

Kahve atıklarından yeniden kullanılabilir ürün ve hammaddeler: Wastespresso Dünyada her gün 2,25 milyarı aşkın fincan kahve tüketiliyor. Kahveye talep giderek artarken 2050 yılına dek 9,8 milyara ulaşacağı tahmin edilen küresel nüfusun kahve üretimini üç katına çıkaracağı öngörülüyor. Ortaya çıkan ve çıkmaya devam edecek olan atığın boyutu düşünüldüğünde bazı veriler endişe veriyor. Zira The Arbor Day Foundation'ın araştırması, bir kilo kavrulmuş kahvenin ortalama 11 kilo karbon ürettiğini ortaya koyuyor. Tam da bu noktada dünyada günden güne katlanarak artan kahve ve plastik pazarının birbirinin çözümü olabileceğini düşünen Wastespresso, kahve atıklarını yenilikçi ve sürdürülebilir bir modelle yeniden kullanılabilir hâle getiriyor. Wastespresso; restoran, otel, kafe gibi işletmeler için özel olarak geliştirdiği kahve atıklarını toplama, kompostlama ve kurutma yöntemiyle doğada hızlı çözünebilen tek kullanımlık plastikler, materyaller ve hammaddeler üreterek hem müşterilerin atık yönetimlerini yaparak çevresel değer yaratmalarını sağlıyor hem de kahve atıklarının çevreye verdiği maliyeti azaltmak için çabalıyor. Dünyada ilk küresel kahve atık yönetim zincirini kurarak dünyanın kahveden gördüğü zararı en az seviyeye getirmeyi hedefleyen Wastespresso, üç farklı ürün/hizmet grubuyla faaliyet gösteriyor. Dried Grounds: Bu modelde Wastespresso geliştirdiği yeşil kurutma ve özel parçacık yöntemiyle anlaşmalı işletmelerden topladığı kahve atıklarından nemi uzaklaştırıyor ve istenen parçacık boyutuna getirerek tekstil, kozmetik, ilaç, gıda, üç boyutlu yazıcı, otomotiv gibi farklı sektörlere yenilikçi ve sürdürülebilir bir hammadde olarak sunuyor. Straw-inno: Wastespresso’nun geliştirdiği bu ürün, kahve atığı altyapısıyla oluşturulmuş ve doğada %100 çözünebilir tek kullanımlık biyopipetler sunuyor. Böylece hem plastik pipet kullanımının azalmasına katkıda sağlanıyor hem de kahve atıkları ileri dönüşümle yeniden kullanılabilir materyallere dönüşüyor. Espresso Granul: Wastespresso’nun kahve atıklarını kullanarak ürettiği Espresso Granul ise biyoatık ve espresso atığı bazlı, doğada çözünebilir ve diğer plastiklerle karıştırılabilir bir biyoplastik hammaddesi olarak öne çıkıyor. Tek/çok kullanımlık plastik bazlı ürün üreticilerine sunulan bu çözüm de plastik pazarına çevreci ve inovatif bir bakış açısı getirmeyi hedefliyor. Wastespresso’nun çözümleriyle tanışmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Moda endüstrisi “sürdürülebilirlik” kelimesinin ifade ettiklerinin, kavramın temsil ettiklerinden gelen ağırlığının ne kadar farkında? Hiç.
Sürdürülebilirlik son beş yılda eşi görülmemiş bir hızla kullanımı artan kelimelerin başında geliyor. Bu süre içinde markalar, ürünlerini tanıtırken kullandıkları kelimeler arasına sürdürülebilirliği de dâhil etti, işin kötü yanı bu markaların hatırı sayılır bir çoğunluğunun da bu iddianın altını doldurmak gibi bir dertlerinin olmaması. Avrupa Komisyonu'nun yaptığı araştırmalardan biri, tam olarak bu meseleye parmak basıyor. Araştırma sonuçlarına göre özellikle moda ve kozmetik sektörlerinde ve ev dekorasyonu gibi alanlarda, şirketlerin %42’si sürdürülebilirlik söylemleri konusunda şeffaf bir tavır sergilemiyor.
Çevre dostu ürünleri hayatına sokmak isteyen ancak bu konuda fazla bilgi ve farkındalığa sahip olmayan tüketiciye oynayan markaların sürdürülebilirlik konusu üzerinden elde etmeye çalıştığı bu prime “greenwashing” deniyor. ANGST'ın önceki sayılarında bunu farklı farklı şekillerde ele aldığımızı hatırlarsın ancak bu kez, Avrupa Komisyonu’nun araştırmasıyla birlikte, greenwashing daha ciddi bir şekilde ele alınması ve çözülmesi gereken bir mesele hâline gelmiş bulunuyor.
-MIŞ GİBİ YAPMAK
Araştırmada incelenen 344 markanın yarısından fazlasının ürünlerinin sürdürülebilirliğine dair bir belge, sertifika, üretim yer ve yöntemlerine dair açık ve net bir bilgi vermediği ortaya çıktı. Bu grubun %37’sinin söylemi belirsiz ve genelgeçer, %59’unda ise sürdürülebilirlik savını destekleyen bilgilere kolaylıkla ulaşılamıyor. Bu markalar, tüketiciyi kendi ürününe ve sürdürülebilir üretime dair bilgilendirmek bir yana, malum kelimeyi “trend”, “çarpıcı”, “iddialı” gibi jenerik kelimelerle birlikte kullanarak kavramın da içinin boşaltılmasında rol oynuyor.
“SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK” İLLÜZYONU
Bir ürünün sadece düğmelerini geri dönüştürülmüş materyallerden elde eden, “ikonikleşmiş” bir ayakkabının üzerine “bu ürün doğayı önemsiyor” sloganı atan ya da gerçek deri kullanan bir marka olarak “çevre dostu” kapsül koleksiyon tasarlayan markalar, bu alanda gerçekten emek veren, her türlü zorlayıcı sürece göğüs geren üreticilerle dalga geçmiş, tüketiciyi ise küçümsemiş oluyor. Bu yolu izleyenlerin asli amacı satış ve kâr iken, etik değerlerin pek de bir önemi yok gerçi.
Avrupa Komisyonu araştırmanın sonuçları üzerine, gerekli birimleri bu şirketlerle iletişime geçmek ve durumu netliğe kavuşturmak üzere harekete geçirirken, bu konu tamamen kontrol altına alınana kadar -o gün gelecekse şayet- iş yine tüketiciye düşüyor. Peki, bir ürünün sürdürülebilir olduğunu nasıl anlarsın? Öncellikle, tamamen adil ve bilinçli ürünler tasarlamaya yoğunlaşan şeffaf bir marka, websitesinde gerekli sertifika ve belgeleri sergiler, üretim aşamalarını, tedarik süreçlerini detaylıca anlatır. Çünkü kimliğini doğayı dinlemek, anlamak ve onu korumak üzerine kurmuş markalar her detayı paylaşmayı tüketiciye borç bilir.
Sadece bazı koleksiyonlarını sürdürülebilir ürünlerle tasarlayan markalardan bazıları, her bir aşamayı tek tek detaylandırdığı bir anlatım tercih edebiliyor ancak çoğu, tüketicinin işin o kısmıyla ilgilenmediğini veya üretim süreçlerini anlatsa da anlamayacağını varsayarak detay vermeden genel bir açıklamayla konuyu kapatıyor. Asıl sorunlu olanlar ise ürüne dair açıklama için websitesine yönlendiren ancak sitede de “%100 organik pamuk” şeklinde bir açıklamayı kâfi bulan markalar. Bu markalar, organik pamuğun nasıl ve ne şartlarda üretildiğine, nasıl tedarik edildiğine, sonraki aşamalarda ne gibi materyallerle buluştuğuna dair bilgileri ört pas ederek sürdürülebilirlik etiketine odaklananlar.
Greenwashing’i her gündem meseleden faydalanmaya çalışan, agresif bir satış ve pazarlama politikasıyla her telden çalan markalar yaptığında ayırt etmek mümkün. Fakat inandırıcı imajıyla iyi niyetli tüketiciyi kandıran markaları tespit etmek bize düşüyor. Bu anlamda, etik ve adil bir şekilde üretildiği iddia edilen ürünlere biraz daha şüpheci ve bir dedektif edasında yaklaşmakta fayda var.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Tekrar tekrar soruyoruz: Hindistan'da neler oluyor? Pamuğun bedeli ne? "Sürdürülebilirlik" etiketinin arkasında ne var?
07 Şub 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.

Akıllı saatler ve uyku takip cihazları, dinlenmeyi puanlanması, optimize edilmesi ve başarılı olunması gereken bir projeye dönüştürdü. Oysa ki uyku, insanın kontrolü elinden bırakmadan yapamadığı az sayıdaki şeyden biri: Kovaladıkça kaçıyor, ölçtükçe bozuluyor, üzerine titredikçe nevroza dönüşüyor.

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?



