Sürdürülebilir kent tarımı: 1990’lardan sonra Küba örneği


Hayalini kurduğun dünyanın peşinde: Samsung’dan Solve for Tomorrow Samsung Electronics Türkiye ve Habitat Derneği iş birliğiyle düzenlenen Solve for Tomorrow yarışması , 8. sınıftan 12. sınıfa kadar tüm öğrencileri toplumsal sorunları çözmeye yönlendirerek öğrenmeyi heyecan verici bir deneyime dönüştürüyor. Program için başvurular 26 Ocak 2024’e kadar buradan yapılabiliyor. Nedir? Toplumun en acil sorunlarına ürettikleri projelerle çözüm arayacak gençler, kurdukları en az 2, en fazla 4 kişilik gruplarla ‘‘Solve for Tomorrow’’ programına katılım sağlayabilecek. Üç aşamadan oluşan programda dereceye giren takımlardan birinci takıma 100.000 TL , ikinci takıma 80.000 TL , üçüncü takıma ise 50.000 TL değerinde Samsung ürünlerinde kullanabilecekleri hediye çekleri verilecek. Detaylar: Program bu sene ‘‘İnsanlık’ ’ ve ‘‘Gezegenimiz’’ olmak üzere iki temayı içeriyor. Böylelikle hem insanlık hem de gezegenimiz için daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etme hedefini içerisinde barındırıyor. Neden önemli? Samsung'un 2010 yılında başlattığı Solve for Tomorrow , gençlerin yaratıcılığını ve yenilikçiliğini teşvik ediyor. STEM eğitimine olan ilgiyi ve yeterliliği artırmak için tasarlanan program, gençlerin içinde yaşadıkları dünyayı daha iyi anlamalarına ve toplumda ihtiyaç duyulan becerileri geliştirmelerine yardımcı oluyor. Ayrıca gençlere, iş gücü ve toplumun geleceğini şekillendirebilecek yetenekler kazandırılması hedefleniyor. Gelecekte istediğin dünyayı bugünden tasarlamaya başlamak için Solve for Tomorrow yarışmasına buradan başvurabilir, detaylı bilgiyi yine orada bulabilirsin.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Petrol kaynakları iyice azaldığında, petrol temelli ekonomimize ne olacak? Bizi Mad Max tarzı ilkel bir savaş ortamı mı yoksa Ursula LeGuin’in sanayinin yok olduğu barışçıl dünyası mı bekliyor? Mesela kentlere besin ulaştırmak için yakıt tükenirse, şehirliler ne yapacak?
—Rana Söylemez, Yeşil Gazete
Küba’nın agroekolojik modele geçişi, ülkeyi sürdürülebilir tarımda dünya liderlerinden biri konumuna getirmiş ama yerel çiftçiler, politika yapıcılar ve akademisyenler için benzersiz zorluklar doğurmuş. Bu dinamik ve dengesiz sürece rağmen Küba’nın kent tarımı ağının temelini oluşturan organopónicos (şehir çiftlikleri), Havana’daki toprakların %8’ini, ada genelinde de şehir topraklarının %3,4’ünü kaplıyor. Tarım Bakanlığı bünyesindeki Ulusal Kent Tarımı Grubu da bu çabanın lideri konumunda.
Tabii bu işin bir gelişim süreci var—Küba’nın kent tarımı tarihini inceleyince 1990’larda yaşanan yiyecek krizinin ülkeyi sürdürülebilir tarım pratiklerini benimsemeye ittiği açıkça görülüyor. Bu zorunlu dönüşüm; organik, uygun maliyetli ve dayanıklı bir gıda tedarik sistemi kurulmasına öncülük ediyor. Kesinlikle çok havalı.

1990’larda Küba, Fotoğraf: BBC
Ne olmuştu: Sürdürülebilir yaklaşım öncesi kriz
Hızlı bir giriş yapalım—Küba, 1990’larda Sovyetler Birliği’nin dağılması üzerine ambargoya uğruyor. Bu da büyük bir ekonomi ve gıda krizine sebep oluyor. Ülke temel gıda, yakıt ve tarımsal girdi kaynaklarını kaybedince tarım sektörü nasıl etkilenmesin? Halk, krize hızla yanıt veriyor; hükümet, halkın girişimlerini teşvik ederek sistemi planlı stratejiyle birleştiriyor.
Nasıl?: Küba’nın sürdürülebilir kent tarımının ve gıda güvenliğinin geliştirilmesindeki başarısının simgelerinden biri hâline gelen organopónicos’lar şehir içindeki ve etrafındaki boş arazilerde genellikle organik yöntemlerle yapılan yoğun sebze yetiştiriciliğini ifade ediyor. Sistemler genellikle yükseltilmiş yataklarda toprak karışımı ve kompost kullanılarak oluşturuluyor.
Şehir çiftlikleri dönemi: 1994 yılında Havana’da başlatılan hareket üzerine Havana’da 8.000’den fazla şehir çiftliği kuruluyor. Sistem işe yarıyor; çiftlikler, 1998’de 541.000 ton gıda üretiyor ve ülkedeki gıda krizini önemli ölçüde hafifletiyor.

Bir organopónicos, Fotoğraf: Atlantika
Çözüme doğru: Küba’da toprak reformu ve Lineamientos
Tarım sektörünü canlandırmak ve gıda üretimini artırmak için atılan adımları incelemek üzere devlet kontrolündeki atıl arazileri özel çiftçilere dağıtma kararını içeren 2008 yılındaki toprak reformunu ve 2011’deki Lineamientos’u (Küba Komünist Partisi tarafından ilan edilen Parti ve Devrimin Ekonomik ve Sosyal Politikalarının Temel İlkeleri) da araştırmak gerekiyor. Kent tarımını desteklemek ve ulusal gıda üretimini artırmak amacıyla atılan bu adımlar, özetle tarım sektörünün etkinliğini artırma, gıda güvenliğini temin etme ve dışa bağımlı gıda alımını en aza indirme amaçlarına hizmet ediyorlar.
Sürdürülebilir kent tarımının sonuçları: Uygulanan yeni sistemler sonucunda küçük yerel işletmeler, ülkenin tüm meyve ve sebzelerinin %90’ını üreterek kendi kendine yetmeye başlıyorlar. Kent tarımının olumlu etkileri gıda güvenliğine ve kaynaklara adil erişime kadar uzanıyor. Böylece uygulamalar hükümet tarafından desteklenmeye devam ediyor ve sürdürülebilir tarım pratikleri de toplumsal kültürde kalıcı hâle geliyor.

Fotoğraf: Atlantika
Mevcut durum ve geleceğe umut
Küba’daki şehir çiftlikleri, yaklaşık 1 milyon 90 bin ton sebze üreterek 400 binden fazla kişiye istihdam alanı sağlıyor. Bazı büyük şehirlerde tüketilen taze sebzelerin %70’ini veya daha fazlasını üretiyor; ülke genelindeki talebin %50’sini karşılayabilecek seviyelere ulaşabiliyor. Eh, dolayısıyla Küba örneğinin uluslararası agroekoloji için de kıymetli bir yere sahip olduğunu söylemek için çok tereddüt etmeye gerek yok.
Bu deneyimler, endüstriyel tarımın yerine geçebilecek—ekosistemleri koruyan, gıda güvenliğini ve ülkelerin kendi gıda ihtiyaçlarını kendilerinin karşılama yeteneğini güçlendiren—yöntemlerin gerçekten işe yaradığını kanıtlıyor. Küba’nın sürdürülebilir kent tarımındaki deneyimi ve ilerleyişi, kriz anlarında bile sürdürülebilir tarımın nasıl bir dönüşüm yaratabileceğinin canlı bir örneği. Bu ilham verici bir model değilse ne?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Organik, uygun maliyetli ve dayanıklı bir gıda tedarik sistemi kurmak için ne gerekiyor? Kendine yeten şehirler kurmak mümkün mü?
24 Kas 2023

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Konferansı (COP31), Kasım'da Antalya’da düzenlenecek. 2025’te Avustralya'nın bu zirveyi yapması hâlinde masrafların 2 milyar dolara ulaşabileceği belirtilmişti. Türkiye için böyle bir hesaplama yok, ancak İklim Değişikliği Başkanlığı yıllık 563,3 milyon lira olarak belirlenen ödeneğini ilk altı ayda 10 kat aşarak 5 milyar 590 milyon lira harcadı.

Yürümek yeni keşfedilmiş değil. Daha iyi olmak için öğrenilmeyi ve başarılmayı bekleyen uğraşlardan biri hiç değil. Tam tersine, insanın dünyayla ilişki kurmasının en eski biçimlerinden biri. Şimdi ona yeniden dönmemizin nedeni de bu kadar basit: İnsana özgü ortak bir eylemi ve onun gücünü yeniden hatırlamak.

Bugün özgünlükten söz ederken yalnızca fikirleri konuşmuyoruz, dili de konuşuyoruz. Çünkü dil, fark edilmeden standartlaşan ilk yer. Önce aynı kelimeleri seçiyoruz, sonra aynı benzetmeleri, ardından aynı düşünceleri... En sonunda ise birbirimize benziyoruz. Yapay zeka milyonlarca metnin ortalamasını çıkararak yazdığı için aynı dili üretiyor. Peki ya biz? Biz de uzun zamandır birbirimizin ortalamasını yaşamıyor muyuz?




