Yalnızlığın karmaşık yüzleri

Her şeyden önce yalnızlık kişinin kendisiyle olan iletişimini güçlendirebilir.
Yalnızlığın karmaşık yüzleri

13 Aralık - Hep Yeni Kal Sunar
Hep Yeni Kal Sunar ile birlikte

Müzik, muhabbet, gastronomi: Hep Yeni Kal Sunar: Yeniden Çiçek Pasajı Hep Yeni Kal Sunar: Yeniden Çiçek Pasajı, 22 Aralık'ta Çiçek Pasajı’nın tarihî atmosferi içinde meze kültürüne farklı ve yenilikçi bir yorum getiren Yeniden Çiçek Pasajı festivali, Hep Yeni Kal Sunar ’ın organizasyonuyla üç yıl aradan sonra bir kez daha katılımcılarıyla buluşmaya hazırlanıyor. Nedir? Değerli sanatçılar Güntaç Özdemir ve Gripin ’in taçlandıracağı Hep Yeni Kal Sunar: Yaşasın Beyoğlu / Yeniden Çiçek Pasajı , 22 Aralık Perşembe akşamı yeni nesil şeflerin hazırlayıp yeniden yorumlayacakları mezelerle Beyoğlu geleneğini günümüze taşıyacak. Neden önemli? Pasajın değişmeyen, benzersiz ve bir o kadar da nostaljik ambiyansında gerçekleşecek gece, 1876 yılından bu yana Beyoğlu’nun en uğrak adreslerinden biri olan Çiçek Pasajı ’nın ruhunu yaşatmayı ve gelecek nesillere aktarmayı amaçlıyor. Dahası: Şeflerin etkinliğe özel oluşturduğu menüde Çiçek Pasajı’nın geleneksel tatlarının yanı sıra, Çiçek Pasajı ve Beyoğlu Balık Pazarı’nın lezzetli ürünleriyle hazırlanan ve şeflerin kendi imzalarını taşıyan reçeteler bulunuyor. Çiçek Pasajı’nın benzersiz tarihî atmosferinin ve geleneksel mezelerinin tadına doyarken Yaşasın Beyoğlu! diyeceğimiz Hep Yeni Kal Sunar: Yeniden Çiçek Pasajı gecesinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Yalnızlık tarih boyunca birçok şekilde insanlığın etrafında dolaştığı bir tema. Kolektif imkanların yıpratıldığı ve atomize bireyciliğin sorgulanmadan kanıksandığı günümüzde, giderek korkulan bir duygu durumu hâline geldi. Sosyal izolasyonun korkutuculuğu bir tarafa, kendimizi sınadığımız sosyal ilişkiler düzeyinde de yalnızlıkla karşılaşmak son derece zorlu bir deneyime dönüşebiliyor. Dolayısıyla insanlık yalnız kalmama uğruna bir çeşit “soğuk yakınlıklar” diyebileceğimiz ilişkiler sürdürmeyi, bir başına kalmaya yeğliyor. Bir taraftan yeni ilişkiler için yoğun çaba gösterirken, öbür taraftan hızlı iletişim biçimlerinin yorucu ritmine ayak uydurmaya çalışıyoruz. Bu yüzden derinliksiz ve tekdüze iletişim biçimleriyle yetinmek zorunda kalıyoruz. Ama öbür taraftan en azından kısa vadede yalnız olmadığımızın bilinci en azından bir süre daha tüm bunlara katlanmayı mümkün kılıyor.

Ancak sorun tek başına kalmanın çok daha ötesine uzanıyor olabilir. Yalnızlığı tamamen olumsuz bir içeriğe sahip, pejoratif bir denklemde değerlendirmek kendimize dair potansiyellerin önünde bir engel olarak beliriyor. 

Çok kalabalık bir arkadaş grubunun arasında bile hisettiğimiz duygusal uzaklık bizi derin bir yalnızlığa sevk edebilir. Yani yalnızlık sadece maddi bir zemine değil, aynı zamanda yoğun bir duygusal duruma da işaret ediyor. Hatta belki de yanımızdaki insanların etrafında hissettiğimiz yalnızlık çok daha derin köklere sahiptir. Bu durum kimi zaman başka arayışlara yol açsa da genelde kendimizle sürdürdüğümüz bitmez tükenmez bir monologla sonuçlanabiliyor. 

Kadim yalnızlık teması

Yalnızlık temasının kökleri dini metinlerde de kendini gösteriyor. İncil’in Yaratılış Bab’ında Tanrı Adem’i yarattıktan sonra “İnsanın yalnız kalması iyi değildir: Onun için yardımcı bir eş yaratacağım” der. Aynı şekilde “yalnızlık Allah’a mahsustur” deyişi de yalnızlığın semavi dinlerde insana dair olumsuz bir şekilde değerlendirildiğini gösteriyor. Ancak yalnızlığın bir çeşit kudreti içerdiğini de görebiliyoruz. Adem’i yarattıktan sonra dinlenmeye çekilen Tanrı yalnızdı, ya da “Allah’a mahsustur” sözleri de yalnızlığın aynı zamanda tanrısal bir güce işaret ettiğini gösteriyor. 

Bu noktada yalnızlığın farklı koşullarda birçok anlam ifade ettiğini görebiliyoruz. Yazar Ben Lazare Mijuskovic, Loneliness in Philosophy, Psychology, and Literature (2012) adlı yapıtında, Yaratılış'ın evrenselliğine değinerek “İnsan her zaman ve her yerde ağır yalnızlık duygularından mustarip olmuştur” diye yazıyor. Dolayısıyla yalnızlığın evrensel ve neredeyse kadim bir duygu durumu olduğunu söyleyebiliriz.

Yıkıcı yalnızlık

Bunun yanında uzun süreli izolasyonun yol açtığı mental sıkıntıları da görmezden gelmemek gerekir. Klinik psikolog Miriyam Kirmayer uzun süreli izolasyonun sağlığımız açısında kötü olduğunu ve son araştırmaların da bu yönde bulgulara sahip olduğunu belirtiyor. Hatta bu durumun anksiyete ve depresyon semptomlarını önemli ölçüde etkilediğini de ekliyor. Kolektif imkânların giderek yok edildiği ve muhteris bireyciliğin hâkim kültürel kod olarak işlediği günümüzde insanlık giderek daha fazla izolasyon ve yıkıcı yalnızlıkla karşı karşıya kaldı. Başkası adına kaygılanmadığımız bir dönemin içindeyiz. Fakat yalnızlığın korkutucu ve adeta bir günah gibi görüldüğü bu koşullarda, bakılması gereken başka noktalar da mevcut.

Zoraki ilişkiler

Miriam Kirmayer tek başınalık ile yalnızlığı eş tuttuğumuzda dengesiz, yorucu ve sağlıksız ilişkilere tutunduğumuzu söyler. İletişimlerimizi tamamen niceliksel bir zeminde değerlendirip sadece yalnızlık hissinden kurtulmak için bir paravan olarak görmeye başlarız. Bu durumda anlamlı ilişkiler yerine çarpık bir şekilde işleyen beraberlikleri sürdürmek zorunda kalabiliriz. Her ne kadar rahatsız, güvensiz ve hatta tedirgin hissetsek de salt yalnızlıktan kaçmak için uzun vadede daha fazla yıpratan ilişki biçimlerine dayanmak zorunda hissederiz.

George Perec hızlı sosyal ilişkiler ve iletişim biçimlerinin ortasında bir anda köşesine çekilen bir karakteri konu edindiği kitabı Uyuyan Adam’da şunları yazar:

“Öğrenecek çok şeyin var, öğrenilmeyen her şey: yalnızlık, kayıtsızlık, sabır, sessizlik. Tüm alışkanlıklarından, onca zaman yanyana yürüdüğün kişileri görünce yanlarına gitmekten, başkalarının her gün senin için ayırdıkları, hatta bazen senin adına savundukları yerde kahveni içmekten, yemeğini yemekten, bir türlü bitmek bilmeyen dostlukların sıkıcı suçortaklığında, yıpranan ilişkilerin ödlek ve oportünist kırgınlığında sürünmekten sıyrılmalısın.”

Ne suç, ne yazgı, ne de ideal

Baş döndürücü bir hızla birlikte sürüklendiğimiz, sürekli geç kalma telaşıyla birçok şeye yetişmeye çabaladığımız günümüz akışkan kültüründe yalnızlığı ya da tek başınalığı farklı boyutlarla da düşünebiliriz. Yalnızlığı salt bir günah olarak algılamayıp aynı zamanda bir sığınak olarak değerlendirebiliriz. Her şeyden önce yalnızlık kişinin kendisiyle olan iletişimini güçlendirebilir. Bunu öz farkındalık gibi basit bir yerden değil, sahici bir iletişim çerçevesinde gerçekleştirmek için öncelikle kendimizle zaman geçirmemiz gerekiyor. Bu insana neredeyse bir tür direnç mekanizması kazandırabilir. Çünkü son tahlilde kendimizle iletişimimiz, dışarıyla ilişkimizin önemli bir parçası.

Yalnızlığı bir güç ilişkisi olarak değerlendiren bakıştan da uzaklaşmak gerekiyor. Popüler kültürle beraber kişiyi kalabalıklar arasındaki yalnız ve mücadeleci bir temsile indirgeyen öğreti son derece çarpık bir resim sunuyor. Her şeyden önce kolektif imkânlara bağlı varlıklar olduğumuzun bilincinde olup aynı zamanda da yalnızlığın bir günah olmadığını da görmeliyiz. Böylece sosyal ilişkilerde mecburiyet dengesinden kurtulup daha sahici ve derinlikli iletişimler kurabiliriz. Bu çerçevede yalnızlık ne bir suç, ne bir yazgı ne de bir idealdir. Hayatın kendisi gibi.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

Yalnızlığın karmaşık yüzleri

Yalnızlığı bir günah olarak görmeyi bırakmalıyız.

13 Ara 2022

Yalnızlığın karmaşık yüzleri

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?
AngstAngst

HİKAYE

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?

Deniz Aytekin

·

03 Tem 2026

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?