Sakinleşme zamanı: Nana Adjoa

İçe dönük duygusallığın, ruhani lirizmin ve Afrika köklerinden gelen hipnotik gitar seslerinin peşinden gitme zamanı
Sakinleşme zamanı: Nana Adjoa

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Sorunlardan uzaklaşma yöntemlerimi seviyorum. Çocukken dört yanı kapalı daracık oyun alanlarında geçirdiğim sayısız mutlu anları hatırlatıyor bana. Dışarıda fırtınalar koparken (bu yazı yazılarken İstanbul’a dolu taneleri düşüyordu), derin konular ve kocaman belirsizlikler kapıda beklerken ben kabuğuma çekilirim ve hayatı kısa süreliğine de olsa kendime indirgerim. Bu yolculukların geri dönüşleri yanında hep yenilikleri getirir. Henüz 10’lu yaşlarındayken ayrılık sürecinde olan anne ve babasının çatışma ortamının içinde kalan Nana Adjoa, kaykayını yanına alıp dışarıda saatlerce vakit geçirirken sadece uzaklaşmak istedi. Bir süre sonra merkezinde kaykay olan bir topluluğun parçası olan Adjoa, zamanla etrafındakilerin de evlerinde yaşadıkları sorunlardan kaçmak için buluştuğunu fark etti. 

Dışlanmışlık hissiyle büyüyen Adjoa, “Müzik, mantıkla dolduramadığınız boşluklara sızmakta oldukça güçlü” sözleriyle kendi yöntemini keşfetti. Nana Adjoa; bugün şarkıcı, söz yazarı ve multi-enstrümantalist unvanına sahip bir sanatçı olarak karşımızda. Üstelik ilk albümü Big Dreaming Ants da geçtiğimiz hafta yayımlandı. Benim çoktan Adjoa ile yolum kesişti. Sıra sizde.

Nana Adjoa Fotoğraf: Latoya van der Meeren
Nana Adjoa
Fotoğraf: Latoya van der Meeren

Bodrum katında denemeler: Sıklıkla 70’ler funk, soul ve reggae müziğin çaldığı bir evde büyüyen Nana Adjoa, klavye ve gitarla çeşitli denemeler yaptı. Daha sonra, şimdilerde asıl enstrümanı olan bas gitarda karar kıldı. Bir dönem annesinin de bas gitar çaldığını öğrenen Nana Adjoa, bu enstrümanla olan bağını kuvvetlendirdi. Evlerinin bodrum katında yer alan bateri seti ve gitar amfileriyle birlikte ilk grup denemelerini yapan Adjoa, müzikle bir ifade biçimi yaratmayı başardı. Karar verme zamanı geldiğinde ise tercihini Conservatorium van Amsterdam’dan yana yaparak yürüyeceği yolu seçmiş oldu. Caz bölümüne giren Nana Adjoa, okulda geçirdiği yıllarda farklı enstrümanlardaki hakimiyetini artırdı. Bu da kişisel üretimleri için önünü açtı.

İlham kaynakları: Nana Adjoa’nın müzik kariyerine geçmeden önce ilham kaynaklarını öğrenmekte fayda var. Türleri harmanlaması, güçlü sesi ve hikâye anlatma yeteceğiyle Nina Simone, söz yazarlığı ve yenilikçi denemeleriyle Wilco, fısıltılı sesi, narin ve sakin müzik tarzıyla J.J. Cale; tutkusu, ruhu ve deneyselliğiyle Stevie Wonder ve janrlardan bağımsız eşsiz üretimleriyle Jeff Buckley, Nana Adjoa’nın yol göstericileri olarak değişmez bir yere sahip. Onun müziğiyle samimileştikçe ilham kaynaklarının izlerine denk gelmeniz fazlasıyla mümkün.

Soyut bir yol: İsminizi taşıyan bir müzikal projede, enstrümantal ifadenizi tek başınıza oluştururken şarkı sözlerini içselleştirmek kaçınılmaz. Nitekim Nana Adjoa’nın “Şarkı yazmak benim için kendimi anlamanın, düşüncelerime ve hislerime yer açmanın soyut bir yoludur.” sözlerinde benzer yaklaşımı bulmak mümkün. Genellikle tek bir kelime ya da cümleyle başlayan serüven, duygular ve düşüncelerin peşinden koşar. Son ana kadar değişmeye devam eder ve nihayetinde yaşayacağı evi seçer. Nana Adjoa’nın sözlerine bu kadrajdan bakmakta fayda var.

Ruhani lirizm: 2017 yılında bir süredir cebinde biriktirdiği şarkıları Down At The Root (Pt. 1) adını verdiği bir kısaçalarla paylaşma kararı aldığında Nana Adjoa’nın solo kariyerine başlama vakti gelmişti. Bir yıl sonra Down At The Root (Pt. 2) ve A Tale so Familiar kısaçalarlarıyla sahneye alışan Adjoa, radyoların ve uluslararası basının ilgisini çekmeye başladı. Kırılganlıklarını, korkularını ve güvensizliklerini müziğine taşıyan Adjoa, kısa sürede tüm bu hislerini onunla paylaşan dinleyicilerle buluştu. Geçtiğimiz hafta Bloomer Records etiketiyle yayımlanan ilk albümü Big Dreaming Ants, içe dönük duygusallığın, ruhani lirizmin, Afrika köklerinden gelen hipnotik gitar seslerinin ve alçakgönüllü davul dokunuşlarının buluştuğu deneysel bir yapım. Ben albümü kaykayla parkta dolaşan küçük Nana Adjoa’yı hayal ederek dinledim. Bu sefer onun oyun alanında buluştuk…

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

"Aynı beyin aynı müzik, bir tat alamıyorum"

Müzikten zevk almayanlar, aşkı konuşanlar, Christian Petzold'un Undine'si; Çanakkale Bienali ve yeni çıkanlar

02 Eki 2020

"Aynı beyin aynı müzik, bir tat alamıyorum"

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar