
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Seri üretimin dezavantajlarından biri de ruhu olmayan fabrikasyon ürünlerin pazarlanma yolculuğunda bir hikâyeye ihtiyaç duyması. Sadece işleviyle var olan, onu da satış stratejilerinden ötürü özgün bir şekilde ele alamayan geniş çaplı markalar, butik markaların kozmetik işinden aldığı hazzın çeyreğini bile -tam da bu sebepten- alamıyor. Her markanın özünde kazanç elde etmek istediği kesin; ancak bu işi ağır ağır, titizlikle ve zarafetle yapan günün sonunda sadece para kazanmış olmuyor.
ESANSI BULMAK
İşin her detayını uzun uzun düşünmek, kurgulamak, doğru kaynaklara erişmek ve aksiyon almak… Bunların hepsi vakit alır. Politikası gereği piyasaya yılda onlarca yeni ürün sürmesi gereken markaların buna vakti yok. Bu yazıda kısaca bahsedeceğim Essènci bu markalardan biri değil. Bir çift, Provence’ta geçirdikleri bir hafta sonu sonrasında, tohumdan sadece birkaç adım öteye giderek cilde ulaşan; olabildiği kadar "sürdürülebilir", organik ve transparan ürünleri barındıran bir markanın hayalini kurdular. Yıllar sonra hayata geçen Essènci, tıpkı adı gibi bitkilerin, güzel olanın ve hayatın esansını bulmayı hedefleyen zarif bir girişimdi.
Tohumlardan elde edilen yağlarla üretilen cilt bakım ürünleri kimyasal ve sentetikten uzak, organik sertifikalı işlemlerden geçerek hazırlanıyor. Sonrasındaysa 1863’den beri bu işi yapan Maison Bernardaud’ın şiiri andıran porselen tasarımlarına konarak satılıyor. Tüketici, ürünü bitirdiğinde isteğine göre porselen kabı yeniden doldurabiliyor veya farklı işlevlerle kullanabiliyor. Yaparken keyif almak, kullanırken keyif almak ve çöpe gitmeyecek, dünyaya zarar vermeyecek bir ürün ortaya koymak ancak böyle vakit, emek ve sihirle mümkün oluyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
İoanna Kuçuradi'nin ardından pek çok şey söylendi: “Hocaların hocası”, bilge”, “filozof”... Onu tanıyanlara sorduğumuzda ise tek bir Kuçuradi çıkmıyor: Birinin hayatında cesaret veren iki sözcük, bir başkasında kavramların sınırlarını doğru çizme titizliği, bir diğerinde değerleri yaşama sorumluluğu... Belki insan öldüğünde geriye kalan tam da bunlardır: Kendisi artık orada olmadığı hâlde başkalarının düşünme, konuşma, davranma, anlama ve kuşkusuz bunların toplamı olan yaşama biçimlerinde yaşamaya devam etmesi.

Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...




