Sanayisizleşme uyarısı: Hazır giyim sektörü 2050 için yeni yol haritası sundu

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Türkiye'nin en büyük dış ticaret fazlası veren sanayi kollarından tekstil ve hazır giyim sektörü, 2025 yılını 26,2 milyar dolarlık ihracatla kapattı. Doğrudan 845 bin, dolaylı etkileriyle birlikte yaklaşık 2 milyon kişiye istihdam sağlayan sektör, 75 milyar dolarlık üretim hacmi ve 14 milyar doları aşan dış ticaret fazlasıyla cari dengenin en güçlü taşıyıcılarından biri konumunda bulunuyor. İplikten boyaya ve dikime uzanan yapısıyla dünyanın 2'nci büyük tam entegre tedarik zinciri olan sektörün kilogram başına 16,2 dolarlık ihracat birim değeri ise Türkiye ortalamasının yaklaşık 10 katına karşılık geliyor.
Ne var ki sektör, 2022'de ulaştığı zirveden bu yana tarihinin en sert daralmalarından birini yaşıyor. Son dört yılda 377 bin kişilik istihdam kaybı yaşayan ve 9 bin 936 işletmesi kapanan sektörde, hazır giyim ihracatı 2022'de gördüğü 21,2 milyar dolarlık zirve seviyesinden 16,8 milyar dolar seviyesine kadar geriledi. Türkiye'nin dünya hazır giyim ticaretindeki payı 35 yıl sonra ilk kez %3'ün altına inerek %2,96'ya, AB ithalatındaki payı ise 30 yıl sonra ilk kez %5'in altına inerek %4,65'e düştü.
Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği'ne (TGSD) göre bu tablonun arkasında 2022-2025 döneminde açılan maliyet makası yatıyor. Söz konusu dönemde enflasyon %216, asgari ücret %351, finansman maliyetleri %241 artarken kur yalnızca %144 yükseldi. Böylece sektörün dolar bazlı maliyetleri %26 artarken, bu artışın ihracat fiyatlarına yansıtılabilen bölümü %9,2'de kaldı. TGSD'nin hesabına göre rakip ülkelerde %3,5'lik bir FAVÖK marjı sermayeyi korumaya yeterken, Türkiye'nin finansman koşullarında aynı işlev için %17,5'lik marj gerekiyor.
Bu kapsamda SEDEFED tarafından, TGSD işbirliğiyle düzenlenen Sektörel Dönüşüm Toplantıları’nın ilkinde söz alan TGSD yönetimi, 16 ana ve 35 alt rapordan oluşan sektör çalışmasının bulgularını değerlendirdi ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na sunulan üç aşamalı strateji haritasının ayrıntılarını paylaştı.
"Bu maliyet yapısına hiçbir bilançonun dayanması mümkün değil"
Sunumunda sektörün maliyet yapısına dikkat çeken TGSD Müşterek Başkanı Toygar Narbay, maliyetlerin %40'ının dolar bazlı hammadde, boyar madde ve kimyasallardan, %60'ının ise işçilik, enerji ve finansman gibi TL bazlı kalemlerden oluştuğunu ifade ederek, "Katma değeri Türkiye'de yarattığımız için bu süreçten en çok etkilenen sektör biz olduk. Giderleriniz %216, %351 artarken geliriniz %14 artmışsa, bu maliyet yapısına hiçbir bilançonun dayanması mümkün değil" açıklamasında bulundu.
Sektörün 2022'de teşvik kredileriyle kapasite zirvesine ulaştıktan hemen sonra daralmaya girdiğini belirten Narbay, ortaya çıkan atıl kapasiteye ilişkin olarak, "Zirve kapasitesinden 377 bin kişilik istihdam kaybettik. En tepe noktada yatırım yapıp sonra kapasite kaybettiğimiz için korkunç bir atıl yatırım ortaya çıktı. Bu yaklaşık 10 milyar dolar, bunun 6 milyar doları makine" ifadelerini kullandı.
Başta tekstilciler olmak üzere tüm ihracatçı ve sanayicilerin son yıllarda sıkça dile getirdiği kur-maliyet makası meselesine de değinen Narbay, sorunun kurdan daha çok üretim modelinden kaynaklandığına dikkat çekerek, “Bakanlarla tartışırken 2022'yi referans veriyorduk; 'siz de 2016'dan bakın' deniyordu. Biz de 2003'ten başlayarak 45 parametreyle kurun olması gereken değerini hesapladık. Gördük ki kur bugün hala olması gereken yerin üstünde. Biz baskılanmış diyoruz ama baskılanmamış. Değerli kurla yaşamışız. Onun için sanayiye yatırım olmamış, iç pazar gelişmiş. Tamamen bir ekonomik tercih olmuş” dedi.
"Emeğin milli gelirden aldığı pay Türkiye'de %32,7. Geçmişe göre çok yüksek ama OECD standartlarına göre çok düşük. Üstelik en rekabetçi olduğumuz dönemde emeğin payı en düşük seviyedeydi. Demek ki biz maliyetleri düşürmek için hep işçiliği konuşuyoruz ama sorun işçilikte değil, başka bir yerde."
Mal ihracatının gayrisafi yurt içi hasılaya oranının 2022'de %27 seviyesindeyken 2025'te %17,5'e indiğini, Orta Vadeli Program projeksiyonlarının ise 2028 için %16,4'e işaret ettiğini söyleyen Narbay, bunun bir sanayisizleşme riski anlamına geldiğini de vurgulayarak, “Aynı tercihi 1980'lerde Avrupa yaptı, 'inovasyon ve markalaşma bizde kalsın, orta ve düşük teknolojiyi ithal edelim' dedi. Bugün geldiğimiz noktada en kritik 10 teknolojinin hiçbirinde ilk dört sırada tek bir Avrupalı şirket yok. Bahçede sadece tek türü yaşatayım derseniz, o bahçe arzu ettiğiniz görüntüyü vermez” dedi.
"Bugünkü dağınık teşvik yapısıyla Türkiye'nin 2050'ye gitmesi mümkün değil"
Sektörün dönüşümü için kısa, orta ve uzun vadeli üç stratejik adımdan oluşan Vizyon 2050 Stratejik Uzgörü raporunu sunan Toygar Narbay, sektörün kısa vadede net ihracatçılara %10 döviz dönüşüm desteği verilmesi, çalışan başına istihdam desteğinin bölgesel kalkınmışlığa göre 3 bin 500 liradan 6 bin liraya kademelendirilmesi ve reeskont kredisi faizinin politika faizinin %50'sine bağlanarak vade sonunda tahsil edilmesi tedbirlerine ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
Mevcut döviz dönüşüm desteğinin yapısını da eleştiren Narbay, "Bugün %80 ithalat yapıp katma değerin %20'sini içeride bırakan firma da %3 destek alıyor, katma değerin %80'ini içeride yaratan sektörümüz de %3 alıyor. Bu haksızlığın giderilmesini talep ettik" açıklamasında bulundu. İstihdam desteğinin iki yıl uzatılmasına ilişkin torba kanunun geçtiğimiz günlerde Meclis'e sevk edildiğini hatırlatan Narbay, "Talebimiz üç yıldı, taleplerimizden biri en azından kısmen yerine gelmiş oldu" yorumunu yaptı.
Orta vadeli dönüşüm aşamasının merkezinde yer alan Nitelikli Tedarikçi Sertifikasyon Sistemi (NTSS) önerisini de anlatan Narbay, "Bankaya gittiğinizde banka bilançonuza bakar, size bir skor verir. Aynısını firmalara yapalım. Büyüklük, kalite, kurumsallaşma, katma değer ve sosyal standartlardan oluşan 300-400 soruluk ölçülebilir bir standart oluşturalım ve bütün teşvik sistemi bu kategorilere bağlansın. Böylece koca bir transatlantiği joystick'le yönetir gibi hangi firmayı nereye taşımak istediğimizi ölçebilir ve yönetebilir hale geliriz. Bugünkü dağınık teşvik yapısıyla, iyi kötü ayırmadan herkese giden desteklerle Türkiye'nin 2050'ye gitmesi mümkün değil" ifadelerini kullandı.
"Üretim lokasyonlarını da marka mimarisine göre segmente etmemiz gerekiyor. Lüks ve premium markaların yüksek bilgi birikimi gerektiren üretimi 1. ve 2. bölgede kalmalı, hacimli üretim ise enerji, navlun ve vergisiz hammadde destekleriyle 5. ve 6. bölgelere taşınmalı. Böylece hem doğudaki fabrikalarımızı tam kapasite çalıştırırız hem de elimizde bekleyen 6 milyar dolarlık makine parkını yeniden üretime kazandırırız."
"Suriye’de Türk ordusu tarafından korunan bir endüstri bölgesi"
Türkiye'nin nüfus artış hızındaki düşüş nedeniyle 13-14 yıl sonra üretim bantlarında çalışacak işgücü bulunamayacağını öngören Narbay, sunumun en dikkat çekici önerisi olan Suriye’de sınır ötesi üretim havzası planını şu sözlerle anlattı:
"444 kilometre uzunluğunda, 30 kilometre derinliğindeki bir hatta 15 milyon metrekarelik bir alanı 99 yıllığına kiralayalım. Bu, Mısır'a gidip fabrika kurmak gibi bir model değil. Burada yönetişimi Türkiye'de kalan, Türk ordusu tarafından korunan ve Türkler tarafından işletilen bir endüstriyel bölgeden bahsediyoruz. Elimizdeki atıl makineleri buraya taşıyalım. Altyapı finansmanını ise EBRD ve Dünya Bankası'ndan alalım."
TGSD'nin Ürdün'deki nitelikli sanayi bölgeleri ve Dubai serbest bölge modelinden esinlenen projeksiyonuna göre Suriye’de kurulacak üretim havzası, 250 bin kişilik istihdamla yıllık 5 milyar dolarlık ihracat kapasitesine ulaşma potansiyeli taşıyor. Havzanın, Doğu Anadolu'da kurulacak ve İran, Irak, Suriye, Ermenistan ile Türk Cumhuriyetleri'ne gümrüksüz erişim sağlayacak bir serbest ticaret halkasıyla tamamlanarak Türkiye’nin ihracat zincirine entegre edilmesi planlanıyor.
"Local hero olmadan global hero olamıyorsunuz"
Strateji haritasının 2040'a uzanan markalaşma aşamasına ilişkin olarak Avrupa'daki kuşak devri sorununa dikkat çeken Narbay, "Avrupa'da üçüncü, dördüncü jenerasyona devredilemeyen, yaşlanan markalar var ve bunları şu anda Çinliler alıyor. Çinliler tam bir Go oyunu oynuyor. Limanları satın alıyorlar, markaları satın alıyorlar ve rakiplerinin oyun alanını daraltıyorlar. Aynı oyunu biz de oynayalım. Eximbank garantör olsun, firmalarımız 15-20 yıl vadeli kredilerle bu markaları işletsin, vade sonunda mülkiyet geçsin. Böylece para Avrupa'da kalır ama pazar bizim olur" dedi.
Teknik tekstil ihracatının önündeki engellere de değinen Narbay, "Teknik tekstilin alıcısı kamudur. Avrupa, Çin'i dışarıda bırakmak için ihalelerine GPA şartı koymaya başladı; biz ise izleyici pozisyonundayız. Mutlaka Kamu Alımları Anlaşması'na imzacı olmamız gerekiyor" açıklamasında bulundu.
TGSD'nin senaryo çalışmasına göre önerilen adımların hayata geçirilmesi halinde sektörün ihracatı 26 milyar dolardan 39 milyar dolara yükselme potansiyeli taşıyor. Müdahale edilmemesi durumunda ise sektörün 30 milyar dolar bandında kalarak butikleşme sürecine gireceği tahmin ediliyor.
Narbay sunumunu, "Local hero olmadan global hero olamıyorsunuz. Marka çıkarmış ülkelerin hepsinde enflasyon %1-3 arasında, finansman vadesi 20-30 yıl. Markalaşalım demek kolay ama o zemini oluşturmak o kadar kolay değil" sözleriyle tamamladı.
“Türkiye'nin maliyet yapısını, verimliliğini ve üretim modelini birlikte değerlendirmemiz gerekiyor”
Aynı toplantıda konuşması yapan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren ise TÜSİAD'ın bir yıldır yayımladığı ve imalat sanayiinin ana ihracat pazarlarında rakip ülkelerle karşılaştırmalı olarak ara malı, enerji, iş gücü ve finansman maliyetlerini izleyen Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi'nin (RGE) sektörel sonuçlarını paylaşarak, "RGE'nin sonuçları son yıllarda ihracat pazarlarımızda ciddi bir rekabetçilik kaybı yaşadığımızı teyit ediyor. 2026'nın ilk çeyreği itibarıyla rekabet gücümüz tarihsel olarak düşük düzeylere yakın seyrediyor. Tekstil, hazır giyim ve deri sektöründe Türkiye'de maliyet artışı %2,1 olurken rakip ülkelerde bu artış %0,3 seviyesinde kaldı. Bu farkın arkasında işgücü maliyetlerindeki %4,7'lik ve ara malı maliyetlerindeki %2,6'lık artış öne çıkıyor. Enerji maliyetlerindeki düşüş baskıyı sınırlasa da genel rekabet kaybını telafi etmeye yetmiyor" açıklamasında bulundu.
"Bu veriler bize şunu söylüyor: Konuyu bir sektör şikayeti olarak ele alamayız. Burada Türkiye'nin maliyet yapısını, verimlilik kapasitesini, finansmana erişimini ve üretim modelini birlikte değerlendirmemiz gerekiyor. Sanayiden yeşil dönüşüm, dijitalleşme, Ar-Ge ve nitelikli insan kaynağı yatırımı bekliyorsak, önce şirketlerin bu yatırımları yapabilecek finansal ve operasyonel nefes alanına sahip olması gerekir. Bu nefes alanı, ekonomik programdan geri adım anlamına gelmemelidir. Para politikasını gevşetmekten değil, kriterleri belli, etkisi ölçülen, verimlilik ve ihracat kapasitesi yaratan yatırımlara yönelen bir finansman yaklaşımından söz ediyoruz."
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bu hafta hem yurt içi, hem de yurt dışı piyasalarda kritik veriler radarımızda. Yurt içinde Pazartesi günü açıklanacak Temmuz ayı TÜFE ön plandayken, yurt dışında Cuma günü açıklanacak tarım dışı istihdam verileri bekleniyor.
03 Ağu 2026

2026’nın ikinci yarısına girilirken küresel piyasalar, bir yanda yapay zeka yatırım döngüsünün beslediği güçlü bir risk iştahı, diğer yanda enerji fiyatlarındaki oynaklık, jeopolitik belirsizlik ve merkez bankaları arasında derinleşen politika ayrışması olmak üzere birbirine zıt iki kuvvetin gerilimi altında şekilleniyor.

Temmuz FOMC toplantısında asıl haber, faiz kararından değil, 9’a 3’lük bölünmeden ve uzun vadeli tahvillerin verdiği sert tepkiden geldi. Fed faizleri değiştirmedi. Buna bakıp “Toplantı beklendiği gibi bitti.” diyebiliriz. Ancak bu kez asıl hikaye, kararın arkasnda oluşan çatlakta ve tahvil piyasasının verdiği sert tepkiden doğdu. Kısacası FED bekledi, piyasa ise beklemedi.

Bu hafta Türkiye ile Irak arasında imzalanan birkaç anlaşma bölgenin, son aylarda büyük dönüşüm geçiren enerji haritasını önemli ölçüde değiştirme potansiyeli taşıyor. İmzalanan anlaşmalara göre Türkiye, Irak'ta üstleneceği ulaştırma yatırımlarının bedelini petrol ve doğalgazla alacak, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ise Kerkük'teki petrol sahalarına ortak olacak.

Türk turizmi 2026'ya art arda gelen rekorların gölgesinde sıra dışı bir kriz yılıyla girdi. Levni Hotels Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Karacabay, krizi hem şehrin en eski turizm bölgesinden hem de küresel bir markanın penceresinden izleyebilen isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Sezonun en zor günlerinin geride kalmaya başladığı bir dönemde Karacabay ile İstanbul turizminin 2026 krizini konuştuk.




