Vergi oranları ve bütçe dengesi

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Hükümetler tarafından toplanan vergiler, bütçe dengesinin bel kemiğini oluşturur. Öte yandan, vergi oranlarının artırılması toplam geliri her zaman pozitif etkilemez.
Bütçe gelirlerinin temeli…
Hükümetler tarafından toplanan vergiler bütçe gelirlerinin temelini oluşturur. Kamu hizmetlerinin sürdürülmesi, yeni yatırımların yapılması, yatırım teşvikleri ve benzeri sübvansiyonlar ile ekonominin yönlendirilmesi gibi çok çeşitli amaçlar için toplanan vergilerin olmadığı bir dünyada sosyal bir devletten bahsetmek mümkün değildir.
Vergi gelirlerinin bu önemi, çeşitli sebeplerle zaman zaman genişleyen bütçe açığının finansmanı konusunda da akla gelen ilk çözüm olarak karşımıza çıkıyor. Ülkemiz örneğinden hareket edecek olursak, Hazine ve Maliye Bakanlığı veri setine göre 2024 yılının ilk dokuz ayında elde edilen 6,1 trilyon TL’lik bütçe gelirlerinin %84,4’ünün dolaylı ve dolaysız vergilerden elde edildiğini görüyoruz. Öngörülen bütçe açığının finansmanı için ise zaman zaman kamuoyunda da tartışmaların odağına oturan ilave vergi teklifleriyle karşılaşıyoruz.
Yükseltilen vergi oranlarının vergi gelirlerini artırması beklentisi ilkin kulağa normal gelse de pratikteki karşılığı her zaman aynı şekilde oluşmuyor.
Yüksek oran yüksek gelir midir?
Vergi oranlarının yükseltilmesi dümdüz bir aritmetik ile daha yüksek gelir anlamına gelir. Öte yandan, artan vergi oranlarının hem ekonomik büyüme üzerindeki (harcanabilir gelirin azalması eşliğinde azalan tasarruflar ve yatırımlar ile tüketim harcamalarındaki daralma ile iki yönlü bir sıkılaştırma) hem de ekonomik unsurların davranışları üzerindeki etkileri (vergiden kaçınma eğiliminin artması) bu denklemin sonucuna etki eder. Sonuç olarak, aşırı miktarda artan vergi oranları sebebiyle bütçe gelirlerinin toplamında azalma yaşanması olasıdır.
Bu durum, iktisat teorisinde kendine “Laffer Eğirisi” olarak yer bulmuştur. ABD’li ekonomist Arthur Laffer’in adını taşıyan bu teoriye göre, vergi oranlarının hem çok düşük hem de çok yüksek olduğu senaryolarda bütçe gelirlerinde azalma izlenir.
Teoriyi hızlıca özetlemek için uç birer örnek ele almak faydalı olacaktır. Vergi oranının %0 olarak belirlendiği bir ekonomide, bütçe gelirlerinde vergi geliri olmayacağı açıktır ve matematiksel bir sonuçtur. Tam aksi durumda, yani vergi oranlarının %100 olduğu durumda ise ekonomik unsurların faaliyetlerinin karşılığında getiri elde edemeyecekleri için çalışmak veya üretmek istemeyeceği, dolayısıyla vergi gelirinin yine sıfıra yaklaşacağı sonucuna ulaşılabilir. Bu yaklaşımda, vergi oranları ana bileşendir.

Teoriye göre, bütçe gelirlerinin maksimize edildiği bir nokta mevcuttur ve bu nokta hükumetler tarafından belirlenecek optimum vergi oranı ile yakalanabilir. Bu orandan daha düşük ya da yüksek vergi seviyeleri toplam geliri azaltacaktır.
Bu teorinin hayat bulduğu örnekler de azımsanmayacak seviyededir. 1980’lerde Ronald Reagan tarafından benimsenen ekonomi politikası, vergi oranlarının azaltılarak ekonomik büyümeyi desteklemek temeline dayanıyordu. Yıllar sonra George Bush döneminde de ekonomik büyümeyi desteklemek için benzer bir uygulama seti devreye alındı. Yüksek gelir gruplarından alınan vergi oranlarının düşürüldüğü (ve sermaye yatırımlarının desteklendiği) İngiltere’den, 2000’lerin başında sabit vergi oranı uygulamasını devreye alan Rusya’ya kadar çok sayıda örnek bu felsefeye dayanır.
Büyük ekonomilerin bazılarının toptan ya da kısmen devreye aldığı bu uygulamaların sonuçları ise yine tartışmaya açıktır. Ekonomik büyümenin desteklendiği ve kayıt dışılığın azaldığı kısa vadeli pozitif sonuçlara karşı, “daha iyi sonuçlar almak” için uzun vadede derin bütçe açıklarının yaratıldığı ya da gelir adaletsizliğinin büyüdüğü örnekler de sabittir.
Dip toplamda, yine “one size fits all” bir çözümden bahsetmek mümkün değildir ve uygulanan politika setinin ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye, konjonktürden konjonktüre değiştiğini kabul etmek gerekir. Kabul edilmesi gereken bir diğer nokta ise gerçekten de optimal bir vergi seviyesinin var olduğudur.
Sonuç olarak
Vergi oranları ile bütçe dengesi arasındaki ilişki hemen her iktisat bileşeni gibi karmaşık ve hassastır. Bu noktadaki temel çıpa ise vergilendirilmeyen bir ekonominin sürdürülebilir olmayacağı gibi, vergi uygulamalarının (para politikası ile uyumlandırılmış maliye politikaları gibi istisnalar bir yana) verimsizlik ve kayıt dışılık yaratmayacak şekilde belirlenmesidir.
Bu bağlamda, hükumetlerin vergi uygulamaları ve oranlarını detaylı etki analizleriyle simüle etmeleri, söz konusu uygulamalar kapsamında denetim ve ceza mekanizmalarını hatasız çalıştırmaları gerekir. Vergi politikası kurgusu, konjonktürel gereklilikler haricinde ekonomik büyümeyi destekleyen, tabana yaygın ve bunu yaparken bütçe dengesini koruyacak şekilde yapılmalıdır. Bütün bunların yanında, vergi politikalarının sadece mali birer araç olmadığı, ekonomik, politik ve sosyal dengelere de etki ettiğini unutmamak gerekir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Dünya Bankası ile yeni finansman anlaşması haberini verirken, Rusya Devlet Başkanı Putin 36 ülke ile adeta yeni bir ekonomik blok kurulduğunu ilan ederek dünyaya meydan okudu.
24 Eki 2024

YAZARLAR

Eralp Ersoy
Sipay’da Hazine Direktörü.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Gelirlerin fiyatlara yetişemediği bir yerde enflasyon verisinin gündelik hayattaki yansıması bir karşılanabilirlik sorununa dönüşüyor. Enerjiden gübreye, tarladan rafa uzanan maliyet zinciri gıdanın hane bütçesindeki yükünü artırırken TÜİK’in 2025 verilerine göre Türkiye’de fertlerin %35,1’i iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren bir yemeğin masrafını karşılayamıyor. Yani mesele aslında "karşılanabilirlik".

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin kamuda radikal kesintilerin ve kemer sıkma politikalarının simgesi olarak siyasi şovlarında kullandığı “motosierra” (elektrikli testere) politikaları halktan giderek daha çok tepki çekiyor. Şirket iflasları artarken enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle halkın borç yükü rekor seviyeye ulaşıyor. Vatandaşlar gıda, ilaç ve temel giderler için kredi çekmek zorunda kalıyor. Hükümet ise borçlanmayı "özel bir mesele" olarak nitelendirerek yapısal reformları savunmaya devam ediyor.

Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio’ya göre asıl risk ABD’nin ne kadar borçlandığı değil, giderek büyüyen tahvil arzını yatırımcıların hangi faiz seviyesinden taşımaya razı olacağı. Sıfıra yakın faizlerle kamu borcunun maliyetinin görünmezleştiği dönem kapanırken piyasa artık yalnızca enflasyonu ve merkez bankalarını değil, devletlerin bilançolarını da fiyatlamaya hazırlanıyor.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda yoğun bir veri takvimi izlenecek. Yurt içinde Pazartesi günü açıklanacak Ağustos ayı sektörel enflasyon beklentileri ön plana çıkarken, yurt dışında Çarşamba günü ABD'de açıklanacak ikinci çeyrek GSYH revizyonu ve Temmuz ayı PCE enflasyonu ile Cuma günü Fed Başkanı Kevin Warsh'ın Jackson Hole konuşması takip edilecek.
24 Ağu 2026

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran’ın BAE topraklarına yönelik balistik füze saldırılarının ardından İran ile yürütülen tüm faaliyetleri, ticari alışverişi ve finansal işlemleri ikinci bir karara kadar askıya aldığını duyurdu. İran yönetimi füze saldırısıyla ilgisi bulunmadığını ve bunun bir “sahte bayrak” operasyonu olduğunu ifade etmiş olsa da, BAE’nin kararı İran’ın en büyük ithalat kapısını ve yaptırımlar altında kullandığı başlıca ödeme merkezlerinden birini aynı anda devre dışı bırakma potansiyeli taşıyor.




