GÖRÜLMEYEN BAKIŞ

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
2008 yılında National Geographic tarafından verilen Tüm Yollar Fotoğraf Ödülü'nü kazanan serbest fotoğrafçı Rena Effendi'yle "kadın fotoğrafçı" olmayı ve sektörel bağlamda toplumsal cinsiyet eşitliği meselesini konuştuk.
Röportaj: Alara Demirel
Kadın bakışı denince aklına ne geliyor?
Bana göre “kadın bakışı” yalnızca cinsiyet kimliğine dayanan bir bakış açısını yansıtmıyor. Sınırlayıcı veya ikili cinsiyet sistemine ait gelebilir — bana göre bu ifade, uzun yıllar ve nesiller boyunca ve büyük ölçüde bugün hâlâ yalnızca belirli bir tür bakışa maruz kaldığımız fikrini kapsıyor: çoğunlukla Batı ülkelerinden gelen beyaz erkeklerin bakışı ve çevrelerindeki yaşamı belgelemeyişi. Dünyayı onların gözlerinden görüyoruz ve büyük uluslararası medya kuruluşlarında yayımlanan görüntüleri kamuoyunun görüşlerini ve anlatılarını şekillendiriyor.
Kadın ve queer fotoğrafçıların ya da yeterince temsil edilmeyen diğer grupların çalışmalarının bugün bile geniş çapta yayımlanmamasını çok rahatsız edici buluyorum. Kapsayıcılığın uluslararası tanınırlık seviyesinin ne kadar düşük olduğunu görmek şok edici. Son on yılda yayımlanmış "büyük" dergilerin kapaklarına bakınca çoğunun Avrupa'dan veya ABD'den beyaz erkekler tarafından çekildiğini görüyoruz. Dolayısıyla bu anlamda, "kadın bakışı," günümüzde hâlâ yaygın olan “erkek bakışı”nın karşıtı veya onun diğer tarafında yer alan bir şey.

Rena Effendi, Müze Gazhane'de
Drag performans sanatçısı Ceytengri, projelerinden birinde hikâyesiyle seyirciyle tanışıyor. Kuir feminizm ve eko feminizm arasında bir bağ kuruyor musun? Kesişimsellik bu anlamda hayatında nasıl bir yer ediyor?
Eleştirel teoriyi araştırırken ya da çeşitli feminizmlerle ilişkimi tanımlarken bu bağlantıları bilinçli olarak kurduğumu söyleyemem. Ancak ırkları, etnik kökenleri, cinsellikleri, yetenekleri veya cinsiyet kimlikleri ne olursa olsun tüm insanlar için sosyal adalete inanıyorum! İnsan odaklı hikâyelere odaklanan bir belgesel fotoğrafçısı olarak çok geniş ve açık bir temsil yelpazesine inanıyorum. Bir hikâye anlatıcısı ve fotoğrafçı olarak çeşitli insan gruplarına karşı ırk, etnik köken, cinsiyet kimliği, sınıf, siyaset ve daha pek çok bağlamda birçok baskı biçimine tanık oldum.
Bu hikâyeleri çok çekici buluyorum ve gün ışığını görmeleri için alan yaratmaya çalışıyorum. Tanıştığım Ceytengri gibi güçlü kişiler kendi hikâyelerini anlatıyorlar — ben sadece bir aracı olarak mesajlarını kamuoyuna iletmeye yardımcı oluyorum. Eşit temsile ve ifade özgürlüğüne inanmak, insanlara belirli bir normatif zihniyeti dayatmak yerine doğal ve uyumlu bir yol olduğunu hissederek yaptığım bir şey.
Bu durumu entelektüel bir açıdan analiz etmedim, bu siyasi veya felsefi söylemden ziyade iş ve yaşam tecrübelerimin şekillendirdiği bir hareket biçimi.

© Rena Effendi
Ceytengri
İşlerinde toplumsal gerçeklik ve bireylerin yaşantılarını birleştirdiğini görüyorum. Bunun 'Kişisel olan politiktir,' söylemiyle uyuştuğunu düşünüyor musun?
Hikâye anlatıcıları olarak çalışırken kişisel kültür ve tarihsel deneyimlerimizle şekillenen kişisel politik gerçekliğimizin yüküyle hareket ediyoruz. Bu hangi konulara odaklanmak istediğimizi, onları nasıl seçtiğimizi yansıtıyor.
Ben Sovyetler Birliği'nde büyüdüm ve burada SSCB'nin dağılmasıyla birlikte gelen toplumsal düzende köklü değişiklikler yaşadım. Bu sosyal belgesel fotoğrafçılığına olan derin ilgimi ve sosyal dönüşümle ilgili hikâyelere karşı bağlılığımı şekillendirdi.
Bununla birlikte belirli bir hikâyeyle ilgilenmeye başladığımda objektif kalmayı ve yargılamaktan kaçınmayı arzuluyorum. Bu anlamda sadece önümde olanı belgeleyen ve fikir oluşturmayı kamuoyuna bırakan sessiz bir gözlemciyim.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kadın bakışı ne demek? 212 Photography Istanbul'un üç kadın fotoğrafçıyı tanıştırdığı "Kadın Bakışı" sergisini gezdin mi?
06 Kas 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bazen birini o an biraz tedirgin etmek ya da yüzleşmekten çekindiği bir gerçeği sakince paylaşmak, uzun vadede hem ona hem de ilişkiye sunulabilecek en içten ve yapıcı katkı oluyor. Belki de esas mesele, ne patavatsızca her şeyi ortaya dökmek ne de çekinip sessizliğe gömülmek… Nezaket görüntüsü altında kendi rahatımızı mı, yoksa karşı tarafın ve ilişkinin gerçek gelişimini mi düşündüğümüzü kendimize dürüstçe itiraf edebilmemiz gerekiyor.

Tıp, uzun yıllar erkek bedenini temel alarak araştırdı, hastalıkları tanımladı ve teşhis kriterleri geliştirdi. Bunun sonucun ise kadınların özellikle bazı hastalıklarda daha geç veya yanlış teşhis alması, tedaviye erişimde eşitsizlik ve yalnızca kadınları etkileyen sağlık sorunlarının yeterince araştırılmaması oldu. "Ölümcül Körlük" dizisinin ilk yazısı, tıbbın cinsiyet körlüğünün nasıl oluştuğunu ve bunun kadın sağlığı üzerindeki sonuçlarını inceliyor.

Greenpeace Türkiye’nin 5 büyük market zincirinden aldığı 20 ürünün 3’ünde mevzuata aykırı pestisit kullanımı, 7’sinde ise 3’ten fazla pestisit tespit edildi; birinde 15 yıl önce yasaklanan etken madde bulundu. Daha 2021’de pazarın yüzde 60'ını yönettiği belirlenen zincir marketler, tarladaki üretim standartlarını da belirleme gücüne sahip. Market zincirlerinin elindeki bu gücün yanında ilgili kanunlar gıda kodeksine aykırı ürün satmama sorumluluğu da yüklüyor. Pazarı kontrol edenler, pestisit kullanımın da kontrol edebilir.

Kareem Rahma’nın metroda karşısına aldığı konuklardan bir iddia ortaya atmalarını istediği ve ardından bu fikri birkaç dakikalık bir tartışmaya dönüştürdüğü Subway Takes formatı, kısa videonun da güçlü bir editoryal dünyaya sahip olabileceğini gösteren nadir örneklerden. Kısa videoyu platformun değil, editoryal aklın merceğinden görmenin zamanı gelmiş olabilir mi?

Doğal yapıyı parçalayan ve bozan Avrupa nehirleri üzerindeki 1,2 milyondan fazla baraj, bent ve menfez kaldırılıyor. Bariyerlerin kaldırılmasıyla yeniden birbirine bağlanan 3 bin 740 kilometrelik Avrupa nehirleri, AB’nin “2030’a kadar 25 bin kilometrelik nehri doğal hâline döndürme” hedefine bir adım daha yaklaştırıyor. Şu ana kadar 603 bariyer kaldırılırken Tuna ve Ren gibi büyük nehirlerdeki su seviyelerinin azalması Avrupa ekonomilerini zorluyor.



