Ruhun hassasiyetleri arasında bir şef: Başak Doğan


Müziğin bir parçası olmaya davetlisiniz: DenizBank VoiceUp A Capella Festival Festivalin ana grubu: The Real Group Nedir? Şef Başak Doğan ’ın kurucu sanat direktörlüğünü yürüttüğü Vokal Akademi ile kurulduğu günden bu yana “Sanata Evet” diyen DenizBank ana sponsorluğunda düzenlenecek, İstanbul’u sarıp sarmalamaya hazırlanan DenizBank VoiceUp A Capella Festival ; Hollanda’dan Uruguay’a, Türkiye’den Danimarka’ya 550’nin üzerinde müzisyen , koro ve vokal grubu ağırlarken Avrupa’nın tanınmış eğitmen ve şefleri yönetiminde 25 farklı atölye ve 25’ten fazla konsere ev sahipliği yapacak. Nerede ve ne zaman? 22 – 27 Ağustos tarihleri arasında farklı melodilerin peşinden gitmek üzere İstanbul’un farklı noktalarında buluşacağız. Şişli, Beşiktaş ve Beyoğlu arasında keyifli müzikal bir koşuşturmacaya hazır olun deriz. Neden gitmeli? 22 Ağustos'ta açılış konserinde buluştuktan sonra sabahları farklı mekânlarda birlikte şarkılara eşlik edebilir, dünyanın farklı sesleriyle aynı hislerde kucaklaşabilirsiniz. Dünyaca ünlü şeflerin düzenleyeceği festival atölyeleri ve bir kez gerçekleşecek tadımlık atölyeleri iyice incelemenizi tavsiye ederiz. 25 Ağustos’ta Müzikte Kadın Liderler panelinin olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Not almalı: İstanbul’un sesine dünya renklerinin karışacağı bu heyecanlı festivalin detaylı programını burada bulabilirsiniz. Full pass ve günlük pass ’lere şuradan ulaşabilir, katılmak istediğiniz tadımlık atölyeye kaydolabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Geçtiğimiz nisan ayına dönelim. Arter’in ev sahipliği yaptığı ve dördüncü edisyonunda ilk kez Türkiye’de gerçekleşen Show of Hands Festivali, tematik programı ve itinayla korunmuş müzikal kurgusuyla kültür sahnemizde varlığına iyi ki diyebildiğimiz etkinliklerden biriydi. Koray Soylu’nun Ramin Sadighi ve Kerim Selçuk’la gerçekleştirdiği zamansız söyleyişi şuraya bırakayım. Seni çokça ilkler barındıran bir başka tematik festivale davet edeyim.
Bu ziyaret DenizBank VoiceUp A Capella Festival için. Ancak detaylara girmeden festivalin ardındaki yoğun emeğin yaratıcı kaynağı olan Başak Doğan’ı yakından tanımakta, onun seslerle kurduğu ilişkiyi ve müzikle boyadığı anları yakalamakta fayda var. 22–27 Ağustos tarihleri arasında gerçekleşecek DenizBank VoiceUp A Capella Festival’in sanat direktörlüğünü üstlenen şef Başak Doğan ile söyleşimize hoş geldin.

Başak Doğan
Boğaziçi’nde felsefe lisans eğitimi, peşinden kurduğun Kadın Korosu’nun şefliğine de devam edebilmek için müzik felsefesi üzerine yapılan yüksek lisans... Ardından koro şefliği üzerine Danimarka’da Royal Academy of Music’te bir yüksek lisans daha. Bunlar eğitim hayatının basamakları. Bugün olduğun yerden geriye dönüp baktığında her zaman takip ettiğin izi görebiliyor musun? Bazen farklı yollara sapsan da sana yaptıklarına dair o aidiyet hissini veren şeyler neler?
İçinde müzisyen olma aşkı olan çoğu insanın yaşadığına benzer bir yolculuk yaptım aslında. Geriye dönüp baktığımda, ailemin önce elinde bir mesleğin olsun demesiyle girdiğim yollarda bile müziğe yönelmenin yolunu bir şekilde bulmuşum. Hayatınızda sizi şekillendirenler sadece yapmak istedikleriniz değildir, başınıza gelenlerin size yaptıklarıdır. Dolayısıyla o “sapma”ların hiçbiri bence sebepsiz değildi, bugünkü Başak Doğan’ı imar etti. Bir izi takip ediyorum, evet ve onun adı müzik. Müzik bana hep bir şekilde ulaştı, ben de ona her defasında farklı yaklaşarak onu farklı şekilde üretmenin yollarını aradım. Bunlar beni çok sesli topluluklara liderlik yaptığım, özgür ve bir o kadar da birlikte olmayı öğreten bir alana taşıdı. Diğer bir deyişle takip ettiğim iz; benim gelişmemi, gerektiğinde sağaltılmamı ve dönüşmemi sağlayan şeyin ta kendisi. O yüzden ona sıkı sıkı tutunuyorum.
Kariyerine ve eğitimine baktığımda ilk kez duyduğum tabirlere sıkça rastlıyorum. Royal Academy of Music’teki yüksek lisans tezinin konusu olan sezgisel şeflik bunlardan biri. Basitçe sormak gerekirse sezgisel şeflik nedir ve seni bu teze yoğunlaştıran motivasyonu öğrenebilir miyim?
Sezgisel Şeflik olarak adlandırdığım kavram on seneden fazladır yaşadığım şeflik deneyimlerimin birleştiği bir hikâyeyi anlatıyor. Şeflik kariyerime başladığımdan beri her bireyin sesinin duyulduğu ve herkesin katkı sunarak birlikte ürettiği bir müziğin büyüleyici gücü olduğuna inandım. Bu nedenle geleneksel koro provası ve egzersizlerinin ötesine geçerek, koro dinamiklerini anlayarak ve bu verilere göre yöntemler geliştirerek reaktif ve dolayısıyla o anda sezgisel olarak geliştirdiğim bir metodoloji yaratmış oldum. Tabii ki bu yöntemleri oluşturan elementler aniden belirmedi. İhtiyaca uygun özgün provayı oluşturabilmek için yıllar içinde kocaman bir araç kutusuna sahip olmak için uğraştım. Bu süreç boyunca farklı egzersizler ve prova yöntemleri biriktirdim. Özellikle Danimarka Kraliyet Konservatuvarı’ndaki eğitimim, beni bu yönde büyük ölçüde ilerletti.
Hocam Jim Daus Hjøerne’den öğrendiğim Vocal Painting metodu, hem kendi şeflik kariyerimde hem de Chromas’ın yaratıcılığında devrim yarattı. Vocal Painting, bir tür müzikal işaret dili olarak tanımlanabilir ve 75’den fazla işarete sahiptir. Bu işaretler aracılığıyla müziği anlık olarak düzenleyebilir, tamamen yeni ve özgün müzikal kompozisyonlar oluşturabilirsiniz. Bu yöntem, ekip üyelerinin fikirlerini sözlü iletişim olmadan alarak ortak ve hızlı bir müzikal ürün üretebilmesini sağlıyor. Sezgisel Şeflik de tüm bu anlattığım unsurların bir araya gelmesiyle oluşan yaklaşımı temsil ediyor.

Başak Doğan | Fotoğraf: Salih Üstündağ
Danimarka Kraliyet Konservatuvarı’ndaki hocan Jim Daus Hjernøe’den öğrendiğin bir metot olan Vocal Painting’den bahsettin biraz. Tam olarak nedir vocal painting? Gelecekte nasıl bir yere sahip olacağını öngörüyorsun? Düşüncelerini merak ediyorum.
Vocal Painting yani aramızdaki adıyla VoPa, 75 farklı işaretten oluşan bir doğaçlama dili. Bu metodu öğrendiğinizde elinizdeki insan sesleriyle üretme beceriniz sonsuz şekilde artıyor. İlk defa bir araya gelen bir topluluk bile bu işaretlerden sadece birkaçını öğrenerek yaklaşık 15-20 dakika içinde birlikte ses çıkarabildiğine şahit oluyor. Alttaki mesajı ise bence şu: Birbirimizden ne kadar farklı olsak da oracıkta birlikte ahenkli bir ses çıkarabiliyoruz. Aslında farklı olmanın değerini bize hatırlatıyor. VoPa metodunu sahnede de sıkça sergiliyoruz ve hatta izleyiciye deneyimletiyoruz. Bunu ilk defa yaşayanların ilk tepkileri; mutlu bir şaşkınlık, yapabildiği şeyden dolayı gurur ve tekrarlama isteği oluyor. Hayatta da yapabileceğimizi düşünmediğimiz hiçbir şeye adım atmıyoruz. Bence cesaretimizi biraz önümüze aldıkça yapamayacağımız bir şey yok.
İsminin önünde ses sihirbazı yazıyor. Ses dediğimiz şeyin fiziksel boyutta çok farklı karşılıkları var. Enstrümanlardan gürültüye, insan sesinden mekanik tınılara. Senin kendi ses tanımın nedir? Kendini sihirbaz, hatta bence oyunbaz hissettiğin yer neresi?
Bu tanım benim kendim için yaptığım bir tanımlama değil ama etrafımdakilerden son zamanlarda sıkça duymaya başladığım bir tanımlama. Sanıyorum, biz koro şeflerinin elinde sihirli bir değnek var. Özellikle her çarşamba ve her pazar provalarımıza konuk olan arkadaşlarımız, iş ortaklarımız, atölyelerimize katılan öğrencilerimiz, birlikte şarkılar söylediğimiz sanatçılar; Vokal Akademi’de yarattığımız çok seslilikten ve bunun tınılarından çok etkileniyor. Konserlerimize gelen izleyicilerimize sadece şarkı dinletmeyi değil; çıkardığımız seslerle bir deneyim yaşatmayı, bir hikâye anlatmayı sevdiğimiz için sanırım başka bir damara değiyoruz. Ruhun daha hassas yerlerine dokunuyoruz. Biz aslında hobi olarak çeşitli yerlerde, bazen akla bile gelmeyen mekânlarda tınlamayı çok seviyoruz. Şans ki bu bizim aynı zamanda işimiz. :)

Başak Doğan ve Chromas | Fotoğraf: Salih Üstündağ
2015 yılında Avrupa’dan pek çok korodan teklifler alırken Chromas’ı kurdun. Ardından Vokal Akademi ve beraberinde hayata geçen Vokal Akademi Pop & Caz Korosu. Tüm bu süreç seni DenizBank VoiceUp A Capella Festival’e götürmüş gibi görünüyor. Bu festivalin fikri ilk ne zaman ortaya çıktı? Ardındaki motivasyon neydi?
Bu festivalin hazırlıkları yıllar önce başladı aslında. Çıkış noktası ise buradaki kültür sanat sahnesine, içinde bulunduğumuz kente ve onun aracılığıyla Türkiye’ye çok sesli müziği daha iyi anlatmak; daha çok kişiyi sadece insan sesiyle yapılan akapella müzik türü ile buluşturmaktı. Gel zaman git zaman, marka destekleri alabilince, yurt dışından bu alanda çeşitli janrlarda faaliyet gösteren çok değerli uzman isimleri line-up’ımıza ekleme fırsatı bulduk ve çok etkileyici bir festival kürasyonu ortaya çıktı.
Kâr amacı gütmeyen bir festival olduğumuz için tamamen gönüllülük esasına dayalı kocaman yürekli bir ekibimiz var. Onlarla nakış gibi ince ince işledik festival içindeki tüm atölyeleri ve konserleri. Şu ana kadar geldiğimiz nokta bizi çok mutlu ediyor. Avrupa ve dünyanın çeşitli yerlerinden pek çok koro ve koro şefi festivalimize katılmak için İstanbul’a geliyor. Bu festivali artık 2 yıla bir düzenleyerek geleneksel hâle getireceğiz ve İstanbul’da çok sesli bir pencere açacağız her defasında. Ülkemizde de son zamanlarda çok sesli müzik yapan pek çok koro oluşumu var. Çok çok başarılı ekipler olduğunu görmek bizleri çok mutlu ediyor. Dileğim, bundan sonra kendimizi geliştirmek için bize çok iyi bir fırsat sunan bu festivale ülkemizden de katılımın önümüzdeki yıllarda artması. :)

DenizBank VoiceUp A Capella Festival
550 müzisyenin yanı sıra 40 koro ve vokal grubunun katılacağı 6 günlük bir festival DenizBank VoiceUp A Capella. Konser sayısı kadar pek çok farklı atölye de mevcut. Festival içeriğindeki temel amaçları anlatır mısın?
Bu festivalde pek çok kapı açtık. Akapella deyince insanların aklına gelenin çok ötesinde bir dünya var. Örneğin, bu müzik üretme tarzı metal müzik için de kullanılabiliyor. Bunun için özel bir atölye yapacak eğitmenimiz geliyor. Cinsiyet normları üzerinden seslerin incelendiği farklı bir yaklaşım sunacak ve bize bakış açısı kazandıracak harika bir atölye olacak. Akapella müzik deyince çok öncü bir grup The Real Group’un kurucusu Peder Karlsson özel bir atölye için geliyor. Ülkemizde, özellikle alternatif müzik sahnesinde çok sevilen nordik müzik ruhunun soul ile buluştuğu şahane bir atölye geliyor. Sözün özü, hem birlikte eğlenebileceğimiz hem de farklı yöntemler ve usuller öğrendikten sonra festival sonunda ortaya bir sahne işi çıkaracağımız müthiş bir yolculuk olacak.
Festival; Cemal Reşit Rey, Kırım Kilisesi, İTÜ Maçka Mustafa Kemal Amfisi, Maçka Sanat Parkı, Arter Sevgi Gönül Oditoryumu ve Arka Bahçe gibi pek çok mekâna yayılacak. Mekân seçiminde önemli etmenler neler? Özellikle kiliselerin sayıca fazla olmasının sebepleri nedir?
Hatırlarsın, az önce iyi tınlayabildiğimiz alanlar aradığımızdan bahsetmiştim. Katılımcı tüm korolar için de bunun peşine düştük mekân seçerken. Kiliselerin akustik özellikleri her zaman daha farklı bir deneyim sunuyor. Fakat çeşitlendirmeyi özellikle önemsedik. Farklı büyüklükte salonlar, taş binalar, açık hava sahneleri ve hatta parklarda bile olacağız.
Biliyorum, cevap vermek çok zor ancak festival programından okurlarımıza muhakkak katılmalarını önerdiğin konserler ve atölyeler neler?
25 Ağustos’ta Arter’de Müzikte Kadın Liderler başlıklı bir panele ev sahipliği yapacağız. Akademisyen Dr. Aylin Vartanyan yönetiminde müziğe sahnenin her köşesinden dokunmuş isimleri bir araya getirmeye çalıştık. Melike Şahin, ben, Ceren Gündoğdu, Ece Dizdar ve koro/müzik koreografisi üzerine atölye de yapacak olan Panda Van Proosdij; biraz toplumsal cinsiyet bakış açısından bu sektörde neler yaşandığını konuşacağız. Hedefimiz sonucunu da rapor hâline getirip sunmak olacak. Bunu takip etsinler mutlaka.
Tek bir isim önermeyeyeyim ama biliyorum, herkesin hayatı çok yoğun; büyük bir metropolde yaşıyoruz. Bunun için günlük biletlerimiz de satışta. Tadımlık dediğimiz atölyelerimize bu sayede rahatlıkla katılıp sonra hayatlarına, koşuşturmacalarına geri dönebilirler. :)
23, 24 ve 25 Ağustos’ta, akşam 17.00’den sonra açık şarkı söyleme etkinliklerimiz olacak. Burada şarkı söylemeyi bilmek gerekmiyor, herkesi bekliyoruz.
Ve bence The Real Group’un gerçekleştireceği gala konserini de kaçırmasınlar.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Başak Doğan’la şeflik yolculuğu ve akapella üzerine bir buluşma. The Real Group’la 40 yıllık müzikal yolculukları, modern akapellaya yaklaşımları ve farklı alanlardaki temsiliyetleri üzerine bir söyleşi.
21 Ağu 2023

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026



