Patriarkal Bir Coğrafyada Dişi Bir Şehir Olmak

“Ezelden beridir dişi bir şehir olan İstanbul’a…”
Patriarkal Bir Coğrafyada Dişi Bir Şehir Olmak

Samsung 21 Mart
Samsung ile birlikte

Şimdi Galaxy S20+ almanın tam zamanı. Telefonunu yenilemeye karar verenlere ve yenilenmeye ihtiyaç duyanlara özel bir haberimiz var! Şimdi Samsung Galaxy S20+ akıllı telefon alışverişinizde, Samsung Online Mağaza’da geçerli, 500 TL değerinde hediye çeki fırsatı sizi bekliyor. 5 – 31 Mart tarihleri arasında geçerli kampanyadan faydalanmak için detayları şimdi inceleyin.

Daha fazlasını öğren

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Birkaç gün önce okuduğum bir makalede bir şehrin cinsiyetini belirlemenin - neden böyle bir çabaya gireriz? - karanlık bir süreç olduğuna değinilmişti. Konu oldukça ilginç. Bir şehrin mitolojisinin, bugünü yaşama biçiminin, zamanın ağır ya da canlı akışının, o şehre mahsus alışkanlıkların kişilerde bıraktığı izlerin, eski hikâyelerin günümüze kalan tortusunun kişide o şehre dair bir ruh hâli oluşturduğundan ve bütün bunların bir araya gelerek o şehri kadın veya erkek diye nitelemeye yol açtığından bahsediyordu.

Pek tuhaf gelebilir, tüm bunlar akla Jung’un arketiplerini getiriyor. Çoğunlukla kadınla özdeşleştirilen İstanbul’un kimi zaman femme-fatale kimi zaman da ideal kadın tipiyle ilişkilendirilmesi ister istemez Jung’un anima arketipini düşündürüyor. Jung’a göre her erkeğin içinde feminen, her kadının içinde maskülen özellikler olması, sadece biyolojik değil, aynı zamanda psikolojik bir gerçek. Jung’un tanımlamasına göre, her kadının bilinç dışında animus, her erkeğin bilinç dışında ise anima vardır. Ayrıca erkeğin kolektif bilinç dışının arketipi olan anima, diğer arketipler gibi çok yönlüdür. Saf, iyi ve soylu tanrıçalara benzer kişiliğiyle karşımıza çıkabileceği gibi baştan çıkarıcı ve cadı niteliklere de sahip olabilir. 

Nedir İstanbul’u "dişi" bir şehir yapan unsurlar? Bir şehrin dişil veya eril olarak algılanmasında elbette ki kültürel farklılıklar, kolektif şuuraltında yatan arketipler, coğrafi özellikler gibi pek çok faktör rol oynar. Elbette bu farklılıklar şehir algısını çeşitlendirecek ve beraberinde zengin bir imaj dünyasını doğurur. Bu anlamda şehirler, özellikle hikâyeleri olan şehirler; sanatçının düş kurmasına imkân tanıyan, insanın muhayyilesini harekete geçiren çok katmanlı zengin bir yapıya sahip olur. Örneğin; İstanbul kimi zaman tarihi, tabiatı ve diliyle, bütün cömertliği ve ihtişamıyla asil bir kadına dönüşürken kimi zaman yukarıda bahsedildiği gibi femme-fatale olarak karşımıza çıkabilir. Oysa ben bugün Neolitik, Arkaik, Antik, Helenistik, Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet İstanbul’u bir tarafa, İstanbul’u dişi bir şehir yapan görünenin arkasındaki kadınlara erişmek istiyorum: İstanbul’un içinde barındırdığı gizlenen kadınlara.

Kaynak: SALT Araştırma, Harika-Kemali Söylemezoğlu Arşivi

“Güzel İstanbul” heykeli: Yıl 1973. Cumhuriyet’in 50. yılını kutlamak için 20 sanatçıya İstanbul’un çeşitli yerlerine konulmak üzere 20 heykel ısmarlanıyor. Bunlardan biri de Gürdal Duyar’ın yaptığı “Güzel İstanbul” heykeli. Hafifçe geriye uzanmış kadın heykeli, 1974’te Karaköy Meydanı’na konuluyor ancak müstehcen bulunduğu için birçok tartışmaya neden oluyor ve bir gece yerinden sökülüyor. Sonrasında belediye şantiyelerinden birinde ortaya çıkan heykel sessiz sedasız bir şekilde Yıldız Parkı’nın kıyıda köşede bir yerine dikiliyor.

"Güzel İstanbul” Heykeli İstanbul’un gizlenen kadınlarına çok ironik bir örnek olarak sayılabilir. İstanbul’un güzelliğini güzel bir kadınla anlatmak isteyen bu heykel, şu anda Yıldız Parkı’nda, parkın alt girişine doğru olan tarafında, alt kapıya inen yola sırtını dönmüş, gizlenmiş bir şekilde Boğaz’ı seyrediyor.

İstanbul Kadın Müzesi: Kadın müzelerinin ve “kadın müzesi” tanımının yaklaşık kırk yıllık bir tarihi var. “Kadın müzesi” ifadesi ilk kez 1981 yılında kurulan Bonn Kadın Müzesi tarafından kullanılmış. “Kadın müzelerinin oluşmasıyla feminist hareketin çok yakın ilişkisi var; çünkü ancak feminist eleştirel bakış sayesinde, geleneksel müzelerdeki cinsiyetler eşitsizliği ifşa edilebildi.” diyor müzenin küratörü Meral Akkent ve ekliyor “Müzelerde, tarih cisme bürünür, görünür olur. Müzeler sanat ve kültür üretimi için alanlar açar.” İstanbul’un gizlenen kadınları bu sefer de sanal müze konseptiyle İstanbul Kadın Müzesi olarak karşımıza çıkıyor. 25 Eylül 2012'de Türkiye'nin ilk kadın müzesi olarak açılan müze, sürekli sergisinde şehrin kültür ve sanat yaşamını zenginleştirmiş yol açıcı kadınlarıyla buluşturuyor, geçici sergileriyle kadın tarihini görünür yapıyor ve kültürlerarası iletişim sağlıyor.

İstanbul’un gizlenen kadınları bazen gerçekten de gizlenen bir hâlde “Güzel İstanbul Heykeli” ile karşımıza çıkıyor bazen sanal bir müze olarak. Bir şehrin cinsiyetini belirleme çabasına neden gireriz bilmem ancak yazının en başında bahsettiğim makalede geçen düşünceye oldukça katılıyorum. Zira bir şehrin cinsiyetini belirlemek gerçekten de karanlık bir süreç. Belki de en iyisi Jung’un dediğini yeniden hatırlamak ve böyle keskin bir ayrımdan vazgeçmektir. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

Derelerden evlere, gazhaneden iklim müzesine

İstanbul'un içinden: İsim, şehir, kadın ve tekrar kadın, politik ekoloji konusu olarak dereler, Haydarpaşa Gazhanesi, İstanbul'u konuşan fotoğraflar

21 Mar 2021

Samsung ile birlikte
Kadıköy Gazetesi

YAZARLAR

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Zeynep Sipahi

·

22 Tem 2026

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?
Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni