Petrodoların Hürmüz sınavı: BAE'nin swap talebi ne anlama geliyor?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Ortadoğu ve özellikle Basra Körfezi’nin adeta kaosa sürüklenmesine neden olan ve 2 aydır devam eden İran savaşının etkileri, 50 yıldan uzun süredir devam eden ittifakların sorgulanmasına neden olmaya başladı.
Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Merkez Bankası Başkanı Halid Muhammed Balama, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile yaptığı görüşmede, herhangi bir likidite sorunu oluşma ihtimaline karşın iki ülkenin merkez bankaları arasında bir swap hattı kurulması fikrini dile getirdi. Fortune’a konuşan kaynaklar ise işi daha da ileri götürerek, BAE’li yetkililerin ABD’nin BAE’ye bir swap hattı açmaması halinde Çin’e giden petrolü Çin yuanı ile satabilecekleri uyarısında bulunduğunu söyledi.
WSJ’nin haberine göre BAE yetkilileri özetle ABD tarafına, "Bu savaşı siz başlattınız. Eğer bunun sonucunda dolar sıkıntısına düşersek, ya bize swap hattı açacaksınız ya da petrol ve gazı yuan ve diğer para birimleriyle satmak zorunda kalacağız" mesajını iletti.
ABD Hazine Bakanlığı yakın zamanda Döviz İstikrar Fonu (ESF) üzerinden, kur krizi yaşayan Arjantin’e 20 milyar dolarlık bir hat açmıştı. BAE şimdi aynı tedbirleri kendisi için de bekliyor.
Peki yüzlerce milyar dolarlık varlık fonları yöneten Körfez ülkeleri neden dolar likiditesi arar hale geldi ve bu durum ABD’nin yaklaşık 50 yıldır sürdürdüğü petrodolar sistemini nasıl etkileyebilir?
Petrodolar düzeni nasıl kuruldu?
1971 yılında doların altın konvertibilitesi askıya alındığında ve 1944 yılında temeli atılan Bretton Woods sistemi çöktüğünde, doların küresel rezerv para konumu sallantıya düşmüştü. Özellikle Yom Kippur Savaşı’nın ardından Körfez ülkeleri tarafından ABD’ye uygulanan petrol ambargosu ABD’nin stagflasyona girmesine neden olmuş ve doları büyük ölçüde zayıflatmıştı.
O dönemde ABD Dışişleri Bakanı olan Henry Kissinger'ın çözümü ise doların gücünün tekrar tesis edilmesine yol açtı. 1974’te ABD ile imzalanan iki anlaşma sonucunda Suudi Arabistan, petrolünü dolar ile fiyatlamayı ve petrolden ettiği kârı ABD varlıklarına yatırmayı gayriresmî biçimde de olsa kabul etti. Karşılığında ABD de Suudi Arabistan’ın güvenliğinden ve silah tedariğinden sorumlu olacaktı. 1975’te neredeyse bütün OPEC üyeleri aynı modele geçmeyi kabul ettiler.
Bu döngüye petrodollar recycling adı veriliyor. Döngü kapsamında Körfez petrolü dolarla satılıyor, Körfez ülkelerine akan bu dolar geliri tekrar ABD tahvillerine yatırılıyor, bu sayede hem dolar talebi suni olarak yüksek tutuluyor, hem de yüksek tahvil talebi nedeniyle ABD’nin borçlanma maliyeti düşük kalıyor. Körfez ülkeleri ise karşılığında ABD güvenlik şemsiyesi tarafından korunuyor.
Bu anlaşmalar yoluyla yeni bir küresel para rejiminin temeli atılmış oldu. Altının yerini bir manada petrol alırken, doların küresel rezerv para statüsü de her varil petrolün dolar talebi yaratması şartına bağlandı. ABD dünyanın en önemli emtiasını kendi para birimi üzerinden satın aldırabildiği için borçlanma maliyetini düşük tutabiliyor, bütçe açıklarını diğer hiçbir ülkenin sürdüremeyeceği ölçekte çevirebiliyordu.
Dolara sabitli Körfez para birimleri
Petrol satışlarını dolarla yapmayı kabul eden Körfez ülkeleri 1990’lı yıllarda para birimlerini de resmî olarak dolara sabitleyip kur riskini sıfıra indirdiler. Örneğin USD/AED paritesi, 29 yıl boyunca 3,67 seviyesine kaldı ve bu seviye hiç değiştirilmedi. Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar ve Umman da bu yolu tercih etti. Bu sayede Körfez ülkelerinde yer alan ihracatçıların, kâr-maliyet hesabı yaparken yalnızca petrol fiyatına odaklanmaları yeterli geldi.
Körfez'in ortalama enflasyonu ve borçlanma maliyetleri diğer petrol ihracatçısı ülkelerin çok altında kaldı ve ABD güvenlik şemsiyesi taahüdünde bulunduğu ve kur riski olmadığı için yatırımcılar Dubai, Abu Dabi, Doha gibi şehirleri, yatırım açısından bölgedeki diğer şehirlere kıyasla daha tercih edilebilir buldular.
Bu kur rejiminin ayakta kalabilmesi içinse Körfez ülkelerinin büyük döviz rezervleri tutması gerekti ve İmkansız Üçleme teorisi gereğince para politikalarını fiilen ABD Merkez Bankası’na (Fed) devrederek kendi merkez bankalarının kararlarını Fed’in kararlarıyla uyumladılar.
İmkansız Üçleme teorisine göre bir ülke hem sabit döviz kuru, hem serbest sermaye hareketleri, hem de bağımsız bir para politikasına aynı anda sahip olamaz. Bunlardan ikisine sahip olabilmek için birinden vazgeçmesi gerekir. Körfez ülkeleri ise sabit kur ve serbest sermaye hareketi karşılığında bağımsız para politikasını feda etmeyi seçti.
Ancak 28 Şubat günü ABD ve İsrail’in İran’a yaptığı müdahale ve sonrasında Körfez’den enerji akışını sekteye uğratan Hürmüz krizi, bu sistemle alakalı farklı soruların sorulmaya başlamasına neden oldu. BAE’nin ABD’den swap hattı açılması talebi de bu krizin tam ortasında geldi.
Hürmüz şoku sonrası Körfez ülkeleri nasıl zarar gördü?
28 Şubat’ta ABD-İsrail saldırıları ile başlayan İran savaşı, Ortadoğu’da yıllardır artmakta olan gerilimin doruk noktasına çıkmasına neden oldu. Başta İran ve Lübnan’da olmak üzere binlerce insan hayatını kaybetti, hayati altyapılar ağır hasar aldı ve küresel enerji akışı daha önce görülmemiş boyutta sekteye uğradı.
İran Devrim Muhafızları savaşın ilk günlerinde misilleme yapmak adına, küresel petrol ve LNG arzının %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapattı.
Bu gerilim İran ve Lübnan'ın ardından en çok Basra Körfezi’nde yer alan ve petrol ihracatlarını da Hürmüz Boğazı üzerinden yapan BAE, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Irak gibi ülkeleri etkiledi.
Aslında Körfez’de Hürmüz’ü bypass edebilecek iki hat mevcut. Bunlar Suudi Arabistan’a ait Doğu-Batı ve BAE’ye ait Habşan-Füceyra boru hatları. Ancak bu hatlar yalnızca ham petrol akışı için tasarlanmış hatlar ve Hürmüz’ün kapanmasıyla sekteye uğrayan 20 milyon varillik akışı telafi edebilecek boyutta değiller.
- Sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tarafında ise bölgeden çıkışı sağlayabilecek bir boru hattı bulunmadığından bölgenin en büyük LNG üreticisi olan ve bütçe gelirlerinin %80'ine yakınını petrol-doğalgaz gelirlerinden sağlayan Katar gibi ülkeler zor durumda kalıyor.
Durum sadece Hürmüz’ün kapanması ile de sınırlı değil. İran, ülkelerinde ABD üslerini bulundurdukları gerekçesiyle Körfez ülkelerinde yer alan kritik enerji tesislerine düzenli olarak saldırdı. Örneğin Katar’ın en büyük LNG üretim tesisi olan Ras Laffan’daki iki LNG treni İran tarafından vuruldu. QatarEnergy CEO’su Saad el-Kaabi tesisteki hasar nedeniyle LNG ihracat kapasitesinin %17’sinin yok olduğunu, onarımın 3 ila 5 yıl arasında sürebileceğini ve yıllık 20 milyar dolar gelir kaybına uğrayacaklarını açıkladı.
Bu süre zarfında BAE’ye 2 bin 819 balistik füze, seyir füzesi ve İHA fırlatıldı. Bu saldırılar sonucunda Emirates Global Aluminium’un Abu Dabi’de yer alan Al Taweelah üretim üssü, Habşan gaz kompleksi ve Shah gaz sahaları, Ruwais petrol rafinerisi, Borouge petrokimya tesisleri ve BAE’nin Hürmüz Boğazı’nı bypass etmek için kullandığı Füceyra Limanı hedef alındı. Ayrıca Dubai’de yer alan Palm Cümeyra ve Cebel Ali limanı gibi lokasyonlar da İran tarafından vuruldu. Saldırılar ve güvenlik endişesi nedeniyle bölgenin en aktif havalimanı olan Dubai Uluslararası Havalimanı’nda hava trafiği %70’e yakın azaldı, Dubai ve Abu Dabi borsaları savaşın başladığı 28 Şubat'tan bu yana toplamda 100 milyar doların üzerinde değer kaybetti ve Dubai gayrimenkul endeksi %21 düşüş yaşadı.
Bu saldırılar sonucunda BAE’nin yalnızca enerji tarafında günlük 100 milyon dolardan fazla gelir kaybına uğradığı tahmin ediliyor.
Benzer şekilde Suudi Arabistan’da Ras Tanura rafinerisi, El-Cübeyl petrokimya kompleksi, Manifa ve Hureys petrol sahaları ve Doğu-Batı Boru Hattı’nın bir istasyonu İran saldırıları sonucunda hasar aldı. Saudi Aramco bu saldırılar sonucunda Hürmüz dışında alternatif petrol tedarik kapasitesinin de %10’una yakınını geçici süreliğine kaybetti.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, İran’ın yaptığı saldırılar sonucunda Körfez’deki 84 enerji tesisinin hasar gördüğünü, bunlardan 34’ünün ağır hasarlı halde olduğunu ve onarımın en az 2 yıl sürebileceğini söylemişti.
Hürmüz’ün kapanması nedeniyle petrol ihracatı sekteye uğrayan, enerji altyapıları ağır hasar alan ve yatırımcı çıkışı yaşayan Körfez ülkelerinin sabit kur rejimini koruyabilmeleri için dolar likiditesine ihtiyaçları var. Ancak ellerinde tuttukları devasa dolar cinsi varlıkların önemli bir kısmı likit değil ve bu varlıkların ani satışı piyasalarda farklı sinyallerin oluşmasına neden olabilir.
- Örneğin BAE Merkez Bankası’nın Şubat ayında yayımladığı son verilere göre 302,4 milyar dolarlık brüt rezervin yalnızca 73,7 milyar dolarlık kısmı nakit döviz varlıklarından oluşuyordu.
BAE Merkez Bankası teknik olarak elinde tuttuğu 207,6 milyar dolarlık tahvili satarak nakde dönüştürebilir. Ancak bu satış, piyasa fiyatını daha da aşağı çeker ve ABD yönetimi “Körfez yatırımcıları ABD’den kaçıyor” gibi bir algı yaratılmasını istemeyebilir.
Piyasa analistleri BAE Merkez Bankası'nın Fed'in sunduğu FIMA Repo Tesisi aracını da kullanabileceğini ifade ediyor. Bu araç ile merkez bankaları ABD Hazine tahvillerini teminat göstererek karşılığında Fed'den kısa vadeli ve uygun maliyetli dolar alabiliyor. Böylece bu ülkeler tahvillerini satmak zorunda kalmadan ve ellerindeki varlıkları gecelik bazda dolara çevirerek, daha ucuz şekilde dolar bulabiliyor. Ancak BAE tarafı kısa vadeli likiditeden ziyade, ABD'den finansal güvence istiyor.
Petroyuan ihtimali var mı?
Peki Körfez, ABD’den istediği likiditeyi alamazsa petrolünü yuan ile satmaya başlar ve Çin blokuna doğru kayar mı? İlk sorunun cevabı “biraz zor” olsa da ikinci sorunun cevabını anlamaya katkıda bulunacak birtakım gelişmeler yakın zamanda yaşandı.
Örneğin Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi (ADNOC) 2023 yılında PetroChina International ile yuan cinsinden kapanan bir sınır ötesi LNG işlemi yapmıştı. Aynı yıl Suudi Arabistan ve BAE Merkez Bankaları, Çin Merkez Bankası ile sırasıyla 50 milyar ve 35 milyar yuanlık swap anlaşmaları imzaladı ve bir yıl sonra Suudi Arabistan, Çin'in liderliğindeki çoklu merkez bankası dijital para platformu mBridge'e tam üye olarak katıldı. BAE işi daha da ileri götürerek 2024 yılında BRICS’e tam üye oldu. Suudi Arabistan ise bloka hemen üye olmasa da, resmî davet aldı ve üyelik sürecini değerlendiriyor.
Ayrıca Çin, Suudi Arabistan ve BAE’nin en çok petrol sattığı ülkelerden bir tanesi. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Hürmüz çıkışlı ham petrolün %37,7’sini Çin alıyor. Suudi Arabistan ham petrol ihracatının 4’te 1’ini, BAE ise 5’te 1’ini Çin’e yapıyor.
Bütün bu etkenlere ve yakınlaşmalara rağmen “Petrolümü yuan cinsinden satarım” uyarısını şimdilik bir pazarlık blöfü olarak okumak daha mantıklı görünüyor. Çünkü daha önce de bahsettiğimiz gibi, Körfez yatırımlarının büyük çoğunluğu dolar cinsinden, ulusal para birimi AED dolara bağlı ve BAE bankacılık ekosistemi yüksek miktarda dolar likiditesine ihtiyaç duyuyor. Körfez ülkeleri petrolünün bir kısmını yuan cinsinden satsa bile, bu gelirin küresel piyasalarda istedikleri zaman istedikleri varlığa kanalize edilmesi ihtimali de sınırlı. Ancak eğer ABD’nin İran politikası veya bölgesel savaş dinamikleri Körfez ekonomilerini riske sokuyorsa, Körfez ülkeleri ABD’ye sorgusuz sualsiz varlıklarına yatırım yapan petrol baronları olmadıklarını, ABD’nin vadettiği güvenceyi de beklediklerini hatırlatma noktasına geliyor.
Bu durum bir anda bütün Körfez petrolünün yuan ile satılmasına yol açmayacak olsa da her halükarda jeopolitik açıdan önemli. Çünkü petrodolar sistemi ABD’nin küresel finansal nüfuzunun en önemli sembollerinden bir tanesi. Körfez’in en sofistike, ABD ile en entegre ülkelerinden biri olan BAE dahi “dolar erişimi garanti değilse başka para birimlerine bakarım” mesajını veriyorsa, bu ABD için bölge ülkeleriyle ilişkileri bakımından bir alarm niteliğinde olmalı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bu hafta takvim yurt içinde kalabalıklaşırken, yurt dışında bir miktar sakinliyor. Yurt içi piyasalarda TCMB kararı ve Moody’s Türkiye değerlendirmesi ön plana çıkarken, yurt dışında gözler ECB kararında olacak.
20 Tem 2026

Piyasalardaki iştah ve enerji, yoğun sermaye harcaması, bol sermaye ve rekabetçi büyüme arzusuyla öne çıkan Reagan dönemi 1980'ler, 1998-99 ve 2004-06 yıllarını andırıyor.

Ortaya çıkan tablo, daha az konuşan ancak şeffaflıktan ödün vermeyen, iletişimini daha sade metinlerle kuran, piyasaya daha az yönlendirme yapan fakat hedefleri konusunda daha kararlı ve kurumsal açıdan daha disiplinli bir merkez bankası modeline işaret ediyor.

Türkiye'nin en büyük dış ticaret fazlası veren sanayi kollarından tekstil ve hazır giyim sektörü, 2025 yılını 26,2 milyar dolarlık ihracatla kapattı. Doğrudan 845 bin, dolaylı etkileriyle birlikte yaklaşık 2 milyon kişiye istihdam sağlayan sektör, 2022'de ulaştığı zirveden bu yana tarihinin en sert daralmalarından birini yaşıyor. Konuyla ilgili sunum yapan TGSD yönetimi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na sunulan üç aşamalı strateji haritasının ayrıntılarını paylaştı.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda veri akışı güçlü. Yurt içinde Fitch değerlendirmesi ve cari denge, yurt dışında ise ABD TÜFE ön planda olacak.
13 Tem 2026




