52. İstanbul Müzik Festivali: Kökler, klasikler ve türler arası deneyimler


Sabancı Holding : Geleceğimizi kimseye vermiyoruz Cumhuriyetle aynı yolu yürüyen Sabancı Holding , ‘Biz, her şeyi gençliğe bırakacağız. Geleceğin ümidi, ışık saçan çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir.’ sözleriyle gençlere verdiği kıymeti dile getiren Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden gidiyor. Gençlere verilebilecek en büyük hediyenin sözden aksiyona geçmek olduğu bilinciyle çalışmalarını yürüten Sabancı Holding, bu 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ’nda, Sabancı Gençlik Seferberliği ’ni duyurmanın gururunu “Geleceğimizi Kimseye Vermiyoruz” mesajıyla paylaşıyor. Sabancı Gençlik Seferberliği Gençliğe sahip çıkmayı, fikirlerini, hedeflerini önemseyip el üstünde tutmayı öğütleyen Atatürk’ün değerlerini sahiplenen Sabancı Holding’in, 2021 yılında başlattığı ve 3 yıl içerisinde Türkiye’nin en geniş katılımlı sosyal sorumluluk hareketine dönüşen Sabancı Cumhuriyet Seferberliği, şimdi yoluna Sabancı Gençlik Seferberliği olarak devam edecek. Tüm kaynaklarını ve teknolojik altyapısını binlerce Sabancı gönüllüsünün desteğiyle gençlere açan proje kapsamında, Türkiye’nin farklı illerinde Sabancı Teknoloji ve Etki Merkezleri ağı kurulacak. Gençlerin umutlarına hassasiyetle yaklaşan Sabancı Holding; üreten, değer yaratan, fikrine sahip çıkan gençlere destek vererek Türkiye’nin beyin gücünün Türkiye’de kalmasını ve ülke çapındaki girişimcilere fırsat eşitliği sağlamayı amaçlıyor. Gençlere umut olmayı hedefleyen Sabancı Gençlik Seferberliği hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Çünkü bütün ümit gençlikte .
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Geçen yıl, sinemaya alışık kalemimi bir kenara bdsfırakıp Duende’nin İstanbul Müzik Festivali’ni odağa aldığı sayısını hazırlarken şunları söylemiştim:
“Benim için sinemadan önce klasik müzik vardı. Hayatımda artık sinema daha baskın olsa da klasik müzik de hâlâ var. Bu yüzden İstanbul Müzik Festivali [yeni] yaşını kutlarken ben de Duende’nin klasik müzikle yakınlaşmasının mutluluğunu yaşıyorum.”
Yılın o zamanı geldi ve festival yine ufukta göründü: İstanbul Müzik Festivali, 21 Mayıs - 12 Haziran tarihleri arasında 52. yaşını kutluyor.
Programda beni heyecanlandıran birçok konser var: Festivalde Strings Lucerne’nin eşlik edeceği büyük piyanist Maria João Pires’i (31 Mayıs), Macar Ulusal Korosu ile Mozart’ın Requiem’ini yorumlayacak Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nı (2 Haziran) ve İstanbul Modern’i müzikle dolduracak Can Çakmur ile Alexandre Castro-Balbi’yi (10 Haziran) dinlemek için sabırsızlanıyor, festivalin türler arası geceleri Disko Klasik (24 Mayıs) ve ABBA Dancing Queen (12 Haziran) için gün sayıyorum. dfdf
Heyecanımı biraz yatıştırmak, festival ruhuna günler öncesinden bürünmek için İstanbul Müzik Festivali direktörü Efruz Çakırkaya ile Kadıköy’de buluşuyorum. Festivalin programını, sürprizlerini ve İstanbul’la ilişkisini konuşmak üzere...
İstanbul Müzik Festivali’nin bu seneki teması Kökler. Temayı belirlemenizde neler etkili oldu?
Kökler temasının tohumları aslında aile hikâyem üzerinden rastlantısal bir karşılaşma ile 2018’de atıldı. O yıl, British Council tarafından hayata geçirilen “Kültür ve Sanat Alanında Kadın ve Liderlik” programına Türkiye’den seçilen dört başarılı kadın kültür profesyoneli arasında yer alarak bir ay kadar Londra’da kaldım. Barbican Centre’da katıldığım bir konser esnasında şans eseri tanıştığım Yunan besteci Dimitris Skyllas ile paylaştığımız yaşam öykülerimiz ile yollarımızın ve kaderlerimizin yıllar öncesinden de kesiştiğini fark ettik. Her ikimiz de 1923 yılında Lozan Barış Anlaşması’na bağlı olarak yürütülen Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi sonrasında doğdukları topraklardan ayrılan ve yer değiştiren büyüklerimizin hüzünlü öyküleriyle büyümüştük.
Bu karşılaşma, yüzyıllardır Anadolu’dan Balkanlara uzanan bu coğrafyada yaşayan tüm halkların çarpıcı yaşam öykülerini düşündüren bir yolculuk başlattı içimde. "Ben kimim, nereye aitim, köklerim nerede?" sorularının cevaplarını aramam, yüzlerce yıldır bu kadim topraklarda yaşayan onlarca farklı etnik kimliğin tüm coğrafyaya yayılmış köklerini fark ettiğim; dinleri, dilleri, kültürleri, paylaşılan acıları ve sevinçleri ile tüm bu halkların aslında köklerinden birbirine ne kadar bağlı olduğunu hatırladığım bir anlayışa taşıdı beni.
Yepyeni bir yüzyıla başlarken festival aracılığıyla köklerimize inerek, geçmişimiz ve kültürlerimizle bağ kurup sahip olduğumuz bu olağanüstü zenginlikten güç alıp, birlikte kardeşçe yaşama kültürünü müziğin evrensel diliyle hatırlayacağımız bir program kurgulamak istedik.

Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Bir yandan da Türkiye-Macaristan ilişkilerinin 100. yılı sayesinde bu sene birçok dalda Macar kültürünü ve sanatını keşfediyoruz diyebiliriz. İstanbul Müzik Festivali’nin konuklarında ve programında da bu etki hissediliyor...
Türkler ile Macarlar arasında tarihsel ve kültürel derin bağlar mevcut. Macarlar, Orta Asya’dan göç ederek Avrupa’ya yerleşen bir Türk halkı olan Oğuzların bir kolu ve 9. yüzyılda Karpat Dağları’nı aşarak günümüz Macaristan topraklarına yerleşmişler. Ortak kökenlerin ve kültürel benzerliklerin olduğu bu iki halk aslında köklerinden birbirine sımsıkı bağlı.
Bu bağlamda bu yılın temasına da önemli bir gönderme yapan Türkiye-Macaristan Kültür Yılı için Macaristan Dışişleri ile Kültür ve İnovasyon Bakanlığı’yla oldukça başarılı bir işbirliği gerçekleştiriyoruz. İstanbul Macar Kültür Merkezi’ndeki yönetici dostlarımız da aracı kurum olarak bize destek oluyorlar. Yıllardır sürdürdüğümüz verimli işbirliğimiz, bu yıl Kültür Yılı münasebetiyle iyice pekişti.
Geçen yıl Kasım ayında Budapeşte’ye festival yöneticileri olarak resmî bir ziyarette bulunduk. Daha evvel gitme fırsatım olmayan bu rüya gibi şehre, konser salonlarına, kültür merkezlerine, dokusuna ve insanına âşık olduk. Macaristan’ın çok köklü bir klasik müzik geleneği; olağanüstü yetenekli ve donanımlı müzisyenleri var. Biz de elbette festival izleyicilerimize bu şahane ülkenin uluslararası üne sahip, üst düzey toplulukları ve solistleri sunmak istedik.
Dünyanın en iyi 10 orkestrasından biri olarak kabul edilen Budapeşte Festival Orkestrası, efsanevi şefi Ivan Fischer ile İstanbul Müzik Festivali’nin yanı sıra Ankara’da da bir konser verecek. Liszt Oda Orkestrası, Macar Ulusal Korosu, Roby Lakatos Ensemble, Istvan Vardai ve Krisztof Barati gibi Macar klasik müziğinin yıldız topluluk ve solistlerini festivalde ağırlayacağız.
Peki klasik müzikte Macar besteciler deyince kişisel favorin hangi besteci ve hangi eserlerini dinlememizi önerirsin?
Macarların klasik müzik dünyasına katkıları çok büyük ve birbirinden önemli müzik insanları, besteciler yetiştirmişler. Benim favori bestecim Romantik Dönem'in en üretken isimlerinden biri olan Franz Liszt. Liebesträume (Aşk Rüyaları) adlı üç parçadan oluşan piyano parçaları serisi, Liszt’e ve romantik döneme özgü hissiyatı ve duygusallığı yansıttığı için favorilerim arasında. Macar Rapsodileri gibi senfonik şiirlere ek olarak bestecinin ustalığını ve derinliğini gösteren önemli yapıtlarından biri olan Si Minör Piyano Sonatı da sevdiğim eserlerinden biri.
Festivalde Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alacak Steve Reich’in müziği senin için ne ifade ediyor? Onun eserlerini daha önce dinlememiş olanlara nereden başlamalarını önerirsin?
Minimalist müzik akımının önde gelen isimlerinden biri olan Reich’in müziği, tekrar eden motifler, ritmik kalıplar ve doğrusal gelişimler üzerine kurulmuştur. Özellikle tekrar eden motiflerin zaman içinde yavaşça değiştiği veya kaydığı sürekli değişen yapılar Reich’in müziğinin temel özelliklerindendir. Reich, müziğinde genellikle tekrar eden ritmik desenlerin sürekli dönüşümüne dayanan bir teknik olan phasing tekniğini kullanır. Bu teknikte, aynı motif iki veya daha fazla enstrüman veya kayıt arasında yavaşça kaydırılır, böylece zamanla farklı bir ritmik desen oluşturulur. Çoğu eserinde minimalist estetiği kullanmasına rağmen, Reich’in müziği aynı zamanda zengin bir duygusal ve duyusal derinlik taşır. Onun eserlerinde dinleyici, tekrar eden motiflerin hipnotik etkisiyle birlikte zamanın değişen dokusunu deneyimler. Tıpkı Philip Glass gibi, Reich’ın müziği de bende bu hipnotik duyguyu çok tatlı bir şekilde tetikliyor. Dikkatimi yoğunlaştırmam gereken bir iş yaparken konsantrasyonumu artıran bir müzik olması sebebiyle, onu hiç dinlememiş olanlara da benzer bir yol izlemelerini ve Electric Counterpoint yapıtını dinlemelerini öneririm. En bilinen eserlerinden biri olan Music for 18 Musicians’ı da dinleme listesine ekleyebiliriz.

Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Bunu çocukluğundan beri festivali takip eden bir dinleyici olarak söylüyorum, geçen yıl ilkini düzenlendiğiniz Disko Klasik konseri benim için çok farklı ve çok güzel bir deneyimdi. Bu sene de programda olduğu için çok mutluyum. Festival açısından nasıl geçti ve tabii dj’lik hoşuna gitti mi?
Disko Klasik sanırım ilk senesinden herkesin kalbine taht kurdu, bu duruma ben de çok seviniyorum. Konsere gelip çok eğlenenler gelemeyenlere hâlâ ballandırarak anlatıyor, bu da arzu ettiğimiz etkiyi yarattığımızı gösteriyor. Bu seriyi tıpkı Müzik Rotası gibi bir festival klasiği hâline getirmeyi hedefleyerek başladık. Gençlerin klasik müziğe önyargılarını kırmak, farklı janrlarla birleştiğinde bu türün neye dönüşebileceğini aynı zamanda klasik müzik severlere de göstermek için başlattığımız Disko Klasik’i uzun seneler devam ettirebilmeyi umuyorum.
Yıllar önce Salon İKSV’nin bir sezon açılış partisinde, İstanbul Caz Festivali’nin eski direktörü (şimdi Londra Caz Festivali’nin başında olan) sevgili kızkardeşim Pelin Opcin’le kısa bir dj’lik deneyimim olmuştu. Ancak sahnede yalnız olmadığım için o zaman çok da korkmadan çıkmışım. Geçen sene ilk Disko Klasik akşamı çok heyecanlandığımı itiraf edebilirim. Fakat izleyicinin tatlı, coşkulu ve hayranlık dolu bakışları beni son derece cesaretlendirdi ve yükseltti. Bir aksilik olur da sahne değişimi öngördüğümüz sürenin üstüne çıkar ve daha uzun çalmak zorunda kalırsam diye hazırladığım playlist’i her şey hazır olmasına rağmen sonuna kadar çaldım. Sahneden beni zor indirdiler! (Gülüyor) Hep birlikte çok eğlendiğimizi hatırlıyorum.
Bu sene de yine büyük heyecanla Musica Sequenza’nın bize yaşatacağı partiyi bekliyorum. Uzun yıllardır Berlin’de yaşayan başarılı fagot sanatçımız Burak Özdemir’in liderliğinde ve artistik direktörlüğünde kurulan ve son derece yaratıcı projeler geliştiren topluluk daha evvel de festivale konuk olmuştu. Ancak bu yıl Disko Klasik’in konseptine uygun olarak Sampling Baroque Purcell başlıklı yepyeni bir içeriği ortaya çıkarıyorlar ve İstanbul’da ilk kez seslendirecekler. Erken barok döneminin önemli bestecilerinden biri olan Henry Purcell’in eserlerini 21. yüzyılın tınıları ve teknolojisiyle buluşturacak ilk bölümün ardından çağdaş müzik öğeleriyle görsellerin bir araya geleceği Transmute başlıklı avangart ikinci bölümün ardından geceyi ‘sabahlar olmasın!’ diyerek Burak’ın solo dj setiyle kapatmayı planlıyoruz. Konsere gelenler rahat kıyafet ve ayakkabılarını giysinler, dansa hazır olsunlar!

Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Festival programındaki Dancing Queen de beni oldukça heyecanlandırdı. Dünya prömiyerinin Türkiye’de olması da ayrıca mutluluk verici...
Festival programında izleyicilerimize yeni ve farklı deneyimler, daha evvel hiçbir yerde görmedikleri içerikler sunmak en özen gösterdiğimiz konulardan biri. Bu anlamda farklı sanat dallarının veya müzik türlerinin biraraya geldiği, yaratıcı fikirler içeren projeleri mutlaka her sene programa eklemeye çalışıyoruz. Dancing Queen de bunlardan biri.
Başarılı Alman barok topluluğu Lautten Compagney Berlin yine Asya Fateyeva ile 2021 yılında Time Travel isimli bir albüm çıkarmıştı. Henry Purcell’in eserleriyle The Beatles şarkılarını biraraya getirdikleri proje çok ilgimi çekmişti. Menajerleri ile gelecek planlarını konuşurken ABBA şarkıları ile Rameau’nun eserlerinin biraraya geleceği bir projeleri olduğunu öğrenince hemen üstüne atladım. Önce anlaşma yaptıkları plak şirketi ile 2024 yılına yetişemeyecek gibi görünüyordu.
Fakat kalbim temizmiş herhalde, bizim festival dönemimize projenin çıkacağını ancak albümün yayınlanmasının daha ileri bir tarihte olacağını öğrenince peşini bırakmadım. Ortak tarihimizin festivalin kapanışına denk gelmesi de şahane bir sürpriz oldu. İlk seslendirilişinin İstanbul’da olacağı bu heyecan verici projede henüz saksofonun icat edilmediği dönemde yazılmış Rameau eserleri ile ABBA’nın en sevilen hit şarkılarının nasıl birbirine geçtiğini ben de izleyicilerle birlikte duyacağım. Disko Klasik kadar olmasa da bu performansın da bizi koltuklarımızda ufak ufak dans ettireceğini hayal edebiliyorum.
Disko Klasik, Dancing Queen ya da yine bu sene programdaki Gizli Bağlar gibi, klasik müziği popüler müzikle iç içe geçiren bu gibi projelere karşı geleneksel dinleyicide bir önyargı olduğunu ya da bu konserlerin “alıcısının” tamamen farklı olduğunu düşünüyor musun?
Klasik müzik dinleyicisinin büyük bir kısmının bir dilin kök dilini bilen, diğer müzik türlerini de bu kökten çıkmış diğer dil kolları gibi görüp benimseyerek dinleyen bir kitle olduğunu düşünüyorum. Yani klasik müzik Latince ise, popüler müzik ya da caz İtalyanca, İspanyolca gibi… Dolayısıyla programa dahil ettiğimiz jazzy içeriklere, geleneksel müzik projelerine, çağdaş müziğe, popüler müzikle klasiği bir araya getiren özel projelere de önyargılı değiller. Ancak bu saydığım türlere ayrıca ilgisi olan, belki de pek klasik müzik dinlemeyen izleyicilerimiz de var mutlaka. En nihayetinde farklı zevkleri ve özel ilgi alanları da olsa, festival her yaştan her kesimden temelde müziği seven ve canlı müzik dinleme tecrübesinin meftunu birçok insanı bir araya getiriyor. Bundan daha özel bir buluşma olabilir mi?

Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Son olarak, geçen yıl sana sorduğum bir soruyu aynen tekrarlayayım: İstanbul Müzik Festivali sadece klasik müziği değil İstanbul’u ve tarihî mekânlarını da keşfetmemizi sağlıyor aslında. Bu yıl programdaki mekanlar arasında ilk kez kullandıklarınız var mı? Sen İstanbul’u keşif anlamında düşündüğünde en çok hangi konser ve mekanlar için heyecanlısın?
İnanılır gibi değil ancak her yıl, daha evvel festivalde konser düzenlenmemiş en az bir mekan buluyoruz! Bu anlamda İstanbul sürprizlerle dolu bir hazine sandığı gibi, o kadar heyecan verici alanlar var ki… Mekanın tarihi, dokusu ile orada sergilenen içeriğin konuşması da önem verdiğimiz bir detay. Bu yıl Beşiktaş Deniz Müzesi ile dünyadaki simge kültür sanat kurumları ve müzelerin mimarisinde imzası olan Renzo Piano’nun tasarladığı ve geçen yıl açılan İstanbul Modern Müzesi ilk kez kullanacağımız iki festival mekanı olacak.
Beşiktaş Deniz Müzesi’nde festival temasının ilhamını veren, Türkiye-Yunanistan Mübadelesine odaklanarak Dimitris Skyllas ve Onur Türkmen’e verdiğimiz eser siparişlerinin dünya prömiyerini dinleyeceğimiz Kökler başlıklı konseri gerçekleştireceğiz. Bu konser için bu müzenin seçilmesinin bir sebebi var örneğin; iki toplum arasındaki bu yer değiştirme 3 yıl boyunca tamamen deniz yolu ile, buharlı gemilerle yapılmış. Bu önemli detaya gönderme yapmak için konseri tarihi Osmanlı kadırgalarının önünde kuracağımız sahnede kurguladık. Can Çakmur ve Alexandre Castro-Balbi’nin Beethoven’in keman ve piyano için yazdığı sonatları seslendireceği konseri de İstanbul Modern Müzesi’nde ikinci kattaki geniş galeride düzenleyeceğiz. Burada da klasikle çağdaşın yaratacağı kontrast fikrine odaklandık. Hem içerikleri hem de mekânları itibarıyla bu iki konser beni çok heyecanlandırıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İstanbul Müzik Festivali direktörü Efruz Çakırkaya ile sohbet, Cappadox'un öne çıkan isimleri, Latin Amerika canlı müzik sahnesinin yükselişi.
20 May 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.




