Rota oluşturuluyor: Elektrikli araçlar


Yöresel lezzetler birkaç tık uzakta: Ekremoğlu
Günün birinde peynir, zeytin, zeytinyağı, tarhana siparişinizi internetten verebileceğiniz; gidip yerinden satın almaya fırsat bulamayacağınız yöresel ve katkısız ürünlere birkaç dakikada koltuğunuzdan erişebileceğiniz aklınıza gelir…
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İllüstrasyon: Ayşe Ezgi Yıldız
Trafikte geçirilen saatler, havaalanı koşuşturmacası, kargonuzun ne zaman gümrükten geçip evinize ulaşacağı, yemeğinizin nerede kaldığı gibi ulaşımla ilgili gündemler, siz düşünün ya da düşünmeyin; farkında olun ya da olmayın büyük bir soruna sebebiyet veriyor: Karbon emisyonu. Ulaşım sektörü, 2019'da ABD'de toplam emisyonun %29’undan sorumlu olarak en çok karbon salımına neden olan sektör olmuştu. Avrupa’da ise ulaşım sektörünün neden olduğu emisyon, karbon emisyonu pastasının dörtte birini kaplıyor. Nüfus artışı, hane halkının gelirinin artması ve ülkelerin gelişen altyapıları gibi gelişmeler, ulaşıma olan talebin zamanla artacağını gösterirken sektörün 2050'ye kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşması için emisyon oranlarını %90 oranında azaltması gerekiyor.
Neler yapılmalı?
Ulaşıma bağlı emisyonları azaltabilmek için hem kısa hem de uzun vadeli ve geniş ölçekli bir anlayışın benimsenmesi ve bu anlayış paralelinde harekete geçilmesi gerekiyor. Alınması gereken önlemlerden bazıları şöyle:
- Karayolu taşımacılığı ve ulaşımına olan talebin deniz, demir ve hava yolları gibi diğer taşımacılık ve ulaşım tiplerine aktarılması gerekiyor. Bunu sağlayabilmek için demir yolları ve deniz ulaşımının kapasite ve verimliliğinin artırılmasına ihtiyaç var.
- Trafik tıkanıklığının ve hava kirliliğinin önüne geçebilmek ve emisyon oranlarını azaltabilmek için teknolojiden yararlanılması, akıllı trafik yönetim sistemlerinin kullanılması, toplu taşımanın yaygınlaştırılması ve verimlileştirilmesi gerekiyor. Buna ek olarak şehirlerin bisiklet kullanımına ve yaya ulaşımına elverişli hale getirilmesi de önemli.
- Hem sorumluluk algısı yaratabilmek hem de “daha yeşil” ürün ve servislere olan talebi artırabilmek için tüketici ve üretici fiyatlarının doğaya olan etkiyi yansıtması gerekiyor.
- Fosil yakıtlara alternatif olarak daha çevreci yakıtların geliştirilmesi, üretilmesi ve bu yakıtlara ulaşımın kolaylaştırılması da önem taşıyor.
Hap çözüm: Elektrikli araçlar?
Ulaşım sektörünün neden olduğu emisyonun %70’inden fazlası karayolu taşımacılığından kaynaklanıyor. Bu nedenle özellikle otomobil üreticileri üzerinde iş modellerini ve üretim süreçlerini değiştirmeleri yönünde ciddi bir baskı var. Şirketler, yatırımcılar, tüketiciler hatta hükümetlerin gözünde çözüm için parlayan bir yıldız seçildi bile: Elektrikli araçlar.
Gittikçe rekabetin kızıştığı elektrikli araçlar piyasasında sadece Tesla gibi başından beri elektrikli araç üreten şirketler yer almıyor. Volkswagen, Ford, General Motors ve Mercedes-Benz gibi şirketler de geleceğin araçlarını üretmek için agresif üretim ve pazarlama stratejileri geliştiriyor. Dolayısıyla her geçen gün yeni elektrikli araç modelleri yollarda yerini alıyor.
Elektrikli araç sektöründeki gelişmelere örnek vermek gerekirse;
- Volkswagen, 2030 yılına kadar satışlarının yarısının elektrikli araçlardan oluşmasını ve 2040 yılından itibaren büyük pazarlar için üretilen yeni araçların hepsinin elektrikli olmasını planlıyor.
- Mercedes-Benz, 2030’a kadar tüm serilerini elektrikli hale getirmek üzere 47 milyar dolarlık bir harcama yapmaya hazır ve “ikna” olduğunu ifade ediyor; ancak elektrikli araç satışını eğer ilgili yerel market buna hazırsa destekleyeceğinin de altını çiziyor.
- General Motors, pandemi öncesi planlarını güncelleyerek 2025’e kadar 27 milyar dolarlık bir bütçeyi elektrikli ve otonom araçlara ayırıyor.
- Ford, önümüzdeki 10 yıl içinde elektrikli araç yatırımlarını 30 milyar dolara çıkaracağını ve bu dönemde küresel satışları içinde elektrikli modellerin payını %40’a yükseltmeyi hedeflediğini açıkladı.
Tüm bu gelişmeler göz önüne alındığında; eskiden kurulan fütürist uçan araba hayalleri şimdilik yerini elektrikli araçlara yönelik somut üretim ve satış hedeflerine bırakmış gibi görünüyor. Elektrikli araçların gerçekten daha "çevre dostu" olup olmadığı yönündeki tartışmalar ise bu dönüşümün karbon emisyonlarını azaltacağını iddia eden otomobil şirketlerinin söylemlerine gölge düşürüyor.
Elektrikli araçlar, yeterince "yeşil" mi?
Düşünülenin aksine ortalama bir elektrikli araç üretim süreci, benzin ve dizelle çalışan araçların üretim sürecinden daha fazla karbon salımına neden oluyor. Wall Street Journal'ın Toronto Üniversitesi ile birlikte gerçekleştirdiği araştırmaya göre, Tesla Model 3'ün montaj hattına geçmeden önce ürettiği emisyon, Toyota RAV4'ten %65 daha fazla. Araçlar yola çıktığında ise işler değişiyor. Her mil için Tesla, RAV4'ün tükettiği benzinin üretilmesi ve yakılmasından kaynaklı karbon ayak izinin sadece %34'ünü üretiyor.
Elektrikli araçların ne kadar “yeşil” olduğu ise kullanılan elektriğin üretim şekline göre değişiyor. Bu bağlamda elektrikli araçların şarjı için kullanılan enerjinin yenilenebilir enerji kaynaklarından gelmesi çok önemli; ancak son dönemde elektrikli araçların üretimi için kobalt ve lityum gibi bazı madenlere olan talebin artması elektrikli araçların "çevre dostluğunu" sorgulatıyor. Özellikle kobalt madenciliğinin çevreye ve insanlara ciddi olumsuz etkilerinin olduğu biliniyor. Ayrıca lityum-iyon bataryaların ömrü, geri dönüşümü ve tekrar kullanımıyla ilgili sorunlar da var. Örneğin ABD’de lityum-iyon bataryaların sadece %5’i geri dönüştürülüyor. Geri dönüştürülemeyen bataryaların akıbeti kadar geri dönüşümün nasıl gerçekleştirildiği de kritik. Zira bazı geri dönüşüm teknikleri de doğaya zarar verebiliyor.
Ulaşım sektöründe "yeşil bir gelecek" için elektrikli araçların önemli bir rol oynadığı muhakkak; ancak elektrikli araç teknolojisi ve bu araçları destekleyecek altyapıların gelişmesi ve gerçekten "çevre dostu" bir hale bürünmesi için çabaların artırılması gerekiyor. İşin aslı, insanlığın karşı karşıya olduğu iklim krizini kontrol altına almak için sektörler bazında bir veya birkaç çözüm önerisi yeterli değil. Bu nedenle tüketicilerin, şirketlerin ve hükümetlerin birlikte çalışması ve daha sürdürülebilir ve çevreci davranış biçimleri, şehirler ve altyapı sistemleri geliştirmesi gerekiyor. Bu gerçeği kabul etmek ve bunun paralelinde pozisyon almak ulaşıma bağlı emisyonların ve dolayısıyla iklim krizinin önüne geçebilmede önemli bir rol oynuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İklim krizi mi tarımı olumsuz etkiliyor? Yoksa tarım faaliyetleri ve arazi kullanımı mı iklim krizini körüklüyor? Elektrikli araçlar, ulaşım sektöründen kaynaklanan emisyonları azaltabilir mi? Elektrikli araçlar, yeterince "yeşil" mi?
17 Eyl 2021

YAZARLAR

Oğuzhan Aydın
Writer @ Pareto

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
"Ödünç dikkat çağı" bugünlerde yeni bir şey gibi paketleniyor ama neredeyse reklamcılık kadar eski bir tartışma bu. Öte yandan viral akımlar, memler, trend sesler, influencerlar çağında araştırmalar, ödünç dikkatin kapıyı açsa da alışkanlık yaratmadığını da gösteriyor. Peki bu tartışmaların ortasında reklamcılıktan elde kalan ne? Bunun cevabı şeffaf süreçler, doğrulanabilir sonuçlar, kanıtlar ve gerçek insan emeğinde yatıyor.

Eskiden yalnızca satın alınan ürünleri taşımak için kullanılan bez çantalar, bugün tüketiciler için bir statü sembolüne, markalar için ise maliyetsiz bir reklam aracına dönüşüyor. Giderek daha fazla işletme, esas faaliyet alanının dışına çıkarak bez çantalardan tişörtlere, şapkalardan kupalara kadar uzanan “merch” koleksiyonları oluştururken bir dönemler ücretsiz dağıtılan bu promosyon ürünleri, tüketicilerin para ödemeye gönüllü olduğu yeni bir pazar yaratıyor.

Ortadoğu'daki savaşın tetiklediği akaryakıt krizi, elektrikli otomobillere yönelik talebi yeniden artırırken sektördeki dengeleri de değiştiriyor. Son bir yılda elektrifikasyon yatırımlarını küçülten otomobil devleri, yükselen talep ve Çin’deki üreticilerin güçlenen rekabeti karşısında gelecek stratejilerini yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.

Dijital ödeme çözümleri, her geçen gün daha da yaygınlaşırken işletmelerin bu çözümlere yaklaşımında güven, kullanım kolaylığı ve sağlanan somut fayda belirleyici hâle geliyor. Yakın tarihte Garanti BBVA’nın kuruluşu Tami’nin ve Ipsos Türkiye’nin işbirliğinde gerçekleşen çalışma da işletmelerin dijital ödeme çözümlerine açık olduğunu, fakat dönüşümün esas anahtarının güven olduğunu ortaya koyuyor.
12 Eki 2026

Tüketicilerin kredi kullanım tercihleri son yıllarda nasıl değişti, Türk bankacılık sektörü para politikası kararlarına nasıl uyum sağlıyor ve finansal teknolojiler alanında faaliyet gösteren girişimlerin büyümesinin önündeki başlıca sorunlar neler? TeklifimGelsin Kurucu Ortağı ve CEO’su İhsan Cem Zararsız, kredi piyasasındaki gelişmeleri, bankaların dijitalleşme sürecini ve Türkiye’de girişimlerin finansmana erişimde yaşadığı sorunları Aposto okurları için anlattı.




