Yuvayı yapan dişi kuştan saçını süpürge edene: Cinsiyetçi dile karşı başka bir dil mümkün

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, “Aile Yılı” ilan edilen 2025 yılında erkekler tarafından en az 294 kadın öldürüldü, 297 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Platformun raporuna göre, 2026 Şubat ayında erkekler tarafından 23 kadın öldürüldü, 29 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Neredeyse her gün ülkemizde bir kadın öldürülüyor. Şu günlerde bazı kadın gazeteciler tehdit ediliyor, sosyal medyada linç kampanyalarına maruz kalıyor.
Bilimsel bir araştırma kapsamında toplam 52 kadına yönelik şiddet haberi ve söz konusu haberlere ilişkin 2211 sosyal medya iletisi incelenmiş; bu iletilerin 116’sında cinsiyetçi ve küfürlü dilin kullanıldığı tespit edilmiştir. Eril kültür tarafından üretilmiş eril dilin bir yansıması olmasının yanı sıra kullanıcıların kimliklerini açıkça belirtmek zorunluluğunun bulunmamasının da olası etkisiyle, sosyal medya ortamında cinsiyetçi dil ve kadını aşağılayan küfürlü dil yaygın olarak kullanılmaktadır.
- Tarih boyunca değişen toplumsal koşullara uyum sağlayarak veya toplumsal koşulları belirleyerek varlığını sürdürebilmesi erkek egemen kültürün bir “başarısıdır”. Bu durumun, kadınların erkeklere bağımlı ve ikinci derecede bir varlık olarak kabul edilmesi, tüm kötülüklerin kaynağı olarak görülmesi ve dahası eski metinler yoluyla kadın nefretinin toplumda pekiştirilmesinden kaynaklandığı söylenebilir.
Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda toplum tarafından kendileri için belirlenen rolleri oynamayı reddeden kadınların “cadı” olarak etiketlenip toplumdan dışlanmaları, cezalandırılmaları ve hatta yakılmaları, kadınların kötülüklerin kaynağı olarak görüldüklerine bir örnektir. Doğu kültüründe ise örneğin “Kutadgu Bilig” adlı eserde, “Kızların doğmaması, doğsa da yaşamaması” dileğinin yanı sıra yine kız çocukları için “Eğer dünyaya gelirse onun yerinin toprağın altı veya evinin mezara komşu olması daha hayırlıdır” gibi cümlelere yer verilmesi, kadının toplumsal konumuna ilişkin benzer bir anlayışın varlığını gösteriyor.
Osmanlı hanedanındaki isimlendirmeler bile bize kadına bakışın ipuçlarını veriyor. Şiar Yalçın’ın yazdıklarından aktaralım. Osmanlı saray adabına göre, padişahın ve padişahın erkek çocuklarının yani şehzadelerin soyundan gelenlere "efendi" denir: Osman efendi, Orhan efendi, vs. Bunların kız çocuklarına ise "sultan" denir: Ayşe sultan, Naciye sultan, vs. Sultanların erkek çocuklarına "beyzade", kız çocuklarına "hanım sultan"; damatlara, yani sultan kocalarına, "bey" ve padişahların çocuk doğurmuş eşlerine de "kadınefendi" denir. Şehzade eşlerinin ise Batı’da kendilerine prenses denmesine rağmen, hiçbir resmî ünvanı yoktur. Buradaki isimlendirmeler, kadının ikincil konumunu yansıtıyor.
Bir cinsiyeti diğerine göre üstün gören, belirli bir cinsiyeti dışlayan sözcük seçimlerini ifade eden “cinsiyetçi dil”in örneklerine maalesef Cumhuriyet dönemi edebî metinlerinde de rastlıyoruz:
- “Kadına inanmaktansa onu aldatmayı daha tatlı bulurdum.” (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaban)
- “Bir genç kadını yahut bir kızı öldürmek, on beş düşmanı birden öldürmek demektir.” (Ömer Seyfettin, Beyaz Lale)
- “Onun nazarında yüzlerini açan, yeldirme giyen, sinemaya, çarşıya giden her kadın gavurdu. (Ömer Seyfettin, Beyaz Lale)
- “Evli bir kadın için en büyük ikbal, en büyük saltanat eşinin kanadı altındadır ancak.” (Güngör Dilmen, Bağdat Hatun)
- “Söyle, Allah aşkına, bir kadın önce kocasının üstünü başını düzeltir, sonra kıskançlık kavgası eder.” (Halide Edip Adıvar, Handan)
Bu edebî metinler kurgusal olup karakterlerin dillerini aktarsalar bile sonuç olarak cinsiyetçi şiddet dilini pekiştirip yeniden üretmektedirler.
Türkçede baskın eril zihniyeti yansıtan yüzlerce atasözü ve deyim bulunmaktadır: “Kadının fendi erkeği yendi; Elinin hamuruyla erkek işine karışma; Kız beşikte, çeyiz sandıkta; Kızını dövmeyen dizini döver; Atanın sanatı oğula mirastır; Oğlan atadan öğrenir sofra açmayı, kız anadan öğrenir biçki biçmeyi; Oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün; Şimdi adama benzedin; Adamlık sende kalsın; Adam yerine koymak; Kadının yeri evidir; Dişi kuş yuvayı yapar; Evi ev eden avrat, yurdu şen eden devlet; Kocanın vurduğu yerde gül biter; İyi ipek kendini kırdırmaz, iyi kadın kendini dövdürmez; Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin; Kadının saçı uzun, aklı kısadır” vb.
Hukukçu akademisyen Fred R. Shapiro, “Cinsiyetçilik, cinsiyet önemli değilken insanları cinsiyetlerine göre yargılamaktır” demiş. Cinsiyetçilik, kişinin cinsiyetine veya toplumsal cinsiyetine dayalı önyargı veya ayrımcılık yapmaktır. Dilimizdeki cinsiyet ayrımcılığı sözlük maddelerindeki tanımlarla başlar.
- Kızlık, cinsel bir obje olarak “bekaret” diye tanımlanırken, erkeklik “erkekçe davranış, yiğitlik” ile bağdaştırılır. Yaygın olarak kullanılan “kız almak, kız vermek” fiillerinde, bir insanın nesneleştirilmesi kadar alınan ya da verilen kişinin kadın değil de “kız” olduğunun altının çizildiğine tanık oluruz. Evlenmemiş kadın için, “kız kurusu, evde kalmış, karta çıkmış” vb. aşağılayıcı sözler sarf edilirken, söz konusu bir erkek içinse sadece "bekar" sıfatının uygun bulunduğunu görürüz.
Ataerkil sistem, kadın ve erkeğe dair basmakalıp cinsiyetçi yargıları barındırır. “Kadın”, duygusal, dedikoducu, itaatkâr, fedakâr, kırılgan, korkak, anlayışlı, uysal, ağırbaşlı, yumuşak, nazik, pasif, iffetli, bakıma muhtaç olabilirken; “Erkek” ise güçlü, güvenilir, buyurgan, bencil, saldırgan, cesur, sert, başarılı, rekabetçi, kuvvetli, asla ağlamayan, yönetme ve liderlik özellikleri olan kişidir.
“Kadın” sözcüğünü kullanmak bile toplumda tartışma konusu yapılabilmektedir. Resmî sözlükte “Kadın” sözcüğüne birçok anlam yüklenmiştir, bu anlamlar arasında, “… bu cinsten olup evlenmiş veya bir erkekle beraber olmuş kimse; avrat” yazar. Anlamındaki bu cinsellik çağrışımı nedeniyle “kadın” sözcüğü, kimi çevrelerce kullanılmak istenmeyen bir sözcüktür. “Kadın” sözcüğünden kaçınan bu çevrelerde, “bayan, hanımefendi, hanım, bacı, yenge, teyze, hanım teyze, abla” kullanılır.
Medyada cinsiyetçi dil
Öte yandan kendisini “çağdaş, ilerici” diye tanımlayan bazı yayın kuruluşlarında bile kurum içindeki kıdemli gazetecileri yayın sırasında takdim ederken, “… abi” veya “… abla” seslenişlerine tanık oluyoruz. Oysa evrensel kamu yayıncılık ilkeleri gereği, spiker ya da sunucuların—aralarında akrabalık veya dostluk ilişkisi olsa bile—muhataplarına yayın sırasında “abi, abla, yenge, teyze, amca, dayı, oğlum, kızım, canım, -ciğim veya -cığım” diye seslenmeleri kabul edilemez. Bu tür seslenişler, medyada cinsiyetçi dilin yeniden üretilmesine katkıda bulunur.
Medyada hâkim olan dili incelediğimizde, “siyaset adamı, halk adamı, bilim adamı, eylem adamı, iş adamı, devlet adamı, din adamı” nitelemelerinin bu derece yaygın kullanılması, cinsiyetçi ötekileştirmenin boyutunu ortaya koyuyor. Kadına yönelik şiddet ve cinayet haberlerinde, “gece eğlencesinden dönen kadın, mini etek giymiş genç kız, alkollü kadın” gibi suçu başka gerekçelere dayandıran cümlelerle sık karşılaşıyoruz.
Yıllar önce tanınmış bir TV sunucusu kadının, erkek arkadaşının evinde kalp krizi nedeniyle ölümünün ardından, bir köşe yazarının, “Su testisi, su yolunda kırıldı” yorumuna tanık olmuştuk. Kadın cinayetlerinin ve tecavüz olaylarının peşi sıra, “dişi yalanmazsa, erkek dolanmaz” ve “dişi köpek kuyruğunu sallamayınca, erkek köpek ardına düşmez” atasözlerinin kullanıldığına dahi tanık olduk. Mağdur konumundaki kadının suçlanması, eril dilin şiddeti meşrulaştırma yöntemidir. Oysa kadını görmezden gelen, ötekileştiren, değersizleştiren, aşağılayan cinsiyetçi dile karşı bir duruş benimsemek, her bireyin ortak hedefi olmalıdır.
Medyada kullanılan dilin cinsiyetçi özelliklerden arındırılması ve pornografiden kaçınılması, etken cümleler kurulması, dile yerleşmiş cinsiyetçi kalıpların doğru karşılıklarının verilmesi gerekir. Bu yönde atılan adımlardan biri, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye’nin yayımladığı “Toplumsal Cinsiyete Duyarlı İletişim Rehberi”dir.
- Bu rehberde, iş adamı veya iş kadını yerine iş insanı; hostes ya da host yerine kabin görevlisi; satıcı adam, satıcı kadın yerine satış temsilcisi; kızlık soyadı yerine evlilik öncesi soyadı vb. öneriler sunulmaktadır.
Hepimizi kuşatan cinsiyetçi dile karşı, cinsiyetsiz bir başka dil üretmek bizim elimizde. Tomris Uyar’ın, Hangi Kadın, Kim? başlıklı yazısından, kadını aynılaştırarak cinsiyetçi kalıba hapsetmek yerine, biricikliğini vurgulayan dil örneği olarak şu alıntıyı yapalım:
"Hemen her öyküsünü başka bir kadına, yani bir bireye adayan Jorge Luis Borges, ‘Kadınlar için ne düşünürsünüz?’ sorusunu şöyle yanıtlıyor: ‘Hangi kadın için?"
Yazımızı kadınları çok seven ama daha da önemlisi onlara çok saygı duyan bir şairin Edip Cansever’in “Hoşlandığım Kadınlar” şiiriyle bitirelim:
"Ne yapsam, neye benzetsem;
Bu mahzun halimi.
Aşıklık değil benimkisi,
Yolculuk değil,
Neyi duysam hüzünlenirim,
En ufak şeyi, rüzgârı bile.
Kimseye benzemez gülmem konuşmam,
Kimseye benzemez hoşlandığım kadınlar,
O kadınlar ki rüzgâra verip saçlarını,
Resimlerde yaşıyan,
Şiirlerde yaşıyan..."
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Suha Çalkıvik
Seslendirme sanatçısı, öğretim görevlisi ve İTÜ Radyosu'nun Yayın Koordinatörü. Uzun yıllar TRT’de dublaj sanatçısı olarak çalışan Çalkıvik, NTV haber kanalının kuruluşundan itibaren tanıtımlarını seslendirdi. 1992'den beri İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışıyor; #tarih dergisinin Türkçe köşesini yazıyor.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?




