Suat Erus

🩺 🌱
Suat Erus

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Bu ay Portre’ye bitkisel temelli bir yaklaşım hayat veriyor ve Veganuary’ye (vegan ve january kelimelerinin birleşimi) özel, vegan yaşamı destekleyenleri bu satırlarda ağırlıyoruz.


Portre’nin bu haftaki konuğu Dr. Suat Erus. Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı’nda öğretim görevlisi olan Erus, Vegan Sağlık Profesyonelleri adlı YouTube kanalında ilk kez "Hayvansal Beslenmenin İnsan Sağlığı Üzerine Etkileri" videosuyla bir sağlık çalışanı bakış açısıyla hazırladığı içerikler üretmeye başladı. Vegan beslenme ve insan sağlığı üzerine hazırladığı kapsamlı videolara “Dr. Suat Erus - VSP” adıyla devam ederken hayvansal tüketimin, dünyaya ve üzerinde yaşayan insanlar da dâhil tüm hayvanlara verdiği zararları konuştuğu Duyar Kası ve Kim Bu Veganlar? podcast serilerini de bizlerle buluşturmaya devam ediyor. Söz şimdi Dr. Suat Erus’ta.

 1- Sağlıklı beslenme hakkında söylen(e)meyenleri dile getirdiğinizi belirtiyorsunuz. Vegan bir doktor olarak size sormak isteriz: nedir söylenemeyenler? 

Sağlıklı beslenme hakkında söylenemeyen çok şey var. Bunlara geçmeden önce belki de neden söylenemediklerini de açıklamakla başlamam lazım. En temel iki sebebi, otoritelerin bile yeterli ve doğru bilgiye sahip olmaması ve hayatınızı değiştirme potansiyeline sahip bilgilerin açıklanmasının kimsenin işine gelmemesi

Özellikle kronik hastalıklarla ilgili bilgilerimizi, sadece -benim anaakım bilim dediğim- ilgili dernek ve ilaç şirketlerini üzmeyecek şekilde tasarlanmış bilimsel çalışmalardan alırsak, hayat boyu ilaç kullanmaya ikna edilmeye gönüllü oluruz. Oysa tedavi kelimesinin anlamı iyileştirmektir, bir hastalığınız için hayat boyu bir veya daha çok ilaç kullanmak bir tedavi değil, yaptığımız yanlışlara devam edebilmemiz için ödediğimiz bir bedeldir. Hem de garantisi olmayan bir bedel. İşte bize söylenmeyen en önemli şeylerden biri de budur: vücudumuzun iyileştirici gücü! Bu güç, ona doğru olanı verdikçe devam eder. 

Bugün yazılı, sözlü ve görsel medyada hayatımızı uzattığı iddia edilen her türlü ilaç, destek ve uygulama, aslında mucizevi olan bedenimize yaptığımız yanlışlar yüzünden görece kurtarıcı gibi gözükmektedir. Doğduğumuzdan beri sistematik bir pazarlamanın hedefi olarak bazı yanlışlara öyle bir inandırılmışız ki biri karşımıza çıkıp da aksini söyleyince ona öfke dolmamamız mümkün değil. Mesela protein ve demir almak için en iyi yol kırmızı et, kalsiyum için süt, probiyotik için yoğurt, omega-3 için balık değil! Uzun yıllardır böyle söyleniyor çünkü “en iyi” olma ölçütlerini maalesef işimize geldiği gibi belirlemişiz

2- YouTube videoları ve podcast serileri nasıl gidiyor? Bir farkındalık alanı yaratmış olduğunuza dair geri dönüşler alıyor musunuz? 

Günümüz sosyal medya izlenme ve dinlenme sayıları göz önüne alındığında benim yarattığım etki bir kum tanesi olamayacak kadar küçük. Tek başıma değil belki ama diğer vegan içerik üreticileriyle yapabildiğimiz en fazla bu konudaki bilgi açığını kapatmak ve ulaşabildiğimiz insanlarda farkındalık yaratabilmek. Bunu neredeyse her gün aldığım, "sayenizde vücudumda şöyle güzellikler oldu, şu değerlerim düştü, hayata bakış açım şöyle değişti" vb, gelen geri dönüşlerden söyleyebilirim ama olumsuz geri dönüşler de oluyor ki onun da ilk kısımda bahsettiğim gibi, doğduğundan beri öğrendiği bilginin eksik ve yanlış olduğunu söylediğimde oluşan kandırılmışlık ve alışkanlıklarından/geleneklerinden vazgeçmek istememe hissinin tetiklediği bir öfke olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda bir virajda olduğumuzu söyleyebilirim. Anne babaları, sigaranın sağlığa zararlı olduğunun bilinmediği yıllarda doğan bizim neslimiz için sigara neyse, bizden sonraki nesil için de et-süt-yumurta öyle olacak

Bir virajdayız dedim çünkü yavaş yavaş bunlarla ilgili bilimsel çalışmalar yayımlanmaya başladı ama hem yıllardır söyledikleriyle çelişmek istemeyen otoritelerin hem de alışkanlıklarından vazgeçmek istemeyen insanların buna alışması zaman alacak. 

3-  Önemli bir soru olduğunu düşünüyoruz: İstanbul’da hayatını sürdüren biri olarak vegan olmak nasıl gidiyor? Şehrin hayat tarzınıza yansıttığı olumsuzluklar var mı? 

İstanbul çok büyük ve heterojen bir şehir. Bu soruyu İstanbul’da beş farklı kişiye sorsanız beş farklı cevap alabilirsiniz. Yaşadığınız, çalıştığınız ve takıldığınız mahalleye göre yaşamınız kolaylaşabilir veya zorlaşabilir. Bu anlamda şanslı sayılırız, ama yine de ilk vegan olduğumuz 5 sene öncesine göre olumlu gelişmeler olduğunu gözlemliyoruz

Şüphesiz ki şehrin hayat tarzımıza yansıttığı olumsuzluklar ve zorluklar oluyor ama biz yaşadığımız yerin dönüşmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Bu bazen yemek yediğimiz yerlerde sipariş verirken yapılan ufak bilgilendirmeler oluyor, bazen bitkisel seçenek sunan esnafı talebi artırarak destekleyerek oluyor, bazen de markalara iletişim kanallarından ulaşıp derdimizi anlatmakla oluyor. Bunun meyvelerini ne kadar çabuk alabileceğinizi görünce inanamayacaksınız. Eğer bir formül vermem gerekirse şöyle söyleyebilirim; önce evinizden başlayın, sonra işiniz ve daha sonra mahallenizi dönüştürerek şehirle uyumlu bir şekilde yaşayabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

🎹 Selam GusGus, Bana Hikâyeni Anlat Şişli'de

Bir ocak sabahından herkese merhaba. Bu hafta İstanbul'un ajandasında sahile yakın bir Talent District buluşması, gezip görülesi Hadi Bana Geçelim sergisi ve İstiklâl'i yeniden deneyimleyebileceğin yetişkinlere özel bir oyun var.

16 Oca 2022

Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Naz Eraslan

Copywriter @Aposto

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?