Rota oluşturuluyor: Elektrikli araçlar


Yöresel lezzetler birkaç tık uzakta: Ekremoğlu Günün birinde peynir, zeytin, zeytinyağı, tarhana siparişinizi internetten verebileceğiniz; gidip yerinden satın almaya fırsat bulamayacağınız yöresel ve katkısız ürünlere birkaç dakikada koltuğunuzdan erişebileceğiniz aklınıza gelir miydi? Bugünün Pareto bülteninin konuğu tüm bu yöresel ürünleri kaliteden ödün vermeden üreten, e-ticaretin gücüyle Türkiye’ye ulaştıran, alışveriş deneyimini her geçen gün geliştiren ve Pareto okurlarına PARETO koduyla %10 indirim sunan bir marka: Ekremoğlu. Ekremoğlu: 1996’dan bu yana yalnızca şirden mayası kullanarak ürettiği tamamen katkısız peynirlerin yanı sıra zeytin, zeytinyağı, yöresel ürünler kategorilerinde sunduğu alternatiflerle kahvaltıların vazgeçilmezi olan Ekremoğlu, internet mağazasıyla kaliteli ürünlerini Türkiye’nin dört bir yanına ulaştırıyor. Neden önemli? İnternet mağazasını Türkiye’deki müşterileri Ekremoğlu kalitesiyle buluşturmanın en önemli yolu olarak gören Ekremoğlu; altyapısını bu yıl değiştirerek alışveriş deneyimini en üst düzeye çıkarıyor. İyzico ve BKM ödeme seçenekleri sayesinde ödeme yapmayı kolay, hızlı ve güvenli hâle getiren Ekremoğlu; gelecekte Google Pay, Apple Pay gibi ödeme alternatiflerini kullanıma sunmayı ve hatta yasal koşullar uyarınca uzun vadede kripto parayla ödeme seçeneği eklemeyi planlıyor. Ekremoğlu'nun tüm ürünlerini keşfetmek, PARETO koduyla %10 indirim ve 224,99₺ üzeri alışverişlerde ücretsiz kargo fırsatından yararlanmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İllüstrasyon: Ayşe Ezgi Yıldız
Trafikte geçirilen saatler, havaalanı koşuşturmacası, kargonuzun ne zaman gümrükten geçip evinize ulaşacağı, yemeğinizin nerede kaldığı gibi ulaşımla ilgili gündemler, siz düşünün ya da düşünmeyin; farkında olun ya da olmayın büyük bir soruna sebebiyet veriyor: Karbon emisyonu. Ulaşım sektörü, 2019'da ABD'de toplam emisyonun %29’undan sorumlu olarak en çok karbon salımına neden olan sektör olmuştu. Avrupa’da ise ulaşım sektörünün neden olduğu emisyon, karbon emisyonu pastasının dörtte birini kaplıyor. Nüfus artışı, hane halkının gelirinin artması ve ülkelerin gelişen altyapıları gibi gelişmeler, ulaşıma olan talebin zamanla artacağını gösterirken sektörün 2050'ye kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşması için emisyon oranlarını %90 oranında azaltması gerekiyor.
Neler yapılmalı?
Ulaşıma bağlı emisyonları azaltabilmek için hem kısa hem de uzun vadeli ve geniş ölçekli bir anlayışın benimsenmesi ve bu anlayış paralelinde harekete geçilmesi gerekiyor. Alınması gereken önlemlerden bazıları şöyle:
- Karayolu taşımacılığı ve ulaşımına olan talebin deniz, demir ve hava yolları gibi diğer taşımacılık ve ulaşım tiplerine aktarılması gerekiyor. Bunu sağlayabilmek için demir yolları ve deniz ulaşımının kapasite ve verimliliğinin artırılmasına ihtiyaç var.
- Trafik tıkanıklığının ve hava kirliliğinin önüne geçebilmek ve emisyon oranlarını azaltabilmek için teknolojiden yararlanılması, akıllı trafik yönetim sistemlerinin kullanılması, toplu taşımanın yaygınlaştırılması ve verimlileştirilmesi gerekiyor. Buna ek olarak şehirlerin bisiklet kullanımına ve yaya ulaşımına elverişli hale getirilmesi de önemli.
- Hem sorumluluk algısı yaratabilmek hem de “daha yeşil” ürün ve servislere olan talebi artırabilmek için tüketici ve üretici fiyatlarının doğaya olan etkiyi yansıtması gerekiyor.
- Fosil yakıtlara alternatif olarak daha çevreci yakıtların geliştirilmesi, üretilmesi ve bu yakıtlara ulaşımın kolaylaştırılması da önem taşıyor.
Hap çözüm: Elektrikli araçlar?
Ulaşım sektörünün neden olduğu emisyonun %70’inden fazlası karayolu taşımacılığından kaynaklanıyor. Bu nedenle özellikle otomobil üreticileri üzerinde iş modellerini ve üretim süreçlerini değiştirmeleri yönünde ciddi bir baskı var. Şirketler, yatırımcılar, tüketiciler hatta hükümetlerin gözünde çözüm için parlayan bir yıldız seçildi bile: Elektrikli araçlar.
Gittikçe rekabetin kızıştığı elektrikli araçlar piyasasında sadece Tesla gibi başından beri elektrikli araç üreten şirketler yer almıyor. Volkswagen, Ford, General Motors ve Mercedes-Benz gibi şirketler de geleceğin araçlarını üretmek için agresif üretim ve pazarlama stratejileri geliştiriyor. Dolayısıyla her geçen gün yeni elektrikli araç modelleri yollarda yerini alıyor.
Elektrikli araç sektöründeki gelişmelere örnek vermek gerekirse;
- Volkswagen, 2030 yılına kadar satışlarının yarısının elektrikli araçlardan oluşmasını ve 2040 yılından itibaren büyük pazarlar için üretilen yeni araçların hepsinin elektrikli olmasını planlıyor.
- Mercedes-Benz, 2030’a kadar tüm serilerini elektrikli hale getirmek üzere 47 milyar dolarlık bir harcama yapmaya hazır ve “ikna” olduğunu ifade ediyor; ancak elektrikli araç satışını eğer ilgili yerel market buna hazırsa destekleyeceğinin de altını çiziyor.
- General Motors, pandemi öncesi planlarını güncelleyerek 2025’e kadar 27 milyar dolarlık bir bütçeyi elektrikli ve otonom araçlara ayırıyor.
- Ford, önümüzdeki 10 yıl içinde elektrikli araç yatırımlarını 30 milyar dolara çıkaracağını ve bu dönemde küresel satışları içinde elektrikli modellerin payını %40’a yükseltmeyi hedeflediğini açıkladı.
Tüm bu gelişmeler göz önüne alındığında; eskiden kurulan fütürist uçan araba hayalleri şimdilik yerini elektrikli araçlara yönelik somut üretim ve satış hedeflerine bırakmış gibi görünüyor. Elektrikli araçların gerçekten daha "çevre dostu" olup olmadığı yönündeki tartışmalar ise bu dönüşümün karbon emisyonlarını azaltacağını iddia eden otomobil şirketlerinin söylemlerine gölge düşürüyor.
Elektrikli araçlar, yeterince "yeşil" mi?
Düşünülenin aksine ortalama bir elektrikli araç üretim süreci, benzin ve dizelle çalışan araçların üretim sürecinden daha fazla karbon salımına neden oluyor. Wall Street Journal'ın Toronto Üniversitesi ile birlikte gerçekleştirdiği araştırmaya göre, Tesla Model 3'ün montaj hattına geçmeden önce ürettiği emisyon, Toyota RAV4'ten %65 daha fazla. Araçlar yola çıktığında ise işler değişiyor. Her mil için Tesla, RAV4'ün tükettiği benzinin üretilmesi ve yakılmasından kaynaklı karbon ayak izinin sadece %34'ünü üretiyor.
Elektrikli araçların ne kadar “yeşil” olduğu ise kullanılan elektriğin üretim şekline göre değişiyor. Bu bağlamda elektrikli araçların şarjı için kullanılan enerjinin yenilenebilir enerji kaynaklarından gelmesi çok önemli; ancak son dönemde elektrikli araçların üretimi için kobalt ve lityum gibi bazı madenlere olan talebin artması elektrikli araçların "çevre dostluğunu" sorgulatıyor. Özellikle kobalt madenciliğinin çevreye ve insanlara ciddi olumsuz etkilerinin olduğu biliniyor. Ayrıca lityum-iyon bataryaların ömrü, geri dönüşümü ve tekrar kullanımıyla ilgili sorunlar da var. Örneğin ABD’de lityum-iyon bataryaların sadece %5’i geri dönüştürülüyor. Geri dönüştürülemeyen bataryaların akıbeti kadar geri dönüşümün nasıl gerçekleştirildiği de kritik. Zira bazı geri dönüşüm teknikleri de doğaya zarar verebiliyor.
Ulaşım sektöründe "yeşil bir gelecek" için elektrikli araçların önemli bir rol oynadığı muhakkak; ancak elektrikli araç teknolojisi ve bu araçları destekleyecek altyapıların gelişmesi ve gerçekten "çevre dostu" bir hale bürünmesi için çabaların artırılması gerekiyor. İşin aslı, insanlığın karşı karşıya olduğu iklim krizini kontrol altına almak için sektörler bazında bir veya birkaç çözüm önerisi yeterli değil. Bu nedenle tüketicilerin, şirketlerin ve hükümetlerin birlikte çalışması ve daha sürdürülebilir ve çevreci davranış biçimleri, şehirler ve altyapı sistemleri geliştirmesi gerekiyor. Bu gerçeği kabul etmek ve bunun paralelinde pozisyon almak ulaşıma bağlı emisyonların ve dolayısıyla iklim krizinin önüne geçebilmede önemli bir rol oynuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İklim krizi mi tarımı olumsuz etkiliyor? Yoksa tarım faaliyetleri ve arazi kullanımı mı iklim krizini körüklüyor? Elektrikli araçlar, ulaşım sektöründen kaynaklanan emisyonları azaltabilir mi? Elektrikli araçlar, yeterince "yeşil" mi?
17 Eyl 2021

YAZARLAR

Oğuzhan Aydın
Writer @ Pareto

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir insanın “Ne iş yapıyorsun?” sorusuna iki cümleyle cevap verip daha fazlasını anlatma ihtiyacı duymamasıyla bir markanın neyi söyleyip neyi geride bırakacağını bilmesi, aynı olgunluk eşiğine işaret ediyor. Sadelik; hiçbir şey bilmemenin getirdiği bir sığlıktan değil, aksine çok şey bilip hepsinin ağırlığını tarttıktan sonra lüzumsuz olanları arkada bırakabilme cesaretinden geçiyor.

Nike’ın marka adı, onlarca yıldır “spor” kelimesiyle neredeyse eş anlamlıydı. Bu başarı, şirketi uzun yıllar borsanın favorileri arasında tuttu. Fakat son birkaç yılda ivme şaşırtıcı bir hızla tersine döndü ve şirket, yaklaşık 18 yılın ardından S&P 100 endeksine veda etmek zorunda kaldı. Peki ne oldu da dünyanın en güçlü spor markalarından biri, bu denli hızlı bir düşüşe sürüklendi?

Reklamcılık artık dikkat ekonomisinden niyet ekonomisine geçiş yapıyor. ChatGPT’nin test ettiği Sponsorlu Ajanlar, markaların tüketicinin karar verme konuşmasına doğrudan katılmasını sağlayan yeni bir katman açıyor. Kişiselleştirilmiş iknanın birim maliyeti neredeyse sıfıra inerken mesele, anlatının nerede durduğu ve kimin adına konuştuğunun her aşamada görünür olup olmamasında düğümleniyor.

Arama deneyimimizin yapısal olarak değişmeye başladığı aşikar. Artık sadece bilgi aramıyoruz, aynı zamanda alım kararlarımızı da yapay zekaya danışıyoruz. Ancak yeni denklem yalnızca GEO’dan ibaret değil: Araştırmalar, tüketicilerin yapay zeka önerilerinde hâlâ bağımsız insan deneyimine ve güvenilir üçüncü taraflara ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Markalar için de esas mesele, algoritmada görünmek kadar, algoritmanın güvendiği üçüncü taraf dünyasında sahici, tutarlı ve organik bir yer edinebilmekte yatıyor.

Matcha, protein barlar, iki malzemeli Japon cheesecake’i, Gigi Hadid makarnası, çiğ köfte suşi… Yiyecek trendleri, artık sosyal medyanın etkisiyle çok daha hızlı yayılıyor. Tedarik zincirleri ise bu hıza ayak uydurmakta zorlanıyor. Talep, dijital hızda büyürken çiftlikler ve fabrikalardaki tarım ve gıda üretimi, fiziksel sınırlar içinde kalıyor.




