Sessiz, derinden, inatla ve direnerek: İrfan Alış'ın ardından

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Tarih yazan figürler yaşarken ekseriyetle sessiz, sakin olurlar, gürültü çıkartmazlar ama ilerleyen yıllarda söyledikleri, yaptıkları daha çok anlaşılır ve hakları teslim edilir. İrfan Alış ve arkadaşlarıyla kurduğu şahane ekip Peyk, memleket müzik tarihinin sessiz görünen ekiplerinden biri ama değeri, memlekete kattıkları tartışılmaz.
Şüphesiz hakları çoktan teslim edildi ama onları daha uzun yıllar konuşacağız. Bu yazının devamını, önümüzdeki günlerde yapacaklarını anlatarak doldurmak isterdim ama bunu (en azından şimdilik) yapamıyorum çünkü İrfan artık aramızda değil. Peyk’in kolu, kanadı artık kırık. İçimizdeki kırıklık ve boşluk duygusu çok büyük ama onlarınki kadar olamaz. Her şey bir yana seslerini, sözlerini, yoldaşlarını kaybettiler. Sahiden tarifi mümkün değil.
Peyk, 2007 yılında hayatımıza girdiğinde bizi çok heyecanlandırmıştı. Albüm kapağına vurulmuş; şarkıları döne döne söyler olmuş; konserlerini kovalamaya başlamıştık. İlk kez ne zaman nerede izledim, hatırlamıyorum ama onları en çok Ankara’da dinledim. Sadece Ankara mı? İstanbul, İzmir ve hatta Bozcaada, Seferihisar… Her zaman her yerde olmayı başarabilen ekiplerdendi Peyk. En şahane festivalin en güzel yerinde, küçücük bir mekanda ya da büyük konser salonlarında onlarla karşılaşabiliyorduk. Dahası, Kadıköy’de oturduğumuz kafenin yan masasında hararetli konuşmalar yaparken görebiliyorduk.

Peyk | Lady Obscure
İrfan uzaktaydı ama en çok onunla karşılaşırdık çünkü hep hayatın içindeydi. Yazdığı şarkılar, tam da bu yüzden bu kadar sahici. İçinde kendimizi bulduğumuz şarkılar hepsi: Aşklarımız, ayrılıklarımız, kavgamız, mücadelemiz ortak. Hayata bakışımız da öyle. Bunun için Peyk’i en baştan yanıbaşımıza aldık, hep onlarla yürüdük.
Art arda yaptıkları albümler, ara ara önümüze koydukları şarkılar, konserlerden eylemlere ulaşan karşılaşmalar, bu yürüyüşte hiçbir zaman tek başına olmamıza izin vermedi. Elbette arada kaçtık ama kaçtığımızda bile (aşk acısı çekerken ya da memleket ahvaliyle cebelleşirken) yanımızda İrfan’ın sesi, Peyk’in şarkıları vardı. İnatla, direnerek yaptıkları, ilmek ilmek dokudukları şarkılar. Neyse ki çok insana ulaştı, elden ele, dilden dile, kulaktan kulağa yayıldı. Ara ara sosyal medya hesaplarından veryansın ediyordu ama o şarkılar büyüdü, büyüyor, büyüyecek.
Şunu söylemek yanlış olmayacak: Memleket müzik sahnesi, en inatçı figürünü kaybetti. İnadını sürdürmek, dayanışmayı büyütmek, sesini yükseltmek görevimiz. İrfan’ı yaşatmak istiyorsak Peyk’le birlikte olmak, onlarla yürümek, seslerine sesimizi katmak durumundayız. Bundan sonrası ne olur, bilinmez ama ne olursa olsun İrfan’ın adının, Peyk’in yaptıklarının tarih sahnesinden silinmesine izin vermeyeceğiz. Hoş, bizimle ilgili bir durum değil elbette bu: Tarihe çoktan silinmez harflerle kazındılar. İyi ki öyle oldu.
Peyk tarihini ileride uzun uzun anlatırız. Şimdilik söyleyeceğimiz tek şey, en azından benim söyleyebileceğim tek şey, İrfan’ı çok özleyecek oluşum, oluşumuz. İnat ederek, direnerek, yılmadan ilerleyen, yolundan sapmayan, dayanışmayı bir an bile unutmayan şahane arkadaşımız, bize de çok şey öğretti. Olta Dayanışma’yı, birlikte yaptıkları albümleri, yan yana gelerek verdikleri konserleri, Gezi Direnişi’nde ve katıldığımız onlarca eylemde kulağımızda duran, bize umut, güç ve cesaret veren şarkıları unutmak mümkün mü?

Hamiyet'ten
Dahası da var üstelik… Bir hayalini gerçekleştirdiği Hamiyet'i nasıl unutabiliriz? O ezber bozan oyunu, yaptıkları ve söyledikleri şarkıları, sahneden seyirciye geçen ekip ruhunu—ki bu da İrfan ve arkadaşlarının inadı sayesinde böyle çünkü (içinde olmasam bile yakınından bildiğim için rahatlıkla söylüyorum) o dayanışma ruhu, hayatının her alanında olduğu gibi Hamiyet kulisini de sarmıştı.
Yandığım tek bir şey var: Çıkmasını heyecanla beklediği, insanlara ulaştırmak için uğraştığı plağı göremeyecek oluşu. Biz plağımızı alıp ziyaretine gideceğiz elbette ama bunun yerini tutar mı?

Peyk’in 25 yıllık tarihinden seçtikleri şarkıları plak yapmaya niyetlediklerinde ilk haber verdikleri insanlardan biri bendim çünkü yıllardır “Plak yapın” diyerek başlarının etini yiyordum. Plak sürpriz oldu ama benim için asıl sürpriz, plak kapağına yazdığım yazı. Sadece sürpriz değil: Onurla, gururla ve sahiden övünerek hayatım boyunca taşıyacağım bir madalya bu. Bunu ona söylediğimde o güzel gülüşüyle cevap vermiş, “Abartma” demişti. Şimdi düşünüyorum da keşke daha fazla abartsaymışım. Ne kadar sevildiğini bence biliyordu ama ardından bu kadar üzüleceğimizi tahmin bile etmemiştir.
Bir film hayali vardı. En azından hayallerinin biri buydu. Kim bilir, bilmediğimiz daha ne hayaller kurdu ve bunların kaçını ete, kemiğe büründürmek için adım attı… “Kalanlar” demek hiç içimden gelmiyor ama bize bundan sonra güç verecek olan, onlar. İrfan artık sesini duymasak da, yüzünü görmesek de, gülüşüyle ışıldamasak da hayatımızda olacak. Bundan sonra denize baktığımızda onu hatırlayacağız, onunla orada buluşacağız. Ne güzel bir buluşma noktası ama keşke Seferihisar’da yaptığımız gibi dalgaların içinde çocuklaşabilseydik. En azından bunu yaşadım, biliyorum. Elbette yetmez ama teselli tesellidir.
- Ne yazacağımı bilmeden oturduğum yazılardan biri bu. Ardından hissettiklerimin bir kısmını sıcağı sıcağına BirGün’e aktarmıştım, duvaR’daki köşemde yine bir çırpıda yazdığım bir başka yazı yayımladım. Bu, üçlemenin (şimdilik) son halkası.
İrfan’ı, Peyk’i, yaptıklarını daha çok anlatacağız. Ardından yazılanları okumaya henüz takatim yok ama eminim hepsi benim hissettiklerimi düşünüyor, söylüyordur. İrfan, ardında kocaman bir boşluk bırakarak gitti. Sonradan sonraya daha da büyüyecek, daha da koyacak bu. Şarkılarına, sözlerine, sesine, ıslığına sarılmak mümkün. Yaşıyor olsa arar, ne yapacağımızı sorardım. Hoş, cevabı biliyorum:
“Yılmak yok, bu daha başlangıç, şimdiden süngüyü düşürürsen ohhoooo…”
İnadı inadımız. Mücadelemizi onunla yürüteceğiz ve şarkılarını hep yanıbaşımızda tutacağız. Bugüne kadar yaptığımız gibi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Murat Meriç, bu hafta ani ölümüyle müzik dünyasını sarsan İrfan Alış'ı yazdı. Barış Akpolat ise İstanbul konseri öncesinde Jethro Tull'dan Ian Anderson'la konuştu.
11 Kas 2024

YAZARLAR

Murat Meriç
Müzik yazarı. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006), 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016), Yerli Müzik (bi'bak Berlin, 2018) ve Hayat Dudaklarda Mey / Memleketin Anason Kokan Şarkıları (Anason İşleri Kitapları, 2019) adlı dört kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Selda Uygur, yeni romanı "Yalvaç"ta iki farklı çağdan tutkularının peşindeki iki kadının özgürleşme öyküsünü ve zaman algısını, benlik ve kişiliklerini korumak için ortaya koyduğu mücadeleyi, iki farklı zaman koridorunda işliyor. Uygur ile zamanın ruhuna ve dair söyleşirken onun hiç değiştiremediği savaşları ve tutkuları, kahramanları Gece ve Livia üzerinden anlamaya çalıştık.

Uzun ve yıpratıcı bir boşanma sürecinin ardından bir boşluğa düşen Doug, duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılayacak bir robot satın alıyor. Ödüllü yazar Sierra Greer’in kurguladığı korkutucu derecede gerçekçi bilimkurgu hikayesi burada başlıyor. Sierra Greer, Annie’nin hikayesi üzerinden itaat, rıza ve özgürlük gibi meseleleri kurcalıyor.

Gamze Güller, uzun bir aradan sonra yeniden basılan ödüllü ilk öykü kitabı "İçimdeki Kalabalık"ta yalnızlık, korku ve tıkanmışlıklara vurgu yapıyor. Her kadın kendi içinde birçok kadını barındırıyor. Her birinin farklı yüzleri var; iç içe geçmiş matruşkalar gibi. Acı, sevinç, korku, yalnızlık ve tıkanmışlıkları hep bir bedenin içinde. Yani hepsinin içinde bir kalabalık var.

Garth Jennings’ın yönettiği "Pulp: Son Bir Şarkı Daha" (Pulp: What Do You Do for an Encore?), 24 Eylül’de MUBI’de. Belgesel, grubun “More” turnesindeki en büyük arena konserini, geçmişte daha önce hiç görülmemiş arşiv görüntüleriyle buluşturuyor. Belgeselin anlatıcısı ise vokal Jarvis Cocker. Yönetmen Garth Jennings ile Zoom’da biraraya geldik.

Ridley Scott, "The Dog Stars"ta salgın sonrası bir dünyada yas, yalnızlık ve umuda dair güçlü fikirlerin peşine düşüyor; fakat bu fikirleri taşıyabilecek inandırıcı bir dünya yaratmakta zorlanıyor.




