16 yıl sonra, aynı nakarat: Jethro Tull ve Ian Anderson

Progressif rock'ta özgün bakış açısıyla fark yaratan grupların başını çeken Jethro Tull'ın solisti ve sanatsal beyni Ian Anderson'la, biri 16 yıl önce, biri de 23 Kasım'daki Volkswagen Arena konseri öncesinde bugün yapılmış iki röportaj. 16 yılda değişenler ve hiç değişmeden duranlar.
16 yıl sonra, aynı nakarat: Jethro Tull ve Ian Anderson

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Tek ayak üstünde durarak flüt çalmasıyla eşsiz bir görsel imza yakalamış progresif, folk rock efsanesi Jethro Tull’ın solisti Ian Anderson, küresel iklim krizi ve buna bağlı gelişen sorunlara uzun zamandır eğiliyor. Artan nüfus ve doğayı ikinci plana atan dünya liderleri hakkında her fırsatta fikir belirten Anderson’un müziği de farklı dönemlere özgü sosyo-kültürel ve politik vizyonunu ortaya koymayı bildi. Folk ve blues’a progresif rock perspektifinden bakan 57 yıllık grup, kariyeri boyunca 60 milyondan fazla albüm sattı. Aqualung (1971) ve hemen sonraki yıl çıkan Thick As A Brick ile rock tarihinin eşsiz örneklerine imza attılar.

  • Grup, 23 Kasım Cumartesi akşamı Volkswagen Arena’da verecekleri konserle bir kez daha İstanbul’da sahne alacak.

16 yıl önce, bir konser, bir röportaj

16 yıl önceye gidelim. 23 yaşında, müzisyenlerin peşinden koştuğum muhabirlikteki en aktif günlerimi yaşıyorum. Hürriyet’in hafta sonu eklerinde fırça yemeden güne başlamadığım ilk 2 yıl geçmiş bile. İyi işler yaptığımın farkındayım ama başlıklarım yeterince güçlü değil.

"Çok sıkı bir başlığa ihtiyacım var. Sağlam bir haber lazım" diye düşünürken, karşıma Jethro Tull'ın solisti Ian Anderson çıkıyor. 26 Nisan 2008’de Hürriyet Gazetesi’nin Cumartesi ekinde “Üç çocuk yapın demek çılgınlıktır” başlığı ile yayımlanan haber de o telefon görüşmesiyle ortaya çıkıyor.

O röportaj öncesinde dünyanın geleceği ve sürdürülebilir yaşama takıntılı olduğunu bilsem de bu konuda bu kadar konuşacağını tahmin etmiyordum. Muhabbet derinleşse de ben dinlerken heyecanımı yitirmeye başlamıştım. Ramazan programı seslendirmelerini andıran davudi bir ses tonuyla tane tane anlatmaya devam ediyordu Anderson. Bense konudan kopmaya başladığımı, kendimi bir İskoç’un İngilizce telaffuzunu telefonda bu kadar net anlıyor olmama şaşırdığımı düşünürken bulduğumda anladım.

Dünya nüfusunun haddinden fazla şiştiğinden bahsetmeye başladı ki bir anda uyanıp kendime geldim; hemen sordum:

"Şu sıralar gündemimizde Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim öncesi konuşmalarında seçmenine en az üç çocuk yapmalarını öğütlemesi var."

Bütün haberin gidişatını değiştirdiği gibi başlığı da şu cümleleriyle atmıştı Anderson:

"Bu demeci çok garipsedim. Dünyanın en büyük problemi nüfusken böyle bir demeç vermek çılgınlıktır. Böyle fikirleri besleyen liderlerin gerçekçi olduklarına inanmıyorum. Sonu felakete doğru giden böyle kritik bir konuda nasıl bu kadar rahat olunabilir anlamıyorum."

Başlık çıkmıştı, mutluydum. Deştim durdum konuyu, hatta “O adamdan kurtulmanız lazım” da demişti fakat habere o girmedi sanırım. En azından bugün Hürriyet internet arşivindeki haberde bu cümle yok, basılı gazete haberinde var mıydı, ne yazık ki anımsayamıyorum.

Aradan geçti 16 yıl. Jethro Tull tekrar geliyor İstanbul’a. “16 yıldır cumhurbaşkanının değişmediğini üzülecek” diye düşünüp tekrar bir röportaj talebi geçtim kendisine. Kabul etti ve önceki röportajımızı da hatırladı.

'Hükümetler kadınları birer çocuk makinesi gibi görmemeli'

Formundan hiçbir şey kaybetmemiş ki upuzun bir cevapla başladı röportaja:

"Gezegenimizin birçok yerinde hassas noktalar var ve kaçınılmaz olarak iklim krizi ile yüzleşiyoruz. Daha önce hiç görmediğimiz bir ölçekte göçle de karşı karşıyayız. Bu konuda hoşgörü, kabul ve ulusal sınırların korunması arasında bir denge bulmamız gerekiyor. Çoğu insan herkesin kontrolsüzce ülkesine girmesini istemiyor, çünkü milyonlarca yeni insanın sağlık hizmetlerinden, okullardan, hastanelerden ve devletin sağladığı yardımlardan faydalanma talebiyle başa çıkmak imkansız.

Dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu şey nüfusun azaltılması. İklim krizi ve gelecekteki pandemilerin daha da kötüleşmesi de dahil olmak üzere birçok sorunun temelinde insan sayısı yatıyor. Senin ve benim ülkemin liderleri, nüfusu artırarak ekonomiyi canlandırmak için daha fazla insan isteseler de bu kısa vadeli bir çözüm ve gelecekte durumu daha da kötüleştirecek. Bir şekilde daha küçük bir küresel nüfusla yaşarken üretken olmayı öğrenmeliyiz. Beğensek de beğenmesek de dünya nüfusu azalacak. Bu, pandemiler ya da nükleer savaş gibi sert yollarla ya da yaşam tarzımızı uyarlayarak gerçekleşecek.

Kadınların daha fazla çocuk doğurmasını beklemek çözüm değil. Medeni dünyada doğurganlık oranları giderek düşüyor. Kadınlar genelde bir ya da iki çocukla yetinmekten memnunlar ve bu onların seçimi. Hükümetler kadınları birer çocuk makinesi gibi görmemeli. 

Bakın Netanyahu’ya, adam iktidarda kalmak için her şeyi yapar. Donald Trump için de aynı şey geçerli. Bu insanlar ülkelerinin refahından çok kendi refahlarıyla ilgileniyorlar. Ama Netanyahu’nun geleceği pek parlak görünmüyor. 100 yıl sonra onun Wikipedia sayfasını okumak isterdim. İşte bu tür bireylerin siyasi hesaplarla hareket etmeleri, durumu çok daha kötü hâle getiriyor. Eleştirel olmalı ve sesimizi yükseltmeliyiz ancak bunu yaparken ırkçılığa kaymamalıyız. Bu süreçten korkmadan, medyada kötülenmeden konuşabilmeliyiz.

Sakın ha Hamas'ı desteklediğimi düşünmeyin, kesinlikle desteklemiyorum. Hamas’ın yıllardır gerçekleştirdiği eylemler korkunçtu. Ama Filistin halkının da 1948'den bu yana çok kötü muamele gördüğüne inanıyorum."

Ardından elbette o zamanın Başbakan’ı bugünün Cumhurbaşkan’ı Recep Tayyip Erdoğan’ın o günlerden beri dilinden düşürmediği meşhur "üç çocuk" demecini hatırlatıyorum. Fikrinin değişmediğinden adım gibi emin olduğum Anderson şu nispeten kısa cevabı veriyor:

"O zaman da aynı görüşteydim. Nüfus kontrolü hayati önem taşıyor. Zaten aşırı nüfusla mücadele eden bir dünyada, insanları daha fazla çocuk yapmaya teşvik etmek mantıksız. Hükümetler, sürdürülebilir politikalara odaklanmalı."

'Motivasyon kaynağım para değil'

16 yıl önceki röportajımızı tekrar okuduğumda, gözüm Anderson’un eskisi kadar enerjik olmadığından bahsetmesine takılıyor. Bunca yıl devam etmesinin asıl sebebi ne olmuştu peki? Para mıydı motivasyonu yoksa rock’n roll gençleştiriyor muydu? Ian Anderson’un soruma biraz alaycı bir taraftan yaklaştığını hissediyorum elbette.

"Eski basçımız Jeffrey Hammond, 1971-1976 yılları arası gruptaydı ve epey para kazandı. Çalışmaya gerek kalmayacak kadar parası olduğunu anladığında gruptan ayrıldı. Şu anda güzel bir evde yaşıyor ve yaptığı yatırımlarla gayet iyi durumda. Benimse 70'lerin sonlarından beri çalışmam gerekmiyor. Para asıl motivasyon kaynağım değil. Asıl motivasyon, tutku duyduğun bir şeyi yapmandır.

Her yıl, kazancını hayır kurumlarına bağışladığım konserler veriyorum. Müzikte insanı yönlendiren şey para olmamalı. 50 yıldır başkalarının albümlerinde konuk olarak çaldığımda para istemem, bunu onların müziğini sevdiğim için ya da farklı türde müziklerde çalma zorluğunu yaşamak için yaparım. Bunun nedeni ise David Bowie. 1974’te, Steel Eyes Span adında bir İngiliz folk rock grubunun albümünü yapıyordum ve istekleri üzerine David'i saksafon çalması için çağırdım. Geldi, çaldı ve bir fatura göndermedi. Hiç para talebi olmadı.  90'ların ortasında, hayatımda ikinci kez Bowie ile karşılaşınca ‘David, 1974'te o albümde çaldığın ve para istemediğin için sana teşekkür etmek istedim. O zamandan beri birçok albümde çaldım ve hep senin yolunu takip ettim, hep ücretsiz yaptım’ dedim. O da şaka yollu, ‘Nasıl oldu da para istemedim? Sana yarın faturayı yollarım’ dedi. Ama tabii ki sadece biraz eğleniyordu."

'İskandinav mitolojisine olan ilgim daha çok felsefi'

Anderson’un Barok, Ortaçağ ve Asya folk müziğine olan ilgisi bestelerinde kolayca fark edilir. Kuzey Avrupa mitolojisinde odaklanan son albümü RökFlöte’ü konuşuyoruz biraz da. 

"RökFlöte’de önceliğim, üzerinde daha fazla ayrıntı bulabileceğim kayıtlı tarihe sahip kaynaklardan yola çıkmaktı. Güvenilir bir şekilde geri gidebildiğim en eski dönem, İskandinav paganizminin kökenleriydi. Yol boyunca bu inançlar değişti, ancak tanrıların çoğunın işlevleri ya aynı kaldı ya da oldukça benzerdi. Bu da bana tarihsel açıdan ilginç bir bakış açısı sundu. Tabii bu sadece felsefi bir ilgi.

Günümüzde İskandinav tanrılarına ve paganizme olan inançlar, özellikle bazı İskandinav heavy metal grupları tarafından milliyetçi ve tehlikeli bir şekilde kutsanıyor. Bu ekibin bir parçası olduğum düşünülmesin, çünkü dinleri milliyetçi bir şekilde toplumu şekillendirmek için kullanan insanlara karşıyım. Bir şeye ilgi duymak, onu desteklediğin anlamına gelmez. Tarihten ders çıkarmamız gerekiyor; ne olduğunu, neden olduğunu ve bir daha olmaması için nasıl önlem almamız gerektiğini öğrenmemiz gerekiyor."

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🌹 İrfan Alış'a veda, Ian Anderson'la sohbet

Murat Meriç, bu hafta ani ölümüyle müzik dünyasını sarsan İrfan Alış'ı yazdı. Barış Akpolat ise İstanbul konseri öncesinde Jethro Tull'dan Ian Anderson'la konuştu.

11 Kas 2024

YAZARLAR

Barış Akpolat

Müzik yazarı. 2003'te Marmara Üniversitesi, Gazetecilik bölümüne girmesinin ardından 2005'te Hürriyet Gazetesi'nin hafta sonu eklerinde muhabir olarak çalışmaya başladı. BirGün Gazetesi Cumartesi Eki editörlüğünü, ana gazetenin kültür-sanat editörlüğü üstlendi. Ezhel ile Ankara'da geçirdiği bir haftanın hikayesini yazdığı "Kazıdım Tırnaklarla" adlı bir kitabı var ve 8 yıldır Radyo Eksen'de haftalık program hazırlıyor. 15 yıldır aktif olarak DJ'lik yapıyor.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi
DuendeDuende

HİKAYE

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

Barış Akpolat

·

10 Tem 2026

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'
DuendeDuende

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Emre Eminoğlu

·

10 Tem 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?