Senkronize mücadelenin belgeseli: Düet


Yeni markalar, yeni ürünler, yeni hikâyeler: Güzel Kelimeler Dükkânı Ortaya çıktığı 2015 yılından bu yana en güzel kelimelerle bizi mest eden Lûgat365 , 2018’den beri hislerimize tercüman olan Hisli Şeyler ve çok daha fazlası Güzel Kelimeler Dükkânı 'nda seni bekliyor sevgili Duende okuru. Neler var? Kendi projelerinin yanı sıra otuzdan fazla markaya Sevdiklerimiz seçkisi altında yer veren G üzel Kelimeler Dükkânı ; vitraydan seramiğe, takıdan oyuncağa, mermerden muma farklı disiplinlerde üretimler yapan tasarımcıları bir araya getiriyor. Dahası : Aposto okurlarına özel olarak tanımlanan APOSTO10 koduyla alışveriş yapan okurlar, web sitesi içinde tüm ürünlerde geçerli %10 indirimden faydalanabiliyor. Güzel Kelimeler Dükkânı ’nda satışa sunulan, özenle seçilmiş yüzlerce ürünü incelemek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Mısra Gündeş ile Defne Bakırcı senkronize yüzme sporu sayesinde tanışmış, uzun yıllar birlikte mücadele veren iki yol arkadaşı, iki sporcu. Düet kategorisinde yarıştıkları 2016 Rio Olimpiyat elemelerini geçemeyip olimpiyatlarda yarışma şansını kaçırdıktan sonra 2020 Tokyo Olimpiyatları’na hazırlanmaya başlıyorlar. Mısra ve Defne, düet kategorisinde tekler. Birinin sporu bırakma kararı, diğerinin de kaderinin değişmesi demek aslında. Üstelik motivasyonlarına meydan okuyan sadece duygusal ve psikolojik iniş-çıkışları ve kişisel dönüşümleri değil. 2016’dan 2020’ye dek Türkiye de dünya da dönüşüyor. Türkiye’de spora sağlanan destek ve kadın özgürlüğü alanında olumsuz gelişmeler yaşanırken bir de küresel bir salgın patlak verince, her şey çok daha zorlaşıyor.

Mısra Gündeş ve Defne Bakırcı 2016 Olimpiyatları elemelerinde. | Kaynak: Antalya Altın Portakal Film Festivali
Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Belgesel Film Yarışması’ndan Jüri Özel Ödülü’yle ayrılan Düet belgeselinin iki yönetmeninden Ekin İlkbağ, “Hepimiz spor sayesinde bir araya geldik.” diyor, İdil Akkuş da ekliyor: “Ben ve Ekin de tıpkı Mısra ve Defne gibi istemeyerek bu sporu bıraktık. Koşullar bizi buna sürükledi. Yarım kalmış, tamamlanamamış bir spor hayatımız var aslında.” Ekin ve İdil, yıllar sonra bu kez sinema sayesinde bir araya gelerek yıllardır tanıdıkları Mısra ve Defne’nin yolculuklarını ve mücadelelerini anlatmaya karar vermişler. Ortaya çıkan belgeselin hayatları kameraya alınan sporcuları yalnızca birer özne olarak değil, birer yol arkadaşı olarak gören yönetmenlerin elinden çıktığı çok belli zaten.

Yönetmenler İdil Akkuş ve Ekin İlkbağ Antalya'da Jüri Özel Ödülü kazandılar. | Kaynak: Antalya Altın Portakal Film Festivali
Filmin İstanbul’daki özel gösteriminin ardından yönetmenler Ekin ve İdil’le konuştum.
İkinizin sporculuk deneyimini Mısra ve Defne’nin deneyimiyle karşılaştırabilir misiniz?
İdil: Mısra ve Defne’nin spor hayatına baktığımızda profesyonellik olarak bizden çok daha ileri bir seviyedeler. Onlar hem bu işi daha uzun yıllar, çok daha ileri bir seviyede yaptılar hem de federasyonun branşa biraz olsun yatırım yapmaya karar verdiği bir döneme denk geldiler. Fakat film için röportaj yapmaya gittiğimizde eski antrenörlerimizden, takım arkadaşlarımızdan dinlediğimiz hikâyelere bakılırsa yönetim anlamında hiçbir şey değişmemişti. Yetersiz antrenman koşulları, düşük bütçeler, eğitimdeki sıkıntılar… Hepsi olduğu gibi duruyordu.
Ekin: Karşılaşılan zorluklar açısından bütün senkronize yüzücülerin deneyimi çok benzer. Kişisel olarak bu hikâyede Mısra’nın sporu bırakma süreciyle kendiminkini çok yakın buluyorum. Başladığın günkü hayallerinin yavaş yavaş senden uzaklaşması, sporculuğu sürdürmenin artık başa çıkılamaz bir mücadele hâline gelmesi yüzünden aslında özünü sevdiğin bir şeyi bırakmak zorunda kalmak, bir nevi hayallerinden vazgeçirilmek…

Düet (2022) | Kaynak: İletişim Deposu
Çekimler sürerken karşınıza pandemi gibi, Mısra ve Defne’yi farklı kararlar almaya iten, hatta onları bir yol ayrımına sürükleyen gelişmeler çıkmış. Bunlar olmasaydı yapmayı planladığınız, hayal ettiğiniz film nasıl bir şeydi?
Ekin: Çekimler İdil ve benim sporu bıraktıktan sonra yeniden bir araya gelmemizle başladı. Elimizde tam olgunlaşmamış bir fikir vardı ve bu süreçte sporculuk hayatımızdan sık sık konuşuyorduk. Mısra ve Defne’nin de Olimpiyat hedefi ve hepimizden uzun süren senkronize serüveni dikkatimizi çekmişti. Biz de içinden geldiğimiz bir hikâye anlatmaya karar verdik. Mısra ve Defne’nin de heyecanla karşılaması üzerine 2016 Aralık ayında bir Türkiye Şampiyonası çekerek Düet’in yolculuğuna başlamış olduk.
İdil: Pandemi sürecinin filme denk gelmesi tabii ki hepimiz için çok zordu. Benim hayalimde bu hikâye 2020 Tokyo Olimpiyat elemelerinde bitecekti. Pandemiyle birlikte yarışlar tek tek iptal edilmeye başladı. Olimpiyatları ertelemek için çok uzun süre beklediler. Havuzlar kapandı ve herkes evlere çekildi. Bu sırada onlar için hem antrenman yapmak imkânsız bir hâl aldı hem de karantina sona erdikten sonra Mısra artık spora devam etmek istemediğini açıkladı. Bu noktada elimizden bir şey gelmeyeceğinin farkındaydık ve yaşananlara en iyi nasıl uyum sağlarız diye düşündük. Aslında hikâyenin kırılma noktası olduğunu daha sürecin başında hissedebiliyordum. Aklıma Mısra ve Defne’ye kameramızı teslim etme fikri geldi. Daha önce de bizim olmadığımız yarışlarda veya antrenmanlarda film için bazı videolar çekiyorlardı ama bu sefer fiziken yanlarında olmamız imkânsız olduğundan ve çok önemli bir dönemden geçtikleri için cevaplamalarını istediğimiz soruları da onlara ilettik. Böylece ortaklığımız başka bir seviyeye taşındı. İçlerini döktükleri kamera, bir dönem için kendi kontrollerine geçti. Çektiklerini izlemek bizim için de sürprizli bir dönemdi.
Ekin: Düet’in benim için en kıymetli yanı, yolda başımıza gelen gelişmelerin, kırılma noktalarının filmi daha anlamlı kılması. Mısra ve Defne’nin yol ayrımı olmasaydı Olimpiyat elemelerine beraber gideceklerdi ve yüksek ihtimalle geçemeyeceklerdi. Biz de bu hayalin neden gerçekleşemediğini tartışan bir film yapmış olacaktık. Dönüştüğü hâliyle Düet, herkesin ortak bir nokta bulabileceği, bir büyüme ve dostluk hikâyesi oldu.

Yönetmenler ve sporcular filmin İstanbul'daki gösteriminde. | Kaynak: İletişim Deposu
Mısra ve Defne Antalya ve İstanbul’daki gösterimlerde sizinleydi. Yaşadıklarını yeniden görmek ve özellikle olumsuz deneyimleri yeniden hatırlayacak olmak onları filmi izlemek ve izleyicinin karşısına çıkmak konusunda tereddüte düşürdü mü?
İdil: Mısra ve Defne filmi ilk kez Antalya’da, izleyiciyle birlikte gördüler. Bu bir anlamda riskti tabii ama ben hep ilk izleyişlerinin perdede olmasını hayal etmiştim. Hatta bir çekimimizde kamera kayıttayken “Hiç perdede izleyecekmişiz gibi gelmiyor.” demişlerdi.
Ekin: Sanırım yanlarında set ekibi olarak bulunmayıp daha çok takım arkadaşları gibi yaklaştığımızdan uzun bir süre bunun bir film olacağı kafalarında canlanmıyordu. İnsanın kendi hayatının büyük bir parçasını perdede izlemesi biraz dehşet verici olmalı, onların yerinde olsam ben de böyle hissederdim. Bir tedirginlikleri olabileceğini her zaman göz önünde bulundurduk. Karşılıklı bir güven ilişkisi olmasa, hayatlarını bize bu kadar açmazlardı diye düşünüyorum.
İdil: Günlük rutinlerinin bir parçası olmuştuk aslında. Bize zaman zaman ortaya nasıl bir şey çıkacağını merak ettiklerini söylüyorlardı ancak kurgu aşamasında filmi izleme talepleri olmadı. Antalya’daki ilk gösterimde filmin hem izleyiciyle hem de Mısra ve Defne ile buluşmasından ayrı ayrı heyecan duydum. Yüz ifadelerine bakıp tahmin yürütmeye çalıştığımı hatırlıyorum. Film sonrası yapılan söyleşide de soruları onlarla birlikte cevapladık. Duygusal yükü ağır bir gündü ancak İstanbul’daki özel gösterim öncesi filmi sunarken Defne “Umarım bizim hikâyemizi, bizim dostluğumuzu beğenirsiniz.” cümlesini kurdu. Bu çok değerli. Filmde tabii ki olumsuz bir sürü olay var ama onun da Düet’i bir dostluk hikâyesi olarak kabul etmesi beni çok sevindirdi. Mısra da Antalya gösterimi sonrası sosyal medya hesabından şu cümleleri paylaşmıştı: “Anlatılmayı bekleyen bir hikryemiz vardı, anlatmak isteyenler çıktı. Yıllarca biz kameranın önünde onlar arkasında iki ayrı düet olduk, bit takım oluşturduk. 8-9 yaşında başlayan arkadaşlıklar ve hayaller şimdi beyaz perdeye taşındı, insanlarla buluştu. Düet ilk gösterimini Antalya’da yaptı. Kendi hikayemizi kendi insanlarımızdan izledik. Hala çok heyecanlıyım, çok gurur duyuyorum ve çok seviyorum. İyi ki’ler bitmiyor.” Buradaki ilk cümleyi duymak her şeyi yerli yerine oturtuyor benim için. O “anlatılmayı bekleyen hikâye” hem Mısra ve Defne’nin hem de Ekin ve benim hikâyemdi. Ortaya böyle bir sonuç çıkmasından ve izleyicide karşılık bulmasından dolayı çok mutluyum.

Düet (2022) | Kaynak: Antalya Altın Portakal Film Festivali
İdil; filme yer yer fon oluşturan, yer yer doğrudan parçası olan bir toplumsal ve politik atmosfer var. Buradaki devamlılığı sağlamak ve filmin esas konusunun önüne geçmesini engellemek için kurguda özel bir çaba göstermen gerekti mi?
İdil: Malzemeleri ilk izlemeye başladığımda en çok öne çıkan tema, koşulların yetersizliğiydi. Sadece bizim kameramızda değil onların telefonlarıyla çektiği görüntülerde de başlarına gelen aksilikleri anlattıkları, bir nevi kamerayla dertleştikleri bir durum söz konusuydu. Yerel ve küresel ölçekte baskının, şiddetin, ırkçılığın, homofobinin, çevre katliamlarının düzeyi giderek arttı. İşçiler, kadınlar, LGBTİ+'lar olarak günden güne daha fazla sömürüldüğümüz ve yaşam alanlarımızın daraldığı bir dönemdeyiz. Ancak tüm bunlara rağmen mücadelenin büyüdüğü, güçlendiği günlerden geçiyoruz. O yüzden filmde de arka planda bulunmasını istediğim karanlık, filmin sonuna doğru yerini umuda ve mücadeleye bırakıyor.
Kurgunun son aşamasına başlamadan önce filmin tamamına yayılacak temaları, ara ara tekrar edecek olanları ve kendi başına bir sahne olan konuları yazılı olarak çıkarmıştım. Aslında yazılı olarak çalıştığım çok fazla doküman var. Arşivler hariç 255 saat gibi bir görüntü vardı elimizde. Antrenmanlar, yarışlar, Mısra ve Defne’den gelenler, su altı çekimleri gibi ana başlıklara ayırmıştım. Her günün, çekilen her planının; temasının, duygusunun, verdiği bilginin ve kamera hareketinin yazılı olduğu bir çalışma yapmışım örneğin. Aslında delilik. Ama uzun vadede malzemede bilmediğim herhangi bir nokta kalmamasını sağladığını ve seçim yaparken işimi çok kolaylaştırdığını fark ediyorum. Tüm bunların da katkısıyla filmi propagandaya boğmadan, dostluk ve mücadele olarak iki ana eksenden ilerletmeye çalıştım. Filmin ikinci yarısı ilk yarısına göre daha toplumsal bir yere açılıyor. Bu hem bizim tercihimiz hem de anlattığımız hikâyenin evrildiği yer.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta: Ödüllü Düet belgeselinin yönetmenleriyle söyleşi, Weyes Blood’ın romantik hayallerle dolu yeni albümü, Andrey Konçalovski’nin siyah-beyaz katliam güncesi Dear Comrades! filmi.
02 Ara 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.




