Sahnedeki kadın öyküleri: 8 Mart’a 8 kadın oyunu

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
8 Mart bize yalnız olmadığımızı, umutsuzluğa kapıldığımızda gücü ilk önce hemcinslerimizin gözlerinde bulabileceğimizi anımsattığı ve elbette taleplerimizi yüksek sesle haykırma alanı açtığı için takvimin özel günü…
Tiyatro sahnelerinde de çok çeşitli kadın öyküsü, ne güzel ki, anlatılıyor. Bu biricik günümüze özel—izleyebildiklerim arasından—dikkatinizi çekmek istediğim kadın oyunlarını yazdım. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün ve kadınların kendi sesini sokaklardan sahnelere her yere yayan tüm kadınlara selamla…
'Bu Hikâye Senden Uzun Osman' | StandArts Yapım
En yenisiyle başlayalım, Aylin Balboa’nın aynı adlı kitabı bilhassa kadın okurlarca çokça sarmalanan bir metin. Bir nevi "gönderilen" ya da giden eski sevgiliye uzun bir veda mektubu. Bazen barışma önerisi, bazen “Çek git artık” diyen bir sitem yığını… Bazen öfke bazen şefkat dolu, okuması pek keyifli bir kitap…
Ama en güzeli şu: Bu kitap; aslında bir kadının, onu dağıtan uzun bir ilişkiden sonra, kendi parçalarını bizzat elleriyle toplamasının hikayesi. Bir erkeğe (Osman) değil, kadının adeta, “Senin ne düşündüğünün ne önemi var vasat herif!” dercesine kendine yazdığı iç mektuplar bunlar… Bu özgün ve sevilen metin şimdi Sertaç Sayın'ın metin danışmanlığı, Salih Usta'nın rejisiyle ve Şenay Gürler’in tek kişilik performansıyla sahnede. İstanbul seyircisiyle henüz buluşuyor, uzun bir turne yolları da olacak. Memleketin dört bir yanından kadınlar "Osmanları" ile birlikte ya da yalnız gidip görmek ister gibime geliyor…

'Kutsal' | Tatlı Ekşi Yapım
Prömiyerini yapalı tam bir sene olan Kutsal'ı annelik deneyiminden geçmiş her kadının ve mümkünse eşlerinin, arkadaşlarının da izlemesini isterim. İngiliz yazar Morgan Lloyd Malcolm’ın kaleme aldığı oyun; annelik deneyimine, nedense yeni yeni konuşulmaya başlayan bir noktadan bakıyor. Yeni anne Nina’nın peşinde, anneliğin hemen her kültürde ve zamanda "kutsal" olduğu iddia edilen topraklarının; puslu, kirli, görmezden gelinen, ürkütücü sularına çekiliyoruz.
Tuğrul Tülek’in yönetiminde, Seda Türkmen, Ümmü Putgül ve Neriman Uğur’un çarpıcı yorumlarıyla izliyoruz Kutsal'ı. Oyunun en güçlü yanı ise Seda Türkmen’in bedeniyle, mimikleriyle, sesiyle, bakışlarıyla dönüştüğü Nina. Karakterin zorlu annelik deneyimini kendi içine geçirip yumuşak, sıcak ve bir o kadar sert ve soğukkanlı oynuyor Türkmen.
Oyun, gerilim/mizah dokusunu metinde de reji ve oyunculuklarda da çok dengeli bir şekilde örüyor. Birkaç "reji fikrine" itirazlarım baki olsa da kadınlık deneyiminin bu sert ve özel alanına elini korkak alıştırmadan giren bu oyunu izlemenizi öneririm. Belki de kadınlardan da çok anneliği yerli yersiz kutsamaya doyamayan erkeklerin izlemesi gereken, bu sayede meseleye dair kavrayışlarını genişletmelerine yardımcı olacak bir oyun.

'Nora2' | Bahçe Galata
Norveçli Henrik Ibsen Bir Bebek Evi/Nora’yı yazdığında feminist hareketin ilk dalgası yeni beliriyordu. Kocasının izni olmadan yapabileceği yasal işlemlerin sayısı bile yok denecek kadar az olan kadınlardan biriydi Nora… "Gerçekte" kim olduğunu bulmak üzere kapıdan çıktığı andaysa tiyatro tarihinin en meşhur kadınlarından biri hâline gelmişti...
Bu kez Nora, evine dönüyor. Tam 15 sene sonra, kocası, iki çocuğu ve bakıcısına sırtını dönüp gittiği eve, bir teknik hesabı kapatmak için dönüyor. Ama o evin içine tekrar girdiğinde 15 senedir dondurduğu hesabını da çıkarıyor; evin fertleriyle tek tek görüşerek…
Ibsen’in feminist bakışlı eserinin Lucas Hnath tarafından yazılmış bir "devam oyunu" bu. Saim Güveloğlu’nun yönettiği oyunda Tülin Özen, Tansu Biçer, Nihal G. Koldaş ve Zeynep Çötelioğlu sahnede. Her biri ayrı ayrı parıldıyor gerçekten ama Tülin Özen ve Tansu Biçer’i böyle bir projede karşılıklı döktürürken görmek apayrı bir keyif. Nora’nın "kendine ait odasını" nasıl bulduğunu izlemek de ayrı rahatlatıcı…

'Palamut Zamanı' | Most Production&Zorlu PSM
Ayda Aksel ile Alina Boz’u şaşırtıcı derecede başarılı bir uyumla sahneye taşıyan Çağan Irmak imzalı oyun hem bir kadın dayanışma öyküsü hem de nostaljisi ve romansı bol bir oyun… Kurduğu evrenlerle sinemada hep kalplere —neredeyse eliyle— dokunan sinemacı, yazıp yönettiği ilk oyununda da o bildiğimiz Çağan Irmak hikayesi duygusunu tutuyor.
Ayda Aksel, 80’lerin seks filmleri furyasında oyunculuk yapmak durumunda kalmış, şimdilerde uzak bir sahil kentinde mütevazı ve yalnız bir hayat süren Nermin’i şahane sırtlanıyor.
Alina Boz ise günümüzden, çok ünlü genç bir oyuncu olan Burcu’yu; Ayda Aksel gibi büyük bir ismin altında ezilmeden, incelikle taşıyor hikayenin içine. Zorbalığa ve lince uğrayan Burcu, kendini Nermin’in evine sığınmış bulur. Ve aynı sektörde ama iki farklı dönemde, farklı zorlu yollardan geçmiş bu iki kadının çatışmalı başlayan ilişkisinden özel bir kadın dayanışması gücü doğar.
Bu esnada Çağan Irmak’ın bakışıyla 80’ler Türkiyesi'nin sinema ortamına da gideriz. “Seks filmlerinde oynayan ve hayatları çok zorlaşan kadınların hikayesini biraz daha az romantize etseymiş keşke” diye hayıflanarak çıktığım bir oyun olduğunu da not edeyim. Aksel ve Boz’un oyun arkadaşları ise Bekir Erdem Öz, Sezer Arıçay, Dila Yağcı, Melisa Berberoğlu ve Özcan Ateş.

'Yeter' | Craft Tiyatro
Yakın zamanda görüp, özellikle de hayatındaki kadınlarla ilişkisinde tökezlediğini hisseden hemcinslerim varsa, hemen gidip görmelerini önereceğim bir yapım.
İskoç çağdaş feminist kalem Stef Smith zaten yeterince güçlü ve güvenilir bir isim. Kadın dostluğunun yer yer yaralayıcı ama asıl olarak çok güçlendirici dokusunu da öyle güzel işlemiş ki bu kez. Kariyer sahibi, seksi, güzel, bir bakanın bir daha dönüp baktığı iki deneyimli kabin memurunun, çok eski ve yakın iki arkadaşın ilişkisini ve hayatlarının bir kesitini izliyoruz.
Esra Ruşan ile Gizem Erdem’in alkışlamaya doyamadığım performansları eşliğinde, Gonca Küçükardalı’nın başarılı bir sahne matematiği ve çok işlevli bir tasarımla kurduğu bir oyun bu. Kadınlar olarak nelere "yeter" dediğimizi, nelere yetemediğimizi ve birbirimize her şeyden çok ihtiyacımız olduğunu böyle tiril tiril bir yapımda görmek çok iyi gelmişti bana.

'Afife' | Afife Tiyatro&Zorlu PSM
Müzikalitesiyle, dekoruyla, kostümleriyle, rejisiyle ve elbette çok çok iyi oyunculuklarıyla içine düşüp, iki saatliğine başka bir hayata ışınlanabileceğiniz, iddialı bir prodüksiyon çekiyorsa canınız… Hele ki bu bir kadınlık öyküsü, hem de bu topraklardan çıkan sayısız cesur kadından birinin, Afife Jale’nin öyküsüyse… Ve bu öncü kadının hayatı—kurmacayla karışık da olsa—ilk kez bu kadar kapsamlı bir sahne işine konu oluyorsa… Afife’yi izleyin derim.
Kınar Hanım rolündeki Tilbe Saran ve "Afife Jale"yi müthiş bir inançla sahiplenip sahneye başarıyla taşıyan Demet Evgar başta olmak üzere ana kadro çok iddialı: Necip Memili, Bora Akkaş, İdil Sivritepe, Bedir Bedir, Atılgan Gümüş, Orkuncan İzan, Ekremcan Arslandağ, Öykü Su Okur, Bilge Çınar, Basma Seiba. Bu ekibe kalabalık bir dans kadrosu da eşlik ediyor.
Selin Cankı Ceylan’ın kaleminden çıkan metin, Serdar Biliş yönetiminde sahnede. Dramaturjisine dair ufak itirazlarım olsa da izlenmesi şart yapımlardan…

'Le Reel/Bu Bir Prova Değil' | Tiyatro Watt
Çok can yakıcı, gerçek bir vakayı, tabiri caizse "oyun içinde oyun" kurarak anlatan, denemekten korkmayan, cesur ve yaratıcı fikirler içeren bir oyun… Yusuf Onur Aydın’ın yazıp yönettiği oyun, adında dediği gibi, aslında ne bir prova ne oyun ne de kurmaca… Bir yandan da hem prova hem oyun hem de gerçek…
- İçinde kaçak çalışmak zorunda kalan kadın işçilerle birlikte yanmış bir tekstil atölyesinin gerçek haberinden yola çıkılarak yazılmış bir iş bu. En büyük tartışması ise şu: “Gerçek, gerçekten temsil edilebilir mi?”
Selen Uçer, Elif Nur Kerkük, Selin Hasar, Yaren Özkoca hem bu olayı temsil etmek üzere oyun provası alan kadın oyuncular olarak hem de oyundaki kaçak işçi kadınlar olarak ritmik bir sahnelemenin içinde yer alıyor. Münir Can Cindoruk ise dış katmanda oyunun yönetmeni, iç katmanda tekstil atölyesinin şefi… Oyunun en çarpıcı yönü sahne ve ses tasarımı kanımca. Zira rejide zorlanıldığını hissetmiştim izlediğimde. Ama bir yandan da bu farklı katmanlardaki kadınların (göçmenler ve oyuncular) ayakta kalma, tacizle, yoklukla mücadelesindeki ortaklığı hissettirmenin hakkını veren bir iş.
Henüz izlemediyseniz, mutlaka…
'Dirmit, Herkes Kocama Benziyor', 'Toz', 'On İkinci Ev', 'Shirley'
Her biri tek kişilik ve özgün performanslarıyla farklı profillerden kadınların öykülerini bizimle buluşturan bu beş oyunu tek maddede toplamak istedim.
Dirmit başta olmak üzere her biri çağdaş klasik mertebesine yükseliyor zaman içinde…
Dirmit’te (Tiyatro Hemhâl); Latife Tekin’in kült romanını ışıl ışıl bakışı ve yorumuyla sahiplenen Nezaket Erden’i izlerken kız kardeşlik duygumuz güçleniyor… Hakan Emre Ünal’ın yönettiği ve 2017’den beri şehir şehir, ülke ülke gezen oyunu hâlâ görmediyseniz listenizin başına alın…
Alis Çalışkan’ın yazıp Hakan Emre Ünal’ın yönettiği Herkes Kocama Benziyor’da (Temsili Sahne) önce Pınar Güntürkün gibi güçlü bir kadın oyuncuyla tanıştığımıza; sonra da bu kadar sert ve "marjinal" ama bir o kadar da sokak kadar, Türkiye kadar, kadınlıklarımız kadar gerçek ve sıradan bir anlatıyı ajitasyona düşmeden; öfkeyi neşeyle sarmalayarak anlattıklarına seviniyoruz…
Zerrin Tekindor’u sahnede tek kişilik bir performansta izlemenin keyfi apayrı ama Toz’u izlerken “Bu profilde bir kadın da mı böyle şeyler yaşıyor!” şaşkınlığı (!) seyirciyi ister istemez etkisi altına alıyor. Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun her zamanki; kalpten akan ama politik da tavrını esirgemeyen ve teatral olanı hayata karıştırmayı nefis başaran kaleminden çıkan bir oyun. Hira Tekindor’un yönettiği, ID İletişim yapımı Toz, üst sınıftan bir kadın olan Handan’ın geçmişinde ve bugününde, ailesinin içinde gezdirirken bir yandan da 70’ler İstanbul’una götürüyor seyirciyi.
On İkinci Ev henüz izlemediyseniz, tanışacağınıza memnun olacağınıza şüphe etmediğim bir yeteneğin kendi projesi, kendi hikayesi… Melek Ceylan ve ekibi imzalı oyun, Ceylan’ın kendini büyütme, keşfetme, yaratma ve sesini duyurma mücadelesinin türlü şekillerde ifade edilişi. Sizi bir camın ardında karşılayacak Melek Ceylan ve izleyin bakalım bu ülkedeki milyonlarca kadınla tanış olan öyküsünü kim bilir nasıl anlatacak.
Shirley Valentine her şeyden önce Sumru Yavrucuk’la sahnede ve baş başa karşılaşmak için benzersiz fırsat. Willy Russell imzalı bu oyunu iyi ki yapmış demiştim izlediğimde. Zira belli bir yaştan sonra handiyse "ıskartaya çıkarılan" kadınlar için yazılmış naif, eğlenceli bir metin. Shirley kendini ailesine adamış; hayalleri, tutkuları olabileceği akla nedense gelmeyen orta yaş üstü kadınlardan... Shirley’nin özsaygısını fark edişiyle çıktığı keşif yolculuğuna alıyor bizi Sumru Yavrucuk ve kadınlara “Biraz da kendinizi hatırlayın ve düşünün” diyor...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Bahar Çuhadar
Tiyatro eleştirmeni ve gazeteci. Gazeteci olmaya 9 yaşında, okuduğu Körfez Savaşı haberlerini defterine baştan yazarken karar verdi. İkonik savaş muhabirlerine özenerek 'dış haberci' olma planlarıyla İstanbul Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler okudu. Üniversitenin köklü tiyatro kulübü İstanbul İktisat Sahnesi'nde tiyatroyla tanıştı. Dünyada olan bitene sahneden bakmanın tadını, dramaturjinin gücünü keşfedince kültür sanat ve tiyatro haberciliğine yöneldi. Dünya, Radikal ve Hürriyet gazetelerinin kültür sanat sayfaları ve hafta sonu ilavelerinde muhabir ve editör olarak çalıştı. 2011'den beri düzenli olarak haftalık tiyatro eleştirileri kaleme alıyor. Tiyatro Eleştirmenleri Birliği üyesi. Türkiye'yi gönüllü olarak terk eden yeni nesil göçmenleri anlattığı 'Yeni Ülke Yeni Hayat' adlı kitabın yazarı.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.






