Yatırım bankacıları anlatıyor: Birleşme ve satın alma piyasası ne durumda?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
2025 yılı finans piyasaları için oldukça hareketli ve ilginç bir yıl oldu. Yükselen jeopolitik riskler, artan ticaret belirsizlikleri, beklendiği ölçüde düşmeyen faiz maliyetleri ve beklentinin çok üzerinde büyüyen sektörler ortalıkta adeta fırtınalar estirdi. Bu hareketlilikten kurumsal finansman tarafı da elbette etkilendi.
PwC verilerine göre 2025’in ilk yarısında birleşme ve satın alma işlem adedi yıllık bazda %9 düşerek 22 bin 686’ya gerilerken, toplam işlem değeri yaklaşık %13 artışla 1,5 trilyon dolara yükseldi.
Küresel arenada işlem adedinin 2020’den bu yana en düşük seviyeye gerilediği, işlem değerinin ise gücünü koruduğu böylesine bir dönemde Türkiye’de birleşme ve satın alma piyasasının nasıl bir seyir izlediği, işlem sıklığının ve hacminin ne seviyede olduğu da büyük merak konusuydu.
Yatırım bankacıları hem bu sorunun cevabını, hem de birleşme ve satın alma piyasasının ana dinamiklerini Aposto okurları için anlattı. Peki 2025’te birleşme ve satın alma piyasası nasıldı ve 2026’da nasıl olabilir?
“2023 ve 2024’te gerileyen işlem hacmi yeniden ivme kazandı”
Konuyla ilgili görüşlerini Aposto’yla paylaşan Ünlü & Co Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Romano, 2025 yılında oluşan tabloyu doğru okuyabilmek için özellikle danışmanların içinde yer aldığı işlemlere bakmak gerektiğine dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Çünkü gerçek anlamda stratejik birleşme ve satın almalarda profesyonel danışmanlar devreye giriyor ve bu işlemler için danışmanlık ücretleri ödeniyor. Bunun yanında, zaman zaman çok yüksek değerlemelerle gerçekleştiği için norm dışı sayılabilecek işlemler de görülüyor. Örneğin, bir oyun şirketi için 3,5 milyar dolar gibi bir değerleme üzerinden işlem yapılmıştı. Bu tür istisnai örnekleri dışarıda bıraktığımızda ise üretim, hizmet ve perakende gibi konvansiyonel sektörlerdeki eğilimleri ve gelişmeleri çok daha net şekilde takip edebiliyoruz.”
2025 yılının, Türkiye'de uzun süredir durağan seyreden birleşme ve satın alma piyasasında belirgin bir toparlanma yılı olduğunu ifade eden Romano, “2023 ve 2024’te oldukça düşük seviyelere gerileyen işlem hacimleri bu yıl itibarıyla yeniden ivme kazandı. 2025 yılında 4 milyar dolar eşiğini aşacağımızı öngörüyorum. Bu da 2025’i son 10 yılın en iyi yıllarından biri haline getirebilir. Özellikle yerli yatırımcıların yeniden iştah kazanması ve fırsat alımlarının artması bu yükselişi destekliyor” ifadelerini kullandı.
“Hem yerli hem yabancı kaynaklı satın alma işlemlerinin artmasını bekliyorum”
Birleşme ve satın alma işlemlerinde başta teknoloji, tedarik zinciri, lojistik ve hizmet olmak üzere 4-5 sektörün öne çıktığına dikkat çeken Romano, görüşlerini şu şekilde paylaştı:
“İlk sırada teknoloji geliyor. Son beş yılda hızlı teslimat, e-ticaret ve oyun sektörlerinde ciddi bir hareketlilik yaşandı. Getir, Hepsiburada, Trendyol dışında da Insider gibi teknoloji girişimleri önemli fonlar çekti; oyun tarafında Dream Games milyar dolar seviyesinde değerlemelere ulaştı. Buna karşın, Türkiye’deki güçlü startup ekosistemine rağmen henüz robotik, enerji teknolojileri, medikal teknoloji veya yapay zeka alanında unicorn seviyesine ulaşmış bir girişim çıkmadı. Bu nedenle yabancılar, bu alanlarda potansiyeli yüksek ancak ölçeklenme aşamasındaki şirketleri daha yakından izliyor.
Bir diğer başlık tedarik zinciri ve üretim. Pandemi, savaşlar ve jeopolitik gerilimler küresel tedarik zincirini yeniden şekillendirdi. Bu süreçte Türkiye, Fas ve Vietnam gibi ülkelerle birlikte yeni üretim merkezlerinden biri haline geldi. Artık sadece maliyet değil; verimlilik, sürdürülebilirlik, çevre ve çalışan standartları da belirleyici. Bu kriterleri sağlayan Türk üreticiler, özellikle Avrupa merkezli alıcılar için cazip hale geliyor. Liman ve lojistik sektörü de oldukça hareketli. Limancılar lojistik, lojistikçiler liman tarafına yatırım yapıyor; herkes zinciri tamamlamak istiyor. Türkiye bu alanda bölgesel bir merkez olma yolunda ilerliyor.
Son olarak, teknolojiyi etkin kullanan üretim ve hizmet şirketleri dikkat çekiyor. Örneğin, yüz dolgusu alanında yüksek teknolojiyle üretim yapan Burgeon, kısa süre önce Fransız biyoteknoloji şirketi Vivacy tarafından satın alındı. Bu tür örnekler, Türk şirketlerinin artık yalnızca üretim değil, inovasyon kabiliyetiyle de öne çıktığını gösteriyor.”
Birleşme ve satın alma hacminin büyüme eğiliminde olduğunu da ifade eden Romano, “Türkiye’de para ve maliye politikalarında öngörülebilirliğin güçlenmesi yabancı yatırımcı açısından güven unsuru yaratıyor. Yerliler de artık satın almanın stratejik bir büyüme aracı olduğunu daha iyi kavrıyor” dedi.
“Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde hem yerli hem yabancı kaynaklı satın alma işlemlerinin artmasını bekliyorum. Ancak değerlemelerin yükselmesi sadece makro koşullara değil, şirketlerin kendi performansına da bağlı olacak. Büyüyen, kârlılığını koruyan, nakit dönüşünü yöneten, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik yatırımlarını tamamlayan şirketler yüksek çarpanlarla işlem görmeye devam edecek."
“Türkiye Avrupa, Asya ve Orta Doğu’nun kesişiminde bir değer yaratım üssü”
Konuyla ilgili değerlendirmelerini Aposto ile paylaşan Ventura Partners Kıdemli Ortağı Kerim Kotan, “Türkiye, haritada yalnızca bir nokta değil; Avrupa, Asya ve Orta Doğu’nun kesişiminde, 1,5 milyarlık tüketiciye 4 saatlik uçuş mesafesinde yer alan stratejik bir değer yaratım üssü. Genç ve yetenekli işgücü, güçlü üretim altyapısı ve hızlanan dijital dönüşüm sayesinde Türkiye, hiper‑yerel B2C girişimlerin ötesine geçerek küresel ölçekli şirketler için doğal bir sıçrama tahtası konumuna geliyor” ifadelerini kullandı.
“Oyun teknolojileri ve mobil uygulamalar gibi niş alanlarda ortaya çıkan unicorn‑exit’ler, hem yatırımcı iştahını artırıyor hem de girişimlerin küresel rekabet gücünü besliyor. Bu bağlamda M&A yalnızca mülkiyet devri değil; teknoloji transferi, yetenek havuzu ve pazar erişimi açısından stratejik bir kaldıraç işlevi görüyor.”
“Bugün 300’ün üzerinde özel sermaye fonu ve aile ofisi Türkiye’ye odaklanıyor”
“Bugün M&A gündeminde asıl mesele, bir işlemin kapanıp kapanmadığından çok, piyasa oynaklığının orta vadede çıkış stratejilerine ve değer yaratımına etkisi” ifadelerini kullanan Kotan, “Bu gerçek, özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalarda daha belirgin hissediliyor. 10-15 yıl önce Türkiye; yüksek büyüme, düşük kamu borcu, sağlam bankacılık sistemi ve AB süreci sayesinde yükselen yıldız statüsündeydi. Reform ivmesi içeride güçlüydü, dışarıda ise gelişen ülkelere yönelik iştah yüksekti ve Türkiye bu dalgadan olumlu ayrışıyordu. Bugün ise yatırımcı algısı farklı bir hikâyeye odaklanıyor: ortodoks para politikasına dönüş, fiyat istikrarı ve sürdürülebilir büyüme. Enflasyonun gerilemesi, gri listeden çıkış ve kredi notu artışları yatırımcı güvenini destekliyor.” diye ekledi.
“Türkiye hâlâ genç nüfusu ve geniş iç pazarıyla güçlü bir cazibe merkezi; ancak yatırımcı artık yalnızca potansiyele değil, sürdürülebilir uygulamaya ve bu potansiyelin gerçekleşme olasılığına bakıyor. Dolayısıyla M&A’de ani bir patlama beklemek gerçekçi değil.
Bugün 300’ün üzerinde özel sermaye fonu ve aile ofisi Türkiye’ye odaklanıyor. Satıcı tarafında değerleme beklentileri yüksek, sabır ise düşük. Bu durum daha seçici ve stratejik bir yatırım iklimi yaratıyor. Türkiye hiçbir zaman kaliteli şirketlerin ucuz çarpanlarla satın alınabildiği bir pazar olmadı. Finansal yatırımcılar bile tarihsel olarak çarpandan ziyade ciro büyümesi ve marj genişlemesi hikâyelerine yatırım yaptı. Piyasanın kilit meselesi hâlâ iştah değil, zamanlama.
Son 2–3 yılda süreçler uzamıştı; bugün detaylı inceleme ve pazarlıklar çok daha uzun takvimlerde ilerliyor. Kaspi’nin Hepsiburada’da kontrol devri, Insider’ın General Atlantic liderliğindeki 500 milyon dolarlık yatırımı ve Uber Eats’in Trendyol Go’ya 700 milyon dolarlık yatırımı gibi örnekler, Türkiye’nin artık keşfedilmeyi bekleyen değil, küresel sermaye için kanıtlanmış, yüksek dayanıklılık gösteren ve inovasyon kültürü ihraç edebilen bir destinasyon olduğunu gösteriyor.”
2024’te M&A aktivitesinin 2023’e göre anlamlı biçimde güçlendiğine ve 2025’te de bu ivmenin büyük ölçüde korunduğuna da dikkat çeken Kotan, “2024’te açıklanan işlem değeri yaklaşık 5-6 milyar dolar iken, açıklanmayanlarla birlikte toplam hacim 10 milyar doları geçti. Bu rakam, 2023’teki 7-8 milyar dolar toplamının belirgin olarak üzerindeydi. 2025 görünümünde ise makroekonomik normalleşme ve kredi notu artışlarının yatırımcı güveninin desteklendiği bir ortamda, büyük bir sıçrama olmasa da 2024’ün üzerinde kapatmamızı öngörüyorum” ifadelerini kullandı.
Yabancı yatırımcı tarafında ilginin sürdüğünü, özellikle teknoloji- platform hizmetleri ile altyapı/hizmetler sektörlerinin öne çıktığını, oyun ve mobil uygulamalar tarafında erken ve büyüme aşaması yatırımlarının sürdüğünü, sanayide ise stratejik ilginin korunduğunu ifade eden Kotan, “Para ve kur politikalarında öngörülebilirlik ile dezenflasyon patikasının sürdüğü varsayımı altında, 2025’in geri kalanında ve 2026 başında Türkiye M&A aktivitesinin ılımlı artış eğilimini korumasını beklerim” dedi.
“İşlem adedi düşerken, işlem değeri belirgin şekilde arttı”
Konuyla ilgili görüşlerini Aposto’yla paylaşan Pragma Yönetici Direktörü Mustafa Akgün, 2025 yılında şu ana kadar toplam 203 birleşme ve satın alma işleminin yapıldığına dikkat çekerek, “Bu işlemlerden 85’i için yaklaşık 10,1 milyar avroluk toplam işlem değeri açıklandı. Bu tutar, 2024 yılının tamamında gerçekleşen 240 işlem ve bunlardan 101’i için açıklanan yaklaşık 6,7 milyar avroluk toplam işlem değerini geride bıraktı” dedi.
“Ancak işlem adedi 2024’e kıyasla düşerken, ortalama işlem değeri büyüklüğü belirgin şekilde arttı. Bu artıştaki en önemli unsur, CVC Capital’ın Dream Games’e yaptığı 3 milyarlık yatırım oldu. Bu tek işlem, 2025 toplam işlem değerinin yaklaşık %30’unu oluşturdu.”
2025 yılında yabancı yatırımcıların, Türkiye’de birleşme ve satın alma işlemlerinde oldukça aktif bir rol oynadığını söyleyen Akgün, “Örneğin Uber, Mayıs 2025’te Trendyol GO’nun %85 hissesini yaklaşık 700 milyon dolar karşılığında devraldığını duyurdu. Benzer şekilde, Abu Dabi merkezli yatırım şirketi DMSF Holding, n11 platformunu tamamen devraldı. Öte yandan, küresel özel sermaye fonları Türkiye’de yeniden görünürlük kazandı. Bu kapsamda CVC Capital Partners’ın Dream Games’e yaptığı stratejik yatırım, uluslararası fonların seçici ancak yüksek potansiyelli teknoloji şirketlerine ilgisinin sürdüğünü gösterdi” açıklamasında bulundu.
“Sonuç olarak, 2025’te yabancı stratejik ve finansal yatırımcılar özellikle dijital oyun, e-ticaret,, dijital platformlar ve lojistik, teslimat teknolojileri gibi sektörlerde ağırlık kazandı. Bu sektörlerde yer alan hedef şirketler yabancı sermayeye oldukça çekici görünürken, yüksek değerli işlemler aracılığıyla pazarın toplam işlem hacmini önemli ölçüde yukarı taşıdılar.”
“Yabancı fonların Türkiye ilgisi devam ediyor”
Pragma'da tamamlanan işlemlere ek olarak, hem stratejik alıcı iştahının sürdüğünü hem de yabancı fonların Türkiye’ye yönelik ilgisinin devam ettiğini gözlemlediklerini söyleyen Akgün, “Dijitalleşme odaklı yatırımların yanında imalat, enerji, maden, tüketici ürünleri, sağlık ve lojistik gibi sektörlerde de işlem aktivitesi belirgin” dedi.
“Bununla birlikte, şirket kârlılıkları, kur ve enflasyon dengesinin yarattığı maliyet baskısı nedeniyle son üç yıl ortalamalarının altında. Bu durum, satıcı değerleme beklentileri ile yatırımcı teklifleri arasında zaman zaman bir makas oluşmasına ve kapanış süreçlerinin uzamasına neden olabiliyor” diyen Akgün, “Buna rağmen, Türkiye’nin güçlü iç pazarı, genç ve eğitimli iş gücü, girişimcilik kültürü, ihracat kabiliyeti, Avrupa’ya yakın konumu ve bölgesel olarak bir milyarı aşan nüfusa erişim avantajı, yabancı yatırımcı iştahını güçlü tutan temel unsurlar olmaya devam ediyor. İlaveten, güçlenen Türk finansal ve stratejik yatırımcıların da işlem hacimlerinden önemli pay aldığını ve 2026 yılında da toplam M&A hacmine katkıda bulunacağını düşünüyoruz” diye de ekledi.
“Küresel ekonomik koşullar, faiz görünümü ve Türkiye ekonomisinde yaşanan iyileşme dikkate alındığında, 2026 yılında yatırımcı karar süreçlerinde daha fazla hızlanma bekliyoruz. Bu kapsamda, önümüzdeki dönemde hem yerli hem de yabancı yatırımcıların daha büyük ölçekli satın almalara yöneldiği ve toplam işlem hacminin daha yüksek seviyelere çıktığı bir dönem mümkün görünüyor.”
“2025’te 10 milyar üzerine çıktık, 2026 için iyimseriz”
Konuyla ilgili Aposto'ya değerlendirmelerini aktaran Dora Capital Şirket Ortağı Hidayet Çelikörs ise birleşme ve satın alma piyasasının 2024 yılındaki güçlü kapanışın ardından bu yıl da güçlü bir performans gösterdiğini ve Dora Capital olarak bu yılı 9 işlemle kapatmayı hedeflediklerini ifade ederek şöyle konuştu:
“Türkiye pazarına baktığımızda, 2024 yılını 10 milyar USD altında bir işlem hacmi ile kapatmıştık. Bu rakam, 2025’te 10 milyar USD üzerine çıktı. Kuşkusuz bunda teknoloji ve telekom alanındaki büyük işlemlerin de etkisi oldu. Ancak bu işlemleri hariç tuttuğumuzda da yine iyi geçen bir 2025 yılı karşımıza çıkıyor”
85 milyonluk nüfus, coğrafi konum, güçlü iç pazar dinamikleri ve üretim üssü olması nedeniyle Türkiye’nin her zaman yabancı yatırımcının radarında olduğunu ifade eden Çelikörs, “Katma değerli üretim, teknoloji, kimya, tüketici ürünleri ve sağlık alanlarının öne çıktığını değerlendiriyoruz. Ayrıca, e-ticaret penetrasyonunun artışı, dijitalleşme gibi ana trendler de M&A işlemlerini tetikleyen ve destekleyen unsurlar arasında yer alıyor” dedi.
Enflasyon ve faizlerin paralel bir şekilde düşmesi ile hareketli bir 2026 dönemi beklediklerini de söyleyen Çelikörs, “2026 yılı için oldukça iyimseriz. Elimizdeki projelere olan güçlü yatırımcı ilgisi de bu iyimserliği teyit ediyor” açıklamasında bulundu.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda veri akışı güçlü. Yurt içinde Fitch değerlendirmesi ve cari denge, yurt dışında ise ABD TÜFE ön planda olacak.
13 Tem 2026

Küresel ekonomide bir taraftan savaşın yarattığı belirsizliği ve bunun başta petrol ve altın fiyatları olmak üzere finansal piyasalardaki yansımalarını izlerken, diğer taraftan özellikle yapay zeka alanında yaşanan olağanüstü teknolojik gelişmelerin önümüzdeki dönemde ekonomik hayata nasıl yansıyacağını anlamaya çalışan bir piyasa dinamiğiyle karşı karşıyayız.

20.yy çeliğin yüzyılıydı; 21.yy ise elektriğin yüzyılı olacaktır. Elektrodevlet, gücünü fosil yakıtlardan değil, elektriğin kendisinden alarak bunu bir kalkınma, nüfuz ve düzen kurma aracına dönüştüren devlet tipidir.

Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Ticaret Konferansı (UNCTAD), 'Çalkantılı Bir Dönemde Uluslararası Yatırım' temalı 2026 Dünya Yatırım Raporu'nu yayımladı. Raporda hem Türkiye'yi, hem de bütün gelişmekte olan ülkeleri ilgilendiren ilginç veriler mevcut.

İran savaşı ve Hürmüz Boğazı'nın kapanması, dünya enerji piyasalarında uzun süredir unutulmuş bir sorunun yeniden sorulmasına neden oldu. Ortadoğu'nun enerjisi dünyaya hangi güzergahtan taşınacak? ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack bu güzergahın Suriye ve Türkiye'den geçebileceğini söylüyor. Suriye Enerji Bakanlığı kaynakları, konuyu Aposto'ya değerlendirdi.




