2024’ün kaynaklarını tükettik, 2025’ten yemeye başladık

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Global Footprint Network (Küresel Ayakizi Ağı) tarafından her yıl hem küresel olarak hem de ülke bazında hesaplanan Limit Aşım Günü bu yıl Türkiye için 11 Haziran olarak açıklandı. Bu da Türkiye’de ortalama bir insanın 2,1 dünya varmış gibi yaşadığını gösteriyor.
Limit Aşım Günü, insanlığın ekolojik kaynak ve hizmetlere olan talebinin dünyanın yıllık yenilenme kapasitesini aştığı gün olarak tanımlanıyor. 2024 yılı için insanlığın dünyanın ekolojik kapasitesini tükettiği gün ise 1 Ağustos olarak belirlendi. Başka bir deyişle, insanlık dünyanın 12 ayda yenileyebildiğini sadece 7 ayda kullandı.
Bu hesaba göre Türkiye, kaynaklarını dünya ortalamasından epey hızlı tüketiyor. Yani, eğer tüm dünya kaynaklarını bizimle aynı hızda tüketseydi, dünyanın doğal kaynakları bu yıl 11 Haziran’da tükenecekti ve gelecek yılın kaynaklarını tüketmeye başlayacaktık.
Listenin başında ve sonunda kimler var?

Bu yıl dünyanın kaynaklarını en hızlı tüketen ülke Katar oldu. Katar’ın Limit Aşım Günü 11 Şubat olarak açıklandı. Katar’ı 20 Şubat ile Lüksemburg, 4 Mart ile Birleşik Arap Emirlikleri, 5 Mart ile Kuveyt ve 8 Mart ile Bahreyn takip ediyor.
Limit Aşım Günü en geç olan ülke ise Kırgızistan. Kırgızistan bu yılki kaynaklarını 30 Aralık'ta tüketti. Ekolojik kapasitesini Aralık ayına kadar tüketmeyen diğer ülkeler ise Moldova, Gine, Fas ve Fransız Guyanası. ABD kaynaklarını 14 Mart’ta; Çin 1 Haziran’da; Birleşik Krallık ise 3 Haziran'da tüketti.
Bunun yanında, aralarında Mozambik, Nepal, Butan ve Hindistan’ın bulunduğu 50’den fazla ülke doğal kaynaklarını aşırı tüketmiyor ve bu nedenle Limit Aşım Günü de bulunmuyor. Örneğin Hindistan'da yılda 0,7 dünyaya eşdeğer doğal kaynak kullanılıyor. Eğer herkes bu ülkelerin sakinleri gibi yaşasaydı insanlığın ihtiyaçlarını karşılamak için bir dünya yeterli olacak ve ekolojik açık oluşmayacaktı.
- Üzücü olan ise Limit Aşım Günü bulunmayan çoğu ülkenin günümüzde iklim krizinin yıkıcı etkilerinden en çok etkilenen ülkeler olması.
Rakamlarla limit aşımı

- Neden? Dünyanın bize sunduğu kaynakların insanlığın talebini karşılamada yetersiz kalmasının ardındaki en temel nedenler, artan nüfusla doğrudan ilişkili olan aşırı tüketim alışkanlıkları, biyoçeşitlilik krizi ve fosil yakıtların yer altından çıkarılması başta olmak üzere, insan kaynaklı ekolojik tahribat.
Limit aşımını nasıl öteleriz?
Küresel Ayak İzi Ağı’nın verilerine göre insanlığın yarattığı ekolojik ayak izinin karbon bileşeninin yarı yarıya azaltılması, Dünya Limit Aşım Günü'nü 93 gün öteleyebilir. Dünya genelinde araç kullanımından kaynaklanan ayak izimizi yarı yarıya azalmamız ve araçla yapılan kilometrelerin üçte birinin toplu taşıma, geri kalanının da bisiklet ve yürüyüşle değiştirmemiz ise Limit Aşım Günü’nü 13 gün sonra yaşayacağımız anlamına geliyor.
Küresel gıda atığının yarıya indirilmesi bize 13 gün, et tüketimini yüzde 50 azaltmaksa 17 gün kazandırıyor. Tüm ailelerin bir çocuk daha az yapması ve ebeveynliği iki yıl ertelemesi hâlinde ise 2050'ye kadar Aşım Günü 49 gün ileriye taşınacak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Mobilya devi IKEA'nın orman katliamı, uyuşturucu ticareti nedeniyle evlerinden olan kuşlar, birbirlerine isimleriyle seslenen filler, ekolojik açığımız, iklim krizi sergisi ve daha fazlası...
15 Haz 2024

YAZARLAR

Deniz Aytekin
Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yayımlanan raporunda, Kasım ayında COP31'e ev sahipliği yapmaya hazılanan Türkiye'de çevre protestolarına katılanların gözaltı, para cezası ve ceza soruşturmalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Kurum, bu uygulamaların ifade ve toplantı özgürlükleri üzerinde caydırıcı etki yarattığını vurguladı.
13 Eki 2026

Türk tarihinin büyüklüğünün anlaşılması için Göbeklitepe’nin Türk olmasına ihtiyaç yok. Anadolu’nun bizim için taşıdığı değerin de Hititlerin, Troyalıların ya da beş bin yıl önce Beşiktaş’ta yaşayan insanların Türk çıkmasına ihtiyacı yok. Belki gerçek tarih bilinci, geçmişin her köşesinde kendimizi aramak yerine, bizden farklı olan bir geçmişi de kendi mirasımızın parçası olarak koruyabilecek özgüvene sahip olmaktır.

Pek çoğumuz birbirimize yakın mekanlarda yaşıyoruz, ama kimi ihtiyaçlarımızı ortaklaştırmak, bazı araçları paylaşmak aklımızdan dahi geçmiyor. Bu kadar yakın yaşarken ihtiyaçlarımızı birbirimizden bağımsız karşılamayı neden hayatın olağan hâli sayıyoruz? "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" adlı yeni yazı dizisinin ilk durağında, insanın başkalarıyla kurulan bir varlık olması fikrinden yola çıkarak modern hayatın bizi nasıl birbirimizden yalıttığının izini sürüyoruz. Aileden mekana, bakım emeğinden ortak karar almaya uzanan ilişkiler içinde özgürlüğümüzden vazgeçmeden başka türlü bir hayat kurmanın mümkün olup olmadığını araştırıyoruz.




