

Odeabank’ın Sanat Platformu O’Art, yılın ilk dijital sergisini sunar: ŞİMDİ 2021
Türkiye’nin genç, yenilikçi ve dinamik bankası Odeabank’ın sanat platformu O’Art, 2021 takvimini küratörlüğünü Begüm Güney Alkoçlar’ın üstlendiği, sanatçıların pandemi dönemindeki yeni ifade biçimleri arayışını gösteren eserlerini bir…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Üniversitede elbette biraz da abartılı bir şekilde hocamın söylediği söz aradan geçen yıllara rağmen Pink Floyd dinlediğim her an kulağımda çınlar: “İnsanlar ikiye ayrılır; Pink Floyd dinleyenler ve Pink Floyd dinlemeyenler”. Muhtemelen anonimleşen ve elbette ayrımcılık kokan bu önerme, aslında hayranları nezdinde Pink Floyd'un ne denli değer gördüğünün de önemli bir göstergesi. Bu hafta artık bir efsane hâline gelen Pink Floyd'un hikâyesini konu edinen bir kitabı Raftan indiriyoruz.
Yazıyı yazmaya başlamadan önce hangi Pink Floyd şarkısını açacağıma karar vermek dahi epey bir zamanımı aldı. Zira ilkokul yıllarımda The Wall video klibiyle tanıdığım ama elbette es geçtiğim, lise yıllarımda ise yavaş yavaş idrak etmeye başladığım bu grup, ilk gençlik yıllarımdan bugüne değin bilinçli ya da bilinçsizce inşa ettiğim müzikal zevkimde hep bir çıta oldu. Netice itibarıyla yazının şarkısı Welcome to the Machine oldu.
Sümeyra Teltik ve Fatma Berber'in Destek Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan Pink Floyd: Kilidi Açamazsan Kır Kapıyı isimli çalışmaları, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönüşen müziğin öncülerinden bir grubun kuruluşundan dağılışına farklı yönlerini irdeliyor. Kitap; Syd Barret, Roger Waters, Nick Mason, Richard Wright ve gruba daha sonradan katılan David Gilmour'un gençlik yıllarında başlayan bu müzikal maceralarının, hem kendilerini hem de farklı jenerasyonları, dolayısıyla da dünyayı değiştireceğini bilmedikleri yıllarından bahsediyor.
Kitabın içeriğine geçmeden böylesi bir eserin yazılmasının önemine değinerek yazıya bir parantez açmak istiyorum. Lise yıllarında müzik dergilerinin verdiği cep kitaplarını bir yana koyarsak Türkiye’de popüler müzik konusunda bundan 20 yıl öncesine kadar kaynak sıkıntısı had safhadaydı. İnternetin olmadığı o dünya, elbette bizler için büyük bir bilgi açlığı anlamına da geliyordu. Pink Floyd: Kilidi Açamazsan Kır Kapıyı kitabıyla da aslında arada geçen zaman içinde Türkçedeki belli başlı müzik kitapları üzerine duracağım bir seriye de başladığımızın haberini vermiş olayım.
Orta sınıf ailelerin zeki çocukları: "Balo salonlarında, kulüplerde devam etmeyeceğiz. Büyük bir çadır kirayacağız, gezici sirkler gibi gezeceğiz." diyordu Roger Waters, grubun daha ilk yıllarında gelecek planlarını anlatırken. Birleşik Krallık'ta biri hariç (Nick Mason) orta sınıf ailelere mensup üniversiteli, zeki ve duyarlı gençlerin bu yolculuğu, elbette gül bahçeleriyle çevrili olmamıştı. Pink Floyd: Kilidi Açamazsan Kır Kapıyı bir grubun biyografisi olarak Syd Barrett'in müzikal fikirlerinden yola çıkarak grubun diğer üyeleriyle bir araya gelmesi ve son olarak da David Gilmour'un ekibe katılma sürecini ele alıyor.
Kronolojik bir düzlemde ilerleyen kitap, grubun çok ses getiren albümleri, Syd Barret'ın ortalıktan kaybolması ve en nihayetinde herkesin malumu bir şekilde Roger Waters'ın gruptan kavgalı bir şekilde ayrılmasıyla devam ediyor. Ne hazindir ki pek çok grupla aynı kaderi paylaşan Pink Floyd, bu kez yoluna iki esas kurucusu olmadan ve elbette üslubunu da bir nebze değiştirerek yakın zamana kadar devam etmişti. Bilindiği üzere içinde Anisina isimli bir şarkının da bulunduğu Endless River, efsanevi grubun son ortak albümü olarak açıklanmıştı.
Dünya çapında her an bir yerde bir şarkısı çalındığı varsayılan Dark Side of the Moon gibi çığır açan albümlere imza atmış, rock tarihinin en önemli sololarından birini barından Comfortably Numb ve High Hopes gibi şarkılara hayat veren Pink Floyd hakkında kendisine “nereden başlamalı?” diye soran meraklıların faydalanabileceği bu kitap, bilgilerini tazelemek isteyen eski kurtların da kitaplığında yer alabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Tom Waits'in reklamcılarla mücadelesi, "kadın sanatçı" meselesi, kısalan listeler
12 Şub 2021

YAZARLAR

İhsan Dindar
Kitap yazarı @ Duende

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




