Pyongyang: Nükleer roketler ve kiraz ağaçları


Müziğin tadını Jam Session ile çıkar
Saat kaç olursa olsun gözlerimizi kapatıp ruhumuzu dinlediğimiz, sahne ışıklarıyla gözümüzü açtığımız günlere kim ne derse desin çok az kaldı. Özlediğimiz konser deneyimini bir süre daha evimizde yaşamaya devam ederken Jam Session ile…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Şarkıların bizi alıp bir yerlere götürmesine, dünyanın başka şehirlerine portallar açmasına alışkınız. Kaliforniya güneşinin, Londra yağmurunun, Berlin’in çok kültürlü sokaklarının kokusunu taşıyor aklımızdaki şarkılar. Bu hafta ne şarkılarda duymaya alışık olduğumuz ne de çoğumuzun seyahat hayallerini süsleyen bir şehre uğruyoruz; Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’dayız. Rehberimiz Britanya ile özdeşleşmiş isimlerden Blur.
Pandemi sebepli kısıtlamalardan önce de batıdan çok az turistin uğradığı (yılda 3.000 - 6.000 kişi), şehir içinde hareket etmenin katı kurallara tabi olduğu Pyongyang’da yerel halkla konuşurken dikkatli olmak gerek çünkü ülkenin liderleri, bayrağı ya da propaganda afişlerine dair yapılan olumsuz yorumların sonu, huzuru bozma suçlamasıyla hapse girmeye kadar gidebiliyor. Öyle ki ABD 2017’de ABD pasaportlarının Kuzey Kore’ye yapılacak seyahatlerde kullanılmasını (özel izinler hariç) yasakladı.
Blur’ün 2015’te yayımlanan ve dinleyicilerinin 12 yıllık bekleyişini sonlandıran The Magic Whip albümünün melankolik parçalarından Pyongyang, Damon Albarn’ın 2013 yılında şehre yaptığı bir geziyi belgeliyor. Albarn, Wonder.land müzikali üzerinde çalışırken ziyaret ettiği Pyongyang’ı bir tavşan deliğine benzetiyor; “Herkesin bir büyü altında yaşadığı, büyülü bir krallık gibi. Gittiğiniz her yerde Kim ailesinin varlığını hissediyorsunuz. Heykeller, anıtsal binalar her yerde. Bazen boş bir caddeden hızla geçtiğini gördüğünüz, camları karartılmış Range Rover’lar varlıklarının kanıtı oluyor. Bunun dışında, Kuzey Kore bu çılgın büyünün etkisi altında yaşayan normal insanlardan oluşuyor. Oradayken size ülkeye dair tek bir imaj sunulduğunun ve görmenize izin verilmeyen her caddede bir sürü hikâye olduğunun farkında olsanız da benim temas ettiğim insanlar çok içtendi.”
Bir karaoke mekânında Song 2 ve Anarchy In The UK şarkılarına rastlamanın şaşkınlığını yaşayan Albarn’ın anlatısı, “Penceremden, tutulduğum adaya bakıyorum,” cümlesiyle başlıyor. Pyongyang’a giden turistlerin büyük kısmı, Taedong Nehri’ndeki Yanggak Adası’nda bulunan Yanggakdo Oteli’nde kalıyor. Hatta turistlerin sadece bu otelde kalmasına izin verildiğine dair yanlış bir bilgi de internette sıkça karşınıza çıkıyor. Şehirden ayrılmak üzere olan birinin Pyongyang’a dair hatıralarını anlatan şarkı, bizi şehrin kusursuz, geniş, temiz caddelerine çağırıyor. Kuzey Kore’nin kurucusu Kim Il Sung ve oğlu Kim Jong Il’in mezarlarının bulunduğu mozole, şarkıda önemli yer tutuyor. “Büyük liderleri yıkayan pembe ışık” solmaya başladığında, Pyongyang karanlık gece hâline bürünüyor. Bu karanlık içindeki tek ışık, “Gece boyunca izlenen, kırmızı parıltısıyla cam bir tabut”, yani Kim Il Sung’un mozoledeki mezarı.
Gümüş renkli nükleer roketlerle kiraz ağaçlarının görüntüsü birbirini kovalarken Damon Albarn ve Graham Coxon’ın vokalleri birbiri içinde eriyor. Keşfedilememiş ama varlığına dair ipuçları yakalanmış bir canlılığa veda etmenin hüznüyle Albarn’ın müziğin içinde kaybolan sesi, gerçekliğin masallardan ibaret olduğunu ilan ediyor. Sürekli değişen gündemde arada bir belirip kaybolan, uzaklardaki bir otoriter rejimin yankısı, 5 dakika 46 saniyelik bir şarkıyla değişiyor. Bilinmeyen bir şehre açılan kapıdan pembe bir ışık sızıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Pyongyang'ın nükleer roketleri ve kiraz ağaçları, Hadas Ben Aroya'nın iki kuşak arası tahlilleri, Batu Bozoğlu'nun gelecek fısıltıları, Melike Şahin'in "Dönsün Dursun"ları.
25 Haz 2021

YAZARLAR

Artemis Günebakanlı
Duende müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ramize Erer’in "Séparation" sergisi, Paris’in tarihî atmosferini günümüze taşıyan Hôtel Langlois’nın 44 numaralı odasında sanatseverlerle buluştu. Ramize Erer ve küratör Nazlı Pektaş’la resimlerdeki hüznü, geçiciliği ve mekanın sergiye kattıklarını konuştuk.

1961’den itibaren Almanya’ya giden işçiler, oy kullanmak için beklediler ama siyaset yapmak için sandığı beklemediler. Nermin Abadan-Unat, Gündüz Vassaf, Ayhan Kaya, Fatma Aydemir ve Ece Temelkuran’ın kitaplarının izinde, Ford grevinden Cem Özdemir’in eyalet başbakanlığına, vatandaşlık reformlarından AfD’nin yükselişine uzanan altmış beş yılı okuyoruz. Aynı sorular hâlâ gündemde: Kim “Alman”? Neresi “vatan”?

Zamanın sevgi ve acının mekanı olduğunu söylüyor Ursula K. Le Guin. Bilge Karasu ise o ölümün adını anmadan yazdığı değiniler, öyküler ve masallardan oluşan tuhaflıklar kitabı "Göçmüş Kediler Bahçesi"nde birkaç kez kaçınılmaz olana dair uyarıyor bizi: "Kedinizi bir insanı sever gibi sevmeye çalışmayın!" Benimse diyeceğim şu: Kaç insan kendisini bir kedi gibi sevdirmeyi başarabilmiş ki!

İlkay Şencan, yeni EP’si “Origin”de çocukluğunun müzikal hafızasını elektronik müzikle buluşturuyor. Şencan ile biraraya geldik ve kariyerinin başlangıcından uluslararası başarıya, DJ kabinindeki seyirci beklentilerinden müzik sektöründeki network ilişkilerine uzanan pek çok konuyu konuştuk.

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.




