

Sinema sektöründe eğitim ve network fırsatları: House of Yapımlab Sinema tarihi bazı ortaklıkların kalıcı eserler bıraktığını gösteren birçok örnek içeriyor. Örneğin; Being John Malkovich, Adaptation, Eternal Sunshine of the Spotless Mind gibi filmlerin arkasında Charlie Kaufman ve Spike Jonze ikilisini görüyoruz. La Strada, La Dolce Vita ya da 8½ filmlerinin arkasında ise Fellini'ye Ennio Flaiano ve Tullio Pinelli’nin eşlik ettiğini biliyoruz. Ya da Reha Erdem’in görmek ve göstermek istediklerini en iyi Florent Herry’nin, Nuri Bilge Ceylan’ınkileri ise Gökhan Tiryaki’nin anladığını söyleyebiliyoruz. Şüphesiz, sanat farklı disiplinlerin ve farklı bakışların bir araya gelmesiyle zenginleşiyor ve en güzel üretimler bu birlikteliklerden doğuyor. Yapımcı Zeynep Atakan’ın hayata geçirdiği Yapımlab da benzer birliktelikleri daha uzun zamanlar sürdürebilmek ve sinemayla ilgilenenleri bir araya getirmek için House of Yapımlab’i duyuruyor. House of Yapımlab: Tayfun Pirselimoğlu, Kutluğ Ataman, Nuri Bilge Ceylan gibi ünlü yönetmenlerin filmlerinin yapımcılığını üstlenen ve 1987’den bu yana sinema sektöründe profesyonel çalışmalar sürdüren yapımcı Zeynep Atakan’ın hayata geçirdiği Yapımlab, 10 yıldır sinema alanında eğitimler veren ve Türkiye sinemasında pek çok sinemacının istasyon duraklarından biri olmanın bir adım ötesine geçerek bu bağları daha sağlam kılmak için House of Yapımlab’ı oluşturuyor. Sinemadaki dönüşümün ve yenilenmenin sürekli olduğuna inanan Yapımlab, daha önce atölyelerine katılanlarla iletişimini sürekli hâle getirmeyi, atölyeye hiç katılmamış olanlar için de sinema sektöründe gelişim fırsatları yaratmayı ve Yapımlab Network düşüncesini yaygınlaştırarak yeni iş birliklerine aracı olmayı amaçlıyor. Üyelik avantajları: House of Yapımlab'ın farklı kapsamlarda 1 yıllık olarak sunduğu Turuncu, Gri ve Mor üyelik modelleri temelde katılımcıların sinemayla daha yakın temas kurmasını, ortak film izlemeleri ve analizlerini, Yapımlab eğitimlerine ve Zeynep Atakan tarafından hazırlanan 21x21 modüllerine katılımda avantajlar elde etmeyi, Yapımlab'ın anlaşmalı olduğu etkinliklere gözlemci olarak katılabilme imkânını ve Yapımlab Network'ün bir parçası olma fırsatını içeriyor. Turuncu üyelik sahipleri her hafta sinema dünyasındaki gelişmelerden haberdar olabilecekleri haftalık bültenlere ve film önerilerine erişirken örneğin gri üyelik sahipleri, dördü Zeynep Atakan tarafından, sekizi de önemli filmlerin yapımcıları tarafından gerçekleştirilecek Vaka Analizi çalışmalarına katılabiliyor ve network imkânı yakalayabiliyor. Öte yandan Mor üyelik sahipleri Gri ve Turuncu üyelik sahiplerinin avantajlarının yanı sıra seçtikleri bir 21x21 çalışmasına ücretsiz katılma imkânı bulabiliyor. Yapımlab’ı, Yapımlab Network’ü ve House of Yapımlab’ı daha yakından tanımak ve üyelik modelleri hakkında bilgi almak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Sanatta cinsiyet kimliği açmazının önemli ayaklarından biri de queer sanat. Geçmişte yasaklar, yaftalamalar ve cezalandırmalar sebebiyle kimliklerini gizlemek durumunda kalan LGBT+ bireylerin yıllar içinde varlıklarını gösterebilecekleri şehirler bulmaları, kalkan yasaklar ve LGBT+ bireyler üzerinde sağlanan haklar çerçevesinde sanatsal üretimleri de daha geniş çerçeveye yayılmaya başladı. Geçmişte eserlere yerleştirilen queer kodlar günümüzde ise gün yüzüne çıkarak önemli bir sanat tarzını oluşturuyor.

İngilizcede günümüz karşılığı öncesinde “tuhaf” anlamına gelen queer sözcüğü yıllarca heteroseksüel olmayanlara karşı hakaret/küfür anlamında kullanıldı. Queer kimliğin gariplik benzetmesinden uzaklaşmasıyla tanım zamanla LGBT+ argosunda benimsenerek negatif anlamından sıyrıldı. Günümüzde queer kuramı cinsellik ve cinsiyet kimliğinin iki bileşenli, özcü tanımlarına karşı çıkarak bütün kimliklerin sosyal olarak kurgulandığını ve sahnelendiğini savunuyor.
Catherine Lord ve Richard Meyer’in Art & Queer Culture başlıklı kitabı bu konudaki önemli kaynaklardan biri. Kendilerini gey veya lezbiyen olarak tanımlayan sanatçılara özel bir kitap olmanın ötesine geçen Art & Queer Culture, bunun yerine son 125 yıla dair zengin bir yaratıcı kaynak sağlamanın ve cinsiyet kimliğinin değişen olasılıklarının, kısıtlamalarının izini sürüyor. Oscar Wilde'dan Ryan Trecartin'e, 18. yüzyıl Londra'sının Molly House’larından 1920'lerin Harlem drag balolarına kadar, sosyal ve cinsel normların gösterişli reddi ile modern dönem boyunca queer sanatın ve yaşamın yaratılmasını ele alıyor.

John Singer Sargent’in örtük çalışmaları, Jasper Johns’un baskıcı bir toplumda eşcinsel biri olarak yaşadığı deneyimlerle dikkat çeken White Flag'i, Larry Rivers’ın çıplak erkek çizimleri queer sanat denildiğinde ilk akla gelenlerden. Yine Dora Carrington, Duncan Grant, Francis Bacon ve David Hockney’ın çizimleri de queer sanatın önemli örneklerinden. George Segal’ın Gay Liberation’ı, Cleve Jones’un The Names Project’i bu alandaki heykel sanatı çalışmalarını oluştururken; Claude Cahun ve Robert Mapplethorpe ise fotoğraf alanında üretimleriyle dikkat çekiyor.
Tıpkı erkek bir sanatçının feminist sanat eseri üretebileceği gibi bir heteroseksüel de queer sanat eseri üretebilir. Queer sanatın kişiye ve cinsiyet kimliğine odaklanmaktansa cinsiyet kimliğini sorgulayan eser ve çalışmalara eğildiğini hatırlamakta fayda var.

Queer sanat alanındaki sergi ve araştırma eksiklikleri günümüzde biraz daha kapanmaya başladı. 2017’de Tate’te açılan Queer British Art 1861–1967 sergisi queer sanatın sanılandan öte yeni bir sanat tarzı olmadığını gözler önüne sermesi açısından oldukça değerliydi. Queer sanatın büyük müzelerde kendine yer bulmasının bir diğer önemli örneği de “Avustralya'da bir kurum tarafından şimdiye kadar sahnelenen en büyük queer temalı sergi” olarak lanse edilen, 10 Aralık 2021'de açılacak olan Queer adlı sergi. Sergi Melbourne'daki National Gallery of Victoria (NGV) koleksiyonundan yaklaşık 300 eseri bir araya getirecek.
Eşcinselliğin suç olmaktan çıkarılmasının üzerinden sadece 50 küsür yıl geçtiğini fark etmek şaşırtıcı olduğu kadar üzücü de. Bu durumun hâlâ yadırganması, yaftalanması ve birçok yerde kişilerin kendini gizlemek zorunda kalması yaşadığımız çağın 21. yüzyıl olduğuna inanmayı zorlaştırıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Fernando Eimbcke ve ergenlik sancıları, 45 yıllık ilk dans şarkısı, siyah yıldızın ışığı
26 Şub 2021

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026



