

Şehir hayatında ev işlerinin akıllı yardımcısı: iRobot Roomba Robot Süpürge
Uzun, yoğun ve stresli mesailer, trafik, şehir gürültüsü, hız, yorgunluk ve bir türlü yetmeyen zaman... Tüm bunların üzerine idare edilmesi gereken, düzenli temizlenmeye ihtiyaç duyan evlerimiz… İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşamanın…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Işık da mı kirletiyor? Yanlış tasarlanırsa, evet. Ekolojik açıdan kirliliği düşündüğümüzde, aklımızda genellikle hava, su, toprak kirliliği gibi kavramlar geliyor. Boğaz’a her baktığımızda köprülerin ışıklarına hayran kalıyoruz; Jack ve Fasülye Sırığı hikâyesindeki gibi göğe uzanan gökdelenlerin ışıklarına aldanıyoruz. Işıl ışıl bir şehrin çevre açısından problem yaratabileceğini aklımıza pek getirmiyoruz.
Aslında yapay aydınlatmanın yaklaşık 150 yıllık bir tarihi olmasına rağmen onun için insan hayatının dönüm noktalarından biri diyebiliriz. Evlerimizde çok daha korunaklı yaşayıp güneşin batışıyla kararan sokaklarda, ışıksız zamanlara göre çok daha güvenle dolaşıyoruz. Ufukta beliren kızıllıkla evlerin yolunu tutmuyor, gece perdesi üzerimize çekildikten sonra bile çalışmaya, üretmeye devam edebiliyoruz. Doğrudan amaçlamasa da yapay aydınlatmanın yarattığı ekonomik ve sınıfsal düzen başka bir konu tabii. Ben bugün “aydınlanma”nın ekolojik etkilerinden bahsederek İstanbul’daki boyutlarını aktarmayı deneyeceğim.
Öncesinde, kendi şehrimize dönmeden konuya biraz da kültürel bir açıdan bakalım: İnsanlık aslında ekim ve hasat vakitlerini gökyüzüne bakarak tahmin eden atalarının yıldızlar ve gökyüzüyle kurduğu o büyülü bağı kaybetti. Daha da ötesinde, kendilerini doğal ışık seviyelerine göre ayarlayan hormonlarımızı ve fizyolojik süreçleri belirleyen biyolojik döngümüzü baştan aşağı olumsuz etkileyen bir icadı, bulunduğundan bu yana hayatımızın merkezine yerleştirdik. Peki etkileriyle yüzleşmeye hazır mıyız?
Işığın kirli yüzü: Işık kirliliğini basitçe yapay ışığın uygunsuz veya aşırı kullanımı şeklinde tanımlayabiliriz. Işık Kirliliğini Engelleme Proje Ekibi’nden Doç. Dr. Bülent Aslan’a göre “ortamın doğal ışık miktarının, yapay ışık; yani insan yapımı aydınlatma kullanılarak değiştirilmesi ve ışığın olmaması gereken yerde bulunması durumu”na ışık kirliği deniyor. NASA’nın Blue Marble verilerine göre, dünya nüfusunun %83’ü bu uygunsuz aydınlatmaların içinde yaşıyor.
İstanbul aydınlık bir şehir mi? NASA’nın SQM Gökyüzü Kalite Ölçümü sistemine uygun olarak hazırladığı ışık kirliliği haritasının 2016 verilerine göre, İstanbul Türkiye’nin ışık açısından en kirli şehri. Şişli ise en aydınlık ilçe olarak öne çıkıyor. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Meryem Kayan, bunu Şişli-Maslak hattında yer alan plaza ve rezidansların ışıklarına bağlıyor.
2018’de Salt Galata’da düzenlenen "Mimarlık ve Kentlerin Işık Kirliliği" başlıklı konuşmada, şehir ölçeğinde aydınlatma tasarımı üzerine çalışan Şebnem Gemalmaz ise bu soruya şöyle cevap veriyor: “Ben karanlık veya aydınlık diyebileceğimiz bir şehirde olduğumuzu düşünmüyorum. İstanbul’da bazı yerler zifiri karanlık, bazı yerler haddinden fazla aydınlık diye tanımlıyorum. Bu anlamda görsel dengesizliğin ve karmaşanın olduğu bir şehir İstanbul.” Yani, İstanbul’a uçakla gelen herkesin çıplak gözle rahatlıkla gözlemleyebileceği bu durum, aslında ucu bucağı olmayan bir ışık kirliliği. İstanbul olması gerekenden çok daha parlak; bu da onu ışık kirliliği açısından “sorumsuz” bir konuma getiriyor. Yine de bu alanda yapılan bilimsel çalışmaların azlığından dolayı net verilerle konuşmak zorlaşıyor. Doç. Dr. Bülent Aslan’ın Eskişehir’de yürüttüğü araştırmanın sonuçlarından hareketle, İstanbul’daki ışık kirliliğinin yarattığı ekonomik kaybın yıllık 40 milyon liradan fazla olduğunu söyleyebiliyoruz.
İnsana zararları: İstanbul’un parıltısından büyülensek de yapay ışıkların melatonin hormonunda yarattığı dengesizlik, bu kirliliğin başka bir boyutu. İstanbul’dan herhangi bir veriye ulaşamasam da küresel çapta yapılan araştırmalara göre, yapay aydınlatmayla sirkadiyen ritmimizin bozulmasının; göğüs ve prostat kanseri vakalarına, kalp rahatsızlıklarına, uyku bozuklularına ve metabolizma hastalıklarına yol açabildiği açık.
Ekosisteme zararları: Parlaklık arttıkça bu parıltıdan büyülenen başka canlılar da var. İstanbul gibi kuşların göç yolları üzerinde bulunan bir şehrin böylesine aydınlık olması, kuşların yönlerini şaşırmasına ve aydınlıktan dolayı gece olduğunu anlayamadıklarından uçmaya devam etmelerine; av olmalarına veya yorgunluktan ölmelerine yol açıyor. Tıpkı insanlar gibi balıkların, böceklerin ve yarasaların da sirkadiyen ritimleri bozuluyor; ışığın etrafında toplanan bu canlıların çiftleşme, uyuma ve yiyecek bulma gibi gecenin uzunluğuyla belirlenen davranışlarında değişimler yaşanıyor.
Hava kirliliği: Işık kirliliğinin doğaya bir diğer etkisi de hava kirliliği. Tüm dünyada elektrik tüketiminin %19’u aydınlatmada kullanılıyor. Bu enerjiyi üretmek için kullanılan fosil yakıtları hesaba kattığımızda 1,9 milyar ton karbondioksit havaya karışıyor diyebiliriz. Ayrıca fazla ışık, akşam serinlemesi gereken yer kabuğunun daha sıcak kalmasına da sebep oluyor. Bu veriler global bir kirliliğe işaret etse de ışık kirliliğinin çözümünün yerelde olduğu düşünülüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Şehirde yapay aydınlatmanın sebep olduğu ışık kirliliği, Galata'nın efsaneleri, yolu İstanbul'dan geçen yabancı filmler ve dahası.
13 Ara 2020

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.



