“Üretken” ama sağlıksız bir ekosistemde yavaşlamak

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Kapitalist toplumların tüketim alışkanlıkları, gezegenimizin sürdürülebilirlik sınırlarını zorluyor.
Verimlilik veya üretkenlik, toplumda sıkça vurgulanan ve değer verilen bir kavram. Kapitalist ekonomik sistemlerde, bireylerin ve kuruluşların başarısı sıklıkla verimlilik oranlarına göre ölçülüyor; bu durumun da her bireyin fiziksel ve zihinsel yeteneklerini aynıymış gibi yansıtma ve değerlendirme eğiliminde olduğunu rahatça ifade edebiliyoruz. Dolayısıyla çoğu zaman engellilik durumları toplumda göz ardı ediliyor.
Yeni bir perspektif olarak verimliliğin terk edilmesi: Son yıllarda, sürekli verimlilik peşinde koşmanın bireyler üzerindeki olumsuz etkileri konusunda farkındalık artıyor. Bu yaklaşım, yaşamın sadece çalışma ve üretmekten ibaret olmadığını savunuyor. Bireylerin kendilerine vakit ayırmaları, mental sağlıklarına dikkat etmeleri ve yaşamın diğer yönlerinin tadını çıkarmaları gerektiği vurguluyor.
İhtiyaçların ifadesi ve ableist yaklaşım: Yalnız, toplumumuzda, bireylerin hastalıklarını ve ihtiyaçlarını açıkça ifade etmeleri genellikle zayıflık olarak algılanıyor. Dolayısıyla da bu algı, kapitalist bir toplumda kolayca daha az verimli olarak algılanabilecek bireylerin marjinalleştirilmesine neden olabiliyor. Zaten engellilik ve hastalıkların genellikle bir eksiklik olarak görülmesi, ableist bir yaklaşımın sonucu olarak özetleniyor.
Ableism, Oxford sözlüğünde sağlam, tam, yetkin bedenli bireylerin lehine yapılan ayrımcılık olarak (Oxford Dictionary, 2018); Cambridge sözlüğünde diğer insanların yaptıklarını, sahip oldukları sakatlık, hastalık vb. gibi durumlar nedeniyle yapmakta zorlanan bireylere karşı yapılan haksız muameleler bütünü olarak tanımlıyor.
Ableist yargı, toplumsal normun “tamlar” yani engelli olmayan bireyler olarak tanımlanmasını sağlar ve bu norma uymayanların yaşadıkları her türlü ayrımcılığı meşrulaştıran bir rol üstlenir.
Sağlıksız bir ekosistemin meyveleri: Kapitalizm ve ableism
Kapitalizm, devamlı olarak büyümeyi ve üretimi teşvik eden bir ekonomik sistem. Bu cepte. Durum, doğal kaynakların aşırı kullanılmasına ve iklim değişikliği gibi ciddi çevresel sorunlara neden oluyor. Bu da cepte. Yani kapitalist toplumların tüketim alışkanlıkları, gezegenimizin sürdürülebilirlik sınırlarını zorluyor.
Engelli bireylerin toplumda marjinalleştirilmesi, kapitalist toplumların verimlilik odaklı yaklaşımının bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Tüm bireylerin eşit değerde olmadığı ve bazılarının diğerlerinden daha az olduğu bir inanç sistemini yansıtıyor.
Sonuç olarak kapitalist toplumların verimlilik odaklı yaklaşımı, engelli bireyleri marjinalleştirme eğiliminde olarak gezegenin sürdürülebilirliğini tehdit eden çevresel sorunlara yol açıyor. Toplumun, bireylerin değerini sadece verimlilikleri üzerinden değil, insan olarak sahip oldukları temel haklar ve değerler üzerinden değerlendirme durumu yaygınlaşsa insan-odaklı türcü yaklaşım da giderek azalabilir.
Toprağı, denizi, havayı ve bedeni üretken kılmak
Kapitalizmin fonksiyonu, toprağı, denizi, havayı ve bedeni üretken ve kârlı kılmak üzerine kurulu. Bu, Ian G. R. Shaw ve Marv Waterstone’un “Kapitalizm sadece bir ekonomik sistemden daha fazlasıdır,” şeklinde tanımladığı bir yapıya denk düşüyor. Hastalar, kapitalist toplumda “fazla nüfus” olarak etiketleniyorlar çünkü onlar sürekli olarak iş gücüne girip çıkıyorlar. Eh, bu sistem onları destekleyemiyor ve desteklemiyor da.
Audre Lorde’un kanser günlüklerinde dile getirdiği “Sesimizi çıkaramamak bizi güçsüz bırakır,” ifadesi, ağrıyı maskelemenin veya acıyı sürekli inkar etmenin bizi bilinçsizce de olsa üretim mantığından kurtulmaktan alıkoyduğunu vurguluyor. Şu şekilde ifade edebiliriz: Kronik bir hastalığınız varsa, sessiz kalmak, “iş yapamama korkusu”ndan kaynaklanıyor.
Paralel şekilde kapitalizm, insana ve doğaya aynı şekilde zarar veriyor; bununla birlikte, kâr amacı güden bir refah sistemi, hasta bedenin geçerliliğini ve kullanılabilirliğini sürekli olarak sorguluyor. Sonuç olarak, hastalık hakkında konuştuğumuzda aslında bahsettiğimiz şey değer olmuş oluyor. Kapitalist anlamda üretken olamayan bir bedene sahip olunduğunda da insan her gün kendinizi sonlandırıyor gibi hissediyor. Çünkü basit bir matematikle iş gücü güçle eş anlamlıysa güç ve sermaye de tamamen insan olma deneyimine denk düşüyor.
O hâlde çözüm yavaşlamak mı?: Productivity: The Ableist Fantasy yazısından ilhamla ve Audre Lorde’un sözleriyle, sessizliğin gücü retoriğini reddederek, ağrıyı ifade etmeyi öğrenir ve kronik hastalığı olanların acısına inanmayı tercih edersek belki de dünyanın geniş acılarıyla empati kurmayı öğreniriz. Empatiyi öncelikli kılarak, Lorde’unda dediği gibi böylece düşmanı yeniden organize ederek belki de gezegenimizi ve bedenlerimizi özen ve hassasiyetle geri alırız.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sistemin verimlilik takıntısı ekosistemi nasıl etkiliyor?
09 Eyl 2023

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
İoanna Kuçuradi'nin ardından pek çok şey söylendi: “Hocaların hocası”, bilge”, “filozof”... Onu tanıyanlara sorduğumuzda ise tek bir Kuçuradi çıkmıyor: Birinin hayatında cesaret veren iki sözcük, bir başkasında kavramların sınırlarını doğru çizme titizliği, bir diğerinde değerleri yaşama sorumluluğu... Belki insan öldüğünde geriye kalan tam da bunlardır: Kendisi artık orada olmadığı hâlde başkalarının düşünme, konuşma, davranma, anlama ve kuşkusuz bunların toplamı olan yaşama biçimlerinde yaşamaya devam etmesi.

Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...




