Portföy yöneticileri 2026'yı nasıl görüyor?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Ülkemizde Haziran 2023’ten bu yana kapsamlı bir dezenflasyon programı uygulanıyor ve bu program doğal olarak sermaye piyasalarında verilen yatırım kararlarını derinden etkiliyor. 2023’ün ikinci yarısından bu yana uygulanan parasal sıkılaşma, yüksek faiz ve düşük kur stratejisi, bu süreçte borsa ve döviz gibi araçların cazibesini kaybetmesine ve daha çok PPF, DİBS ve emtia gibi ürünlerin öne çıkmasına neden oldu.
Ekonomi yönetiminin başındaki isimler 2024 ve 2025 yıllarını, bu programın geçiş yılları olarak ifade ediyordu. 2024 yılının parasal açıdan sıkı geçeceği, 2025’in ikinci yarısında ise kademeli bir şekilde parasal gevşemenin başlayacağı düşünülüyordu. Ancak bu gevşeme, dezenflasyonun ve rezerv düzeyinin istenilen düzeye henüz ulaşmamış olması nedeniyle beklenen tarihte başlamadı. Yılın ikinci çeyreğinde başlaması beklenen faiz indirimleri, neredeyse yılın son çeyreğine kadar sarktı.
2026 ise faiz indirimlerinin ve dezenflasyonun gözle görülür biçimde başlamış olması nedeniyle hem enflasyon hem de para politikalarında en büyük değişimlerin beklendiği yıl olarak karşımıza çıkıyor. Peki portföy yöneticileri, böyle büyük değişimlerin yaşanmasının beklendiği 2026 yılını nasıl okuyor?
“2026’da ummadık bir olay olmazsa olumlu gelişmelerin fiyatlandığını görebiliriz”
Konuyla ilgili görüşlerini Aposto’yla paylaşan Marmara Capital Yönetim Kurulu Başkanı Haydar Acun, 2026 yılına ilişkin olumlu bir bakış açısına sahip olduğunu söyleyerek, “Bir fon yöneticisi olarak 2026 yılına oldukça umutlu başladığımı belirtmek isterim” ifadelerini kullandı ve Türkiye’nin ekonomik göstergelerinde olumlu gidişatın sürdüğünü belirterek, “Bunların en başında enflasyon ve rezervler gelmekte. Ülkenin risk priminde ciddi iyileşme var. 2026 da bu ivme devam edecek gibi gözüküyor” dedi.
“Peki bütün bunlara rağmen borsa ne yaptı? Reel anlamda, ve diğer gelişmekte olan piyasalara göre oldukça kötü bir performans gösterdi. İşte 2026 yılı için beklentim bunun artık değişmesi. Bir ülkenin borsasının, ülkede bu kadar makro iyileşme varken buna tepkisiz kalması düşünülemez. Zamanlamayı kestiremeyiz ama sanki 2026 yılında ummadığımız bir jeopolitik olay veya iç siyasi karışıklık olmazsa yatırımcıların bu olumlu gelişmeleri fiyatladığını görebiliriz.”
“Görünen, reel faizin tatmin etme kabiliyetini kaybedeceği”
Konuyla ilgili Aposto’ya konuşan Strateji Portföy Genel Müdürü Burak İhsan Çetinçeker, değerlendirmesini şu şekilde paylaştı:
“Umutla başlayan, daha ilk çeyreği bitemeden siyasi türbülansla tepetaklak olan yılı, nisyan ile mâlul oluşuyla meşhur hafızası sayesinde görece sakin bir seyirde kapatmaya hazırlanan Türkiye ekonomisi, 2026’ya, son iki yılda izlenen ortodoks planın olumlu etkileri ve siyasi dalgalanmalara rağmen korunmuş görünen makro istikrarı ile girerken yeni yıl için genel resim ılımlı büyüme, yavaşlayan ama inatçı enflasyon ve para politikasında ihtiyatlı gevşeme ekseninde şekilleniyor.”
Siyasi risklerin bu görünümün en önemli başlıklarından bir tanesi olduğuna dikkat çeken Çetinçeker, “Normal şartlar altında 2028’de yapılacak seçim öncesi yaşanabilecek siyasi dalgalanmalara rağmen ekonomi programının şimdiye kadar çizgisini korumuş olması piyasalar tarafından olumlu algılanıyor. Belediyelere yönelik haber akışının yerini bu dönemde, eski adıyla çözüm, yeni adıyla barış sürecine dair haber akışına bırakması mümkün fakat ekonominin ve piyasaların bu akışa ne kadar iyimserlikle yaklaşacağı belirsiz. Bununla birlikte, yavaş yavaş seçim sathına girilen ortamda ciddi bir mâli sıkılaşma veya güçlü yapısal reform hamlesi beklemek de pek gerçekçi görünmüyor” ifadelerini kullandı.
“Pay piyasasının görünümü için yorum yapmak ateşten gömlek giymek olsa da susmaya gönül razı değil. Görünen, reel faizin kademeli olarak azalacağı ve tatmin etme kabiliyetini kaybedeceği. Öte yandan, Türkiye neredeyse yılın tamamını yurtdışı pair trade’lerin short bacağında geçirdi. Bu ikisini akılda tutmak ve işlerin bir anda değişebileceğini hesaba katmak mühim.
Ezcümle, 2026 yılı Türkiye ekonomisi, piyasaları ve gündemi açısından 2025 olmaya namzet. Ne var ki, en kötünün geride kaldığını düşünmek ve yeni yıla yeni umutlarla girmek âdettendir. Dileyelim öyle olsun.”
“Borsa İstanbul, altın ve gümüş için güçlü bir aday yıl olarak görüyoruz”
Konuyla ilgili Aposto’ya görüşlerini aktaran Hedef Portföy Genel Müdür Yardımcısı Hakan Erdoğan, 2026 yılında makro tarafta enflasyonist baskıların tamamen ortadan kalkmadığı, ancak sıkı para politikasının gecikmeli etkileriyle dezenflasyon sürecinin belirginleştiği bir çerçeve beklediklerini ifade ederek, “Enflasyonun yıl sonunda, Merkez Bankası’nın tahmin patikasının üst bandına yakın, piyasa beklentileriyle uyumlu şekilde yaklaşık %23 seviyelerinde tamamlanmasını; politika faizinin ise olağanüstü bir siyasi şok yaşanmadıkça kademeli indirim süreciyle %28 civarında yılı kapatmasını öngörüyoruz” dedi.
“2025’in geçiş yılı olmasının ardından değerli TL döneminin 2026’nın ilk yarısında da sürmesini, yılın son çeyreğine doğru ise kurda enflasyona paralel, daha kontrollü bir değer kaybı sürecine geçilmesini bekliyoruz. Nisan 2026’da açıklanacak TCMB Enflasyon Raporu, Fed’in ilk çeyrek verileri sonrası daha yatıştırıcı bir söyleme yönelmesi, 2025’te başlatılan yapısal reformların etkilerinin ikinci yarıda görünür hale gelmesi ve şirket kârlılıklarındaki toparlanma, Borsa İstanbul için daha geniş tabanlı ve sürdürülebilir bir yükseliş trendinin zeminini güçlendirebilir.”
“Bu çerçevede 2026’yı Borsa İstanbul, altın ve gümüş için güçlü bir aday yıl olarak görüyoruz” diyen Erdoğan, “Düşen enflasyon ve faiz ortamında sabit kuponlu tahviller cazibesini korurken, CDS’lerdeki gerileme ve yabancı ilgisinin artmasıyla hisse senedi fonlarının da yeniden öne çıkacağını düşünüyoruz” diye de ekledi.
“Diğer yandan, Fed’in faiz indirim döngüsünün ve dolar endeksindeki olası zayıflamanın, jeopolitik belirsizliklerle birleşerek altın ve gümüşü yeniden küresel yatırımcı gündeminin üst sıralarına taşıması muhtemel. Merkez bankalarının rezerv çeşitlendirme ve de-dolarizasyon eğilimi altına yapısal bir destek sunarken, gümüş hem güvenli liman hem de yeşil dönüşüm ve teknolojik kullanım alanları nedeniyle bir büyüme varlığı olarak öne çıkıyor. Bu nedenle, 2026’da getirilerin sabit getirili enstrümanlar, hisse senetleri ve değerli madenler arasında daha dengeli dağıldığı, iyi kurgulanmış portföylerin yatırımcıya önemli fırsatlar sunduğu bir tablo bekliyoruz.”
2026 yılında hedeflerinin yatırımcıyı doğru risk profiliyle, doğru üründe buluşturmak olacağını söyleyen Erdoğan, “Arbitraj fonları, algoritmalar ve teknolojiyle yönetilen, borsanın yönünden bağımsız getiri hedefleyen stratejiler ile altın ve gümüş gibi değerli madenleri, orta-uzun vadeli perspektifle kurgulanmış dengeli portföylerin vazgeçilmez bileşenleri olarak görüyoruz. Elbette her yatırım kararının yatırımcının kendi hedefleri ve risk algısı çerçevesinde profesyonel danışmanlıkla şekillenmesi gerektiğini hatırlatıyor; 2026’yı, sabırlı ve disiplinli yatırımcılar için önemli bir fırsat penceresi olarak görüyoruz” dedi.
“2026’yı iki ayrı dönem şeklinde değerlendirmek gerekir”
Konuyla ilgil görüşlerini Aposto’yla paylaşan Strateji Portföy Kibele Serbest Fon Yöneticisi Alpay Dinçkoç, 2026 yılını iki ayrı dönem olarak değerlendirmenin daha doğru olacağını ifade ederek, “Yılın ilk yarısı enflasyondaki düşüşün etkisiyle Merkez Bankası'nın elinin faiz indirimleri açısından daha rahat olduğu bir dönem olacak. Bu süreç zarfında yüksek iç borç itfalarının artan carry trade iştahıyla ve sınırlı da olsa artacak yabancı portföy yatırımlarının etkisiyle kolay atlatılacağını öngörüyorum” ifadelerini kullandı.
“Enflasyon muhasebesinin bilançolardaki etkisinin de düşen enflasyonla beraber geçen senelere nazaran karşılaştırmalı pozitif etkisini gözlemleyebiliriz. Artan faiz marjlarıyla banka hisselerinin borsada ön plana çıkacağını kestirmek çok zor değil. Sanayi tarafında tüketici hisseleri ve faiz düşüşünden pozitif etkilecek hisseleri de yatırım açısından değerlendirmekte yarar var. Genel olarak BIST için pozitif bir yarı yıl olacak görüşündeyim”
Yaz sonrası ikinci dönemde faiz indirimlerinin durmasının beklenebileceğini de ifade eden Dinçkoç, “Enflasyona çıpa olarak kullanılan döviz kurunun bu aşamadan sonra TL karşısında değer kaybının hızlanmasını beklemek de yanlış olmaz. 2026 sene sonuna doğru devalüasyon ve faiz makasının daralmasını öngörüyorum” dedi.
“Bu aşamadan sonra düşen faizlerin TL değerlenmesini zorlaması kaçınılmaz. Yaz ayları sonrasında döviz geliri yaratan ve iş modeli daha dengeli hisselere kaymak doğru olabilir. Seçim atmosferi içerisinde popülist politikalara geri dönülmesi durumunda BIST için daha pozitif beklenti içerisine girebilirim. Senenin ikinci yarısında uzun vadeli sabit faizli enstrumanlardan uzak durmayı tavsiye ederim. Bu paralelde aynı dönem için TL açısından da çok olumlu bir görüşe sahip değilim.”
“2026 çabaların meyve verdiği yıl olacak gibi görünüyor”
Konuyla ilgili değerlendirmesini Aposto ile paylaşan Perform Portföy Fon Yöneticisi Altan Aydın ise, “2026 yılı, Türkiye için özellikle Mayıs 2023'ten bu yana atılan adımların sonuçlarının belirginleştiği, çabaların meyve verdiği bir yıl olacak gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.
“2025 yılı, yıl içerisinde ekonomi ve piyasa beklentilerinin çok sert şekilde dalgalandığı bir yıl oldu, dolayısıyla yıl sonunda görülen getirileri bu oynaklığı göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekir. 2025 yıl sonunda, enflasyonun %32’nin hafif altında oluşması bekleniyor. 2026 yılında ise beklentiler sırasıyla, enflasyon için %23, politika faizi için ise %28 seviyelerinde şekilleniyor. Hane halkı ve reel sektör beklentileri çok daha yukarıda olsa da yön olarak o beklentilerin de aşağıya geldiğini görüyoruz. 2025 yılına 250 seviyesinde başlayan risk primi CDS de yılı 225 seviyesine yakın bir yerde bitirmeye hazırlanıyor ki bu en son 2018 yılında görülmüştü.”
“Dolayısıyla enflasyon belki inatçı, para girişleri ürkek fakat gidişat kötü değil” ifadelerini kullanan Aydın, “CDS priminin 200 civarında kalıcılığı, akabinde potansiyel not artışları, dış ilişkilerde iyileşme gibi faktörler ile 2026 yılına daha umutla bakabiliyoruz” diye de ekledi. Bu nedenle TL’deki güçlü seyrin devamını ve portföylerde yüksek ağırlıklı pozisyonlanmanın süreceğini düşündüğünü söyleyen Aydın, “Yılın ilk 6 ayında sabit getirili taraf daha konforlu görünüyor fakat ikinci yarıda maliyetlerin öngörülebilirliği ile imalat sanayinin de güçlenmesiyle hisse senetlerinde beklentiler 4-6 ay önceden fiyatlanabilir” dedi.
“Bu varsayımlar altında, şirketler tarafında %50 civarında kar büyümesi beklediğimiz bir yılda hisse senetlerinde de reel getiri potansiyeli öngörüyoruz. 2026 yılı para piyasası fonları ve altından, tahvil, gayrimenkul ve hisse senetlerine geçişlerin hızlanacağı bir yıl olarak öne çıkıyor.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Gelirlerin fiyatlara yetişemediği bir yerde enflasyon verisinin gündelik hayattaki yansıması bir karşılanabilirlik sorununa dönüşüyor. Enerjiden gübreye, tarladan rafa uzanan maliyet zinciri gıdanın hane bütçesindeki yükünü artırırken TÜİK’in 2025 verilerine göre Türkiye’de fertlerin %35,1’i iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren bir yemeğin masrafını karşılayamıyor. Yani mesele aslında "karşılanabilirlik".

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin kamuda radikal kesintilerin ve kemer sıkma politikalarının simgesi olarak siyasi şovlarında kullandığı “motosierra” (elektrikli testere) politikaları halktan giderek daha çok tepki çekiyor. Şirket iflasları artarken enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle halkın borç yükü rekor seviyeye ulaşıyor. Vatandaşlar gıda, ilaç ve temel giderler için kredi çekmek zorunda kalıyor. Hükümet ise borçlanmayı "özel bir mesele" olarak nitelendirerek yapısal reformları savunmaya devam ediyor.

Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio’ya göre asıl risk ABD’nin ne kadar borçlandığı değil, giderek büyüyen tahvil arzını yatırımcıların hangi faiz seviyesinden taşımaya razı olacağı. Sıfıra yakın faizlerle kamu borcunun maliyetinin görünmezleştiği dönem kapanırken piyasa artık yalnızca enflasyonu ve merkez bankalarını değil, devletlerin bilançolarını da fiyatlamaya hazırlanıyor.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda yoğun bir veri takvimi izlenecek. Yurt içinde Pazartesi günü açıklanacak Ağustos ayı sektörel enflasyon beklentileri ön plana çıkarken, yurt dışında Çarşamba günü ABD'de açıklanacak ikinci çeyrek GSYH revizyonu ve Temmuz ayı PCE enflasyonu ile Cuma günü Fed Başkanı Kevin Warsh'ın Jackson Hole konuşması takip edilecek.
24 Ağu 2026

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran’ın BAE topraklarına yönelik balistik füze saldırılarının ardından İran ile yürütülen tüm faaliyetleri, ticari alışverişi ve finansal işlemleri ikinci bir karara kadar askıya aldığını duyurdu. İran yönetimi füze saldırısıyla ilgisi bulunmadığını ve bunun bir “sahte bayrak” operasyonu olduğunu ifade etmiş olsa da, BAE’nin kararı İran’ın en büyük ithalat kapısını ve yaptırımlar altında kullandığı başlıca ödeme merkezlerinden birini aynı anda devre dışı bırakma potansiyeli taşıyor.




