Türkiye'de büyümenin karnesi

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) üçüncü çeyreğe ilişkin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) istatistiklerini yayımladı. Yayımlanan istatistiklere göre üçüncü çeyrekte Türkiye ekonomisi yıllık bazda %2,1 büyürken, çeyreklik bazda %0,2 daraldı. Bu durum, hem piyasa beklentilerinin altında bir performansa, hem de ekonomik büyümede pandemi koşullarının geçerli olduğu 2020’den bu yana en yavaş yıllık büyümeye işaret etti.
- Bloomberg HT tarafından düzenlenen anketlere göre piyasa, ekonominin çeyreklik bazda %0,2 daralmasını, yıllık bazda ise %2,5 büyümesini bekliyordu. AA Finans tarafından düzenlenen ankete göre ise yıllık bazda büyüme beklentisi %2,6 düzeyindeydi.
TÜİK tarafından yayımlanan verilere göre Türkiye ekonomisi üçüncü çeyrekte 1 trilyon 260 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşmış vaziyette. Son nüfus sayımına göre hesap yapıldığında ise kişi başına düşen GSYH 14 bin 759 dolara ulaşmış durumda.
- Orta Vadeli Program’da GSYH’nin yıl sonunda 1 trilyon 331 milyar dolarlık büyüklüğe, kişi başına düşen GSYH’nin ise 15 bin 551 dolar seviyesine yükselmesi hedefleniyordu.
Özel tüketim en büyük katkıyı verirken, yatırımlar azaldı
TÜİK verilerine göre üçüncü çeyrekte GSYH’yi oluşturan faaliyetler arasından özel tüketim %3,1 ile bir önceki çeyreğe kıyasla daha güçlü büyürken, ihracat ise %0,8'lik ciddi bir büyüme kaydetti. Bu noktada mal ve hizmet ithalatı %9,6 daralarak büyümeye en az tüketim kadar güçlü katkı verirken, gayrisafi sabit sermaye oluşumu yani yatırımlar %0,9, kamu tüketimi ise %0,8 daraldı.
TÜİK verileri üzerinden yapılan hesaplamaya göre bu dönemde özel tüketimin (C) büyümeye verdiği katkı 2,0 puan oldu. Aynı dönemde net ihracat (NX) büyümeye 2,2 puanlık katkı sunarken, yatırımlar -0,2 (I), kamu tüketimi (GC) ise -0,1 puanlık katkı verdi. Bu dönemde stoklar da 2,0 puan daraldı.

Üçüncü çeyrekte yapılan yatırımların yapısını da bir inceleyelim. TÜİK verilerine göre üçüncü çeyrekte inşaat yatırımları bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla %63,2 büyürken, makine ve teçhizat yatırımları %24,9, diğer aktif yatırımları ise %43,0 büyüdü. Ancak zincirlenmiş hacim endeksine göre bakıldığında inşaat yatırımlarının %9,4 reel büyüme kaydettiği, makine ve teçhizat yatırımlarının ise reel olarak %8,6 daraldığı göze çarptı.
En hızlı büyüyen sektör inşaat
Üçüncü çeyrekte alt sektörler arasından en hızlı büyüyen sektör %9,2 büyüyen inşaat sektörü oldu. İnşaat sektörünün büyümesinde deprem sonrası toparlanma çabalarının ve kentsel dönüşüm faaliyetlerinin etkisi olduğu söylenebilir. Bu çabaların çoğunlukla kamu ve uluslararası kuruluşlar tarafından finanse edildiğini de hatırlatmakta yarar var.

İnşaat sektörünü %6,2’lik büyüme ile finans ve sigorta faaliyetleri, %4,6’lık büyüme ile tarım ve %2,5 ile gayrimenkul faaliyetleri sektörleri takip etti. Bu dönemde sanayi sektörü %2,2 daralırken, diğer hizmet faaliyetleri sektörü ise %2,4 ile en çok daralan sektör oldu.
TÜİK verilerine dayanılarak yapılan hesaplamaya göre üçüncü çeyrekte hizmetlerin (inşaat dahil) büyümeye sağladığı katkı 3,4 puanken, sanayi sektörünün verdiği katkı ise -0,4 puan olarak öne çıktı.
Emeğin payı geriliyor
Üçüncü çeyrekte ücret ödemelerinin GSYH’den aldığı pay yine azaldı. Yılbaşında %42,0 düzeyinde olan işgücü ödemelerinin GSYH’den aldığı pay, üçüncü çeyrek itibarıyla %36,4’e gerilemiş durumda. Bu sırada net işletme artığı yani kârın GSYH’den aldığı pay ise %36,3’ten %45,1’e çıkmış durumda.

Bunda asgari ücrete ve çoğunlukla ücretlilere bir ara zam yapılmamış olmasının da etkisi mevcut. Kanaatimiz, işgücü ödemelerinin payının dördüncü çeyrekte de azalacağı, ancak maaş zamlarıyla birlikte 2025’in birinci çeyreğinde artışa geçeceği yönünde.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Serbest fonlarda yatırımcıların parasını ne zaman alacağı, fonun değerleme ve iade koşullarına göre belirleniyor. SPK’nın 28 Ağustos tarihli düzenlemesi, likidite riski kapsamında iade taleplerinin karşılanması için bu koşulların önceden ilan süresi beklenmeden değiştirilmesine izin veriyor. Atlas Portföy’ün DFI fonunda satış işlemlerini aylık değerleme tarihine bağlayan uygulaması da bu hüküm kapsamında yapıldı.

TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, Dünya gazetesinden Recep Erçin’e verdiği söyleşide, Türkiye’nin kamu öncülüğünde hazırlanacak ve uygulaması yakından izlenecek 10-15 yıllık sanayi planlarına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Türkiye halihazırda beş yıllık kalkınma planları hazırlıyor. Peki planlar ve destekler mevcutken neden yeniden planlamayı konuşuyoruz? Türkiye’nin geçmişte fabrikalar kurarak başladığı planlama deneyiminde ne değişti ve bugün hazırlanacak bir planın üretim kararları üzerinde nasıl bir etkisi olabilir?

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda yoğun bir veri takvimi izlenecek. Yurt içinde Salı günü açıklanacak merkezi yönetim bütçe dengesi ve Çarşamba günü açıklanacak Ağustos ayı Konut Fiyat Endeksi ile Perşembe günü yayımlanacak TCMB Para Politikası Kurulu toplantı özeti ön plana çıkarken, yurt dışında Çarşamba günü açıklanacak Fed faiz kararı ile Perşembe günü İngiltere Merkez Bankası ve Cuma günü Japonya Merkez Bankası tarafından açıklanacak faiz kararları takip edilecek.
14 Eyl 2026

Jeopolitik gelişmeler piyasaların en zor fiyatladığı risklerden biridir. Savaşın ne zaman sona ereceğini, bir zirveden hangi kararın çıkacağını veya seçimlerin siyasi dengeleri ne ölçüde değiştireceğini önceden bilmek mümkün değildir. Buna rağmen jeopolitik haber akışı yatırımcı açısından tamamen öngörülemez bir alan da değil.

Türkiye’de para politikasının yakın vadeli geleceğine dair soru işaretleri, jeopolitik karmaşa ve yansımalar bir yana, makro gündemin ana maddesi olmaya devam ediyor. Dezenflasyon sürecinde izlenen yatay-aşağı görünüm, şirketlerin birikimli finansman ihtiyacı ve enerji fiyatlarındaki oynaklık, Merkez Bankası’nın hareket eğilimine aynı anda ancak farklı yönlerde etkiliyor. 10 Eylül tarihli PPK kararını da bu kapsamda ve daha geniş bir çerçevede okumak gerekiyor.




