İlk bakışta öyle görünüyor. Biri içe dönmek, diğeri sürekli dışarıya bağlanmak. Ama Singleton işi karıştırdı. Yoganın dayandığı en eski düşünce sistemlerinden bazıları, zihni ve bedeni zaten bir tür makine gibi görüyor. İçimizdeki farkındalık ışığının ortaya çıkması için kapatılması gereken bir makine. Bir yandan da bugün Silikon Vadisi, giyilebilir cihazlarla, uygulamalarla, yapay zekâyla "anında huzur" vaat ediyor. Akıllı saatimiz bize nefes almayı hatırlatıyor. Peki bütün bu araçlar bizi kendimize yaklaştırıyor mu, yoksa kendimizle aramıza bir ekran daha mı koyuyor? Yıllar önce bu sayfalarda teknoloji üzerine yazarken sorduğum soru, Paris'te bir konferans salonunda karşıma yeniden çıktı. Cevabın hâlâ bizde olduğunu düşünüyorum: araç, niyetimiz kadar iyi.
Konferansın ana teması üç kelimeden oluşuyordu: otantiklik, otorite, adaptasyon. Yani neyin "gerçek" yoga olduğuna kim karar veriyor ve yoga değişince özünü mü kaybediyor, yoksa hayatta mı kalıyor? Üç gün boyunca dinlediklerimden çıkardığım ders şu oldu: yaşayan hiçbir gelenek müzede durmuyor. Yoga da tıpkı bir nehir gibi, aktıkça şekil değiştiriyor ama akmaya devam ediyor. Bu bana doğayı hatırlattı. Değişime direnen değil, değişimle birlikte hareket eden hayatta kalır.
Ve tabii o sıcak. Bunaltıcı salonlarda yelpaze niyetine sallanan program kitapçıkları, gölge arayan kalabalıklar, ikram masasındaki su sürahilerinin hızla boşalması. Binlerce yıllık nefes tekniklerinin konuşulduğu bir binada, hepimiz ısınan bir gezegenin nefesini ensemizde hissediyorduk. Yoga bize bedenimizin dünyadan ayrı olmadığını söyler. O hafta Paris'te bu cümle teori olmaktan çıktı. İklim krizi artık konferansların konusu değil sadece, koşulu.
Eve dönerken çantamda notlar, aklımda sorular vardı. Ama asıl yanımda getirdiğim şey daha basitti: kaydedilmeyen üç günün hatırası. Tekrarı yok, kaydı yok, sadece yaşandı. Siz en son ne zaman kaydetmeden, ertelemeden, "sonra bakarım" demeden bir anın tamamen içinde oldunuz? Belki bu yaz, telefonu çantada bırakıp sadece orada olmayı denemenin tam zamanıdır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
El Niño geliyor; sıcak hava dalgaları karşısında dayanışma, doğadan öğrenilen ruh sağlığı dersleri, çocuklar için doğa hikâyeleri, Mardin Bienali'nde arılar ve sanat, iklime uyumun doğa temelli yolları ve çok daha fazlası.
11 Haz 2026

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR


