"Burası Yalıkavak, relax, relax!"

Mahalle: Yalıkavak. Mahalleli: Cenk & Debora. Fotoğraflar: Deniz Sabuncu.
"Burası Yalıkavak, relax, relax!"

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Debora ve Cenk, Yalıkavak'ın yaz sakinleri. Yazın gelip buranın havasından suyundan beslenen ve üretenlerden. İstanbul, Yalıkavak arasında bir yaşam. Kendilerinin yanında getirip götürdükleri bir köpekleri Godot, bir de tutkuları. Yüksek sezon müdavimlerinden ya da marinaya demirleyenlerden değiller. Yalıkavak'ı ıssız koca bir koyken ve köyken bulanlardanlar. Ondadır biraz geçmişine hasretler ama öyle eskiyi romantize edenlerden de değiller. "Ah!"ları, "Vah!"ları yok. "Burada, bugün şimdi ne üretebiliriz? İyi müzik ve iyi yemeği nasıl yan yana getiririz? Hem kendi hayalimizi ve bizi yansıtacak hem de buradan beslenecek, beslerken besleyecek ne yaratabiliriz?" gibi soruları var. "Şimdi burada oturmamıza sebep ne?" diyorum, önce Godot, dikkati üzerine çekiyor sonra Debora söze giriyor: "Ailemle yaz tatillerine geldiğimiz bir yerdi burası. 10 yıl kadar önce Yalıkavak'ın Küdür Mevkii'ne taşındık. Kışın ıssızdı, yazın şimdiki gibi seçenekler yoktu. Yalıkavak'a dair ilk anım Kavaklı Köftecisi'nin köfteleri sanırım." Marinayı şık restoranlar, büyük şehirlerdeki alışveriş merkezlerini aratmayan dükkânlar, İstanbul'da bile olmayan kopyala-yapıştır, alla-pullalar kaplamamış. "Soylulaştırma" ve "dönüşüm"ün en sert şekilde hissedildiği Yalıkavak'ta, "yeni"nin kattığı değeri konuşmak üzere buradayız. Çıldıran gayrimenkul fiyatlarını, değişen yapısını, özüne uygun olmayan marinasını, doğanın içine inşa edilen siteler, sonra.

"Yalıkavak'a geldiğimizde Yalıkavak sakin bir yerdi. Marinanın yarattığı agresif dönüşüm de yoktu. O zaman buraya bakir bir kasaba olduğu için gelmiştik; şu anki hâli olsa gelir miydik bilmiyorum. Nedeni 10 yıl önceki mahallenin ve mahallelinin hâlâ burada olması sanırım," diyor Debora, Yalıkavak'ı 10 yıl önce de bugün de "Yalıkavak" yapanın ne olduğunu sorduğumda. Cenk söze giriyor: "Burayı romantize etmiyoruz. Hatta çok daha romantik bulduğumuz kasabalar ve koylar var." Cenk'in "romantize etme" sözleri biraz düşündürüyor beni. Her mahallede her mahallelinin ağzından dökülen ilk kelimeler, o mahallenin ya da ilçenin ne kadar değişip dönüştüğüne dair. Dönüşüm, mutlak ve olağan. Mesele, dönüşümün "yönü" de değil, "nasıl" olduğu. Çoğu zaman eskinin romantizminde kayboluyoruz. O şehirde ya da mahallede yaşayanların ekonomik durumu, sezonluk bir bölgede özellikle de kış aylarında yaşanan ıssızlık, işsizlik ve terk edilmişliği — en çok da bunun etkilerini düşünmüyoruz. Pek tabii Yalıkavak için iş işten geçmiş denebilecek bir dönüşüm, soylulaştırma ve "şehirleşme" söz konusu. Bodrum'un birçok bölgesinde olduğu gibi. Peki ya başka bir dönüşüm nasıl mümkün olabilirdi?

Cenk Debensason, Debora İpekel, Godot


Zeytin ağaçlarının altında sarkazm: Ritmo Zeytino

Biraz romantize edeceğim fakat gerçekten yaratmak ve üretmek isteyen insanlarla farklı bir dönüşüm mümkün olabilir mi? Yalıkavak'ın keşmekeşinden uzakta, eski bir koltukta otururken düşünüyorum bunları. Pek mümkün. Ritmo Zeytino'dayız. Cenk ve Debora'yla, iyi müzik ve iyi yemeğin buluşma noktasında. Cenk, aslında Institut Paul Bocuse mezunu, "Elinden ne çıksa yerim," dediğimiz o şef. Son zamanlarda restoranlara danışmanlık hizmeti veriyor. Debora, Londra'da hafta içi Boiler Room'da ve hafta sonu da Sounds of the Universe isimli bir plakçıda çalışıyordu buraya gelmeden. NTS Radio ve Worldwide FM'de programları, Zel Zele Records isimli de bir plak şirketi var.

İkisinin tanışmalarından bu yana ortak hayalleri, iyi müziğin ve iyi yemeğin bir araya geldiği bir alan açmak. Mekân değil, "alan" diyorum. Çünkü müzik üreten ve sevene, yemek yapan yahut sadece özenle yiyene de iyi hissettirecek bir alan açma eyleminden bahsediyorum. Bahsediyorlar: "Londra'da Brilliant Corners isimli bir mekân var, ben de her ay orada DJ'lik yapardım. Oranın ses sistemi, müzik seçkisi ve yemeklerinden çok etkilenirdim. Cenk'le beraber olduğumuzdan beri de böyle bir hayalimiz vardı. İyi yemekle iyi müziği bir araya getirmek. Aslında hep yan yanalar ama çoğu zaman birlikte anılmıyor ve tasarlanmıyorlar. Burada Bodrum'u kaosundan uzakta, mevsimlik ve özenli bir yemek yerken çok iyi bir müzik seçkisi de dinlenebilen bir alan yaratmak istedik," diye açıklıyor yaptıklarını Debora. Cenk söze giriyor: "İki haftada bir farklı bir menü hazırlandığı için hem ekip hem misafirler için heyecan verici. Haftanın sadece üç günü açığız ama diğer günler daha deneysel ve yeni menü challenge'ı için bir aradayız mutfak ekibiyle."

E bu fantastik isim nereden? Bu sırada zeytin ağaçları altında Sun Ra'dan Lanquidity çalıyor plakta."Ritmo Zeytino ismi, tamamen saçmalarken ortaya çıktı. Bir pop-up etkinlik hayaliydi bu. 'Ritmo' müzikle ilişkisinden geldi. Zeytin ağaçlarının gölgesinden 'zeytino' eklendi sonuna." Akıldan değil kalpten geleni anlatıyor Cenk.

Cenk Debensason


Neresi burası? Neresiydi burası?

Debora'nın babaannesinin sandalyesinin üzerinde, zeytin ağacının gölgesinde sohbete oturmadan önce gezdiğim küçük taş odalar geliyor aklıma. Bugünlerde içinde Dirimart'ın galeri alanı ve Midnight'ın tasarımcılardan oluştuğu koleksiyonun sergilendiği alan olan. Yalıkavak'ta denize kuş bakışı, en renkli ve hüzünlü gün batımı noktasını kim keşfetmiş? Eskiden neresiydi burası? Gözlerimden okumuş olacak Cenk: "2013'te Karya Akademi Tasarım Vakfı olarak kullanılıyordu burası. Bütün bu gördüğün odacıklarda cam, seramik, halı ve kilim atölyeleri vardı. Daha geleneksel sanatları korumak adına yapılmış bir yerdi. Bugün kullandığımız mutfaktan da burada kalan sanatçılar için sadece kahvaltı çıkıyordu." Sonra Debora devam ediyor: "Logoyu sanatçı olan ablam çizdi (Jennifer İpekel). Burası sanatçı misafirhanesi ve stüdyosuydu, bunu yaşatmak için Dağbelen'de Tevfik'e (Karagözoğlu) yaptırdık seramik tabakları. Buranın ruhunu tüm detaylarda anlatmak istedik." Derken hem tatmamız hem de görmemiz için tabakları hazırlatmaya gidiyor Cenk.

Çarşı pazar

Şaraplar tazeleniyor. Şarap içmeyenlerin elinde Pablo'nun Satsuma isimli birası, Bodrumlu. Godot, şarabı döküyor. Eyvah! Berkok, Cenk'i ayaküstü yakalayıp Türkiye'de fine dining, pop-up yemek üzerine kısa bir sohbete giriyor. Dâhil olup "Yalıkavak'ta menüyü bu kadar sık değiştirmek seni zorluyor mu?" diye soruyorum. Burası küçük bir İstanbul da olsa her şey sınırlı sayıda ya da kaçarken doluya tutulurcasına İstanbul'dan gelen paketlerle dolu: "Pazardan alışveriş yapıyorum, bir sebzeye odaklandım mı ona uyum sağlıyorum. Salı günleri Yalıkavak pazarı var. Tüm maraton pazarla birlikte başlıyor. Esnafla da farklı bir ilişkimiz var. Akya denizden çıktığı gibi bizde. Ama takibini yapmak, bir ilişki kurmak gerekiyor bunun için. Günde bir kez 'Siparişim hazır mı?' diye sormak yetmez, sekiz kez sormak gerekiyor." sözlerinden sonra muhakkak Akkın Balık'taki Ali Abi'ye sohbete uğrayın diyor. Hay hay! Yalıkavak'taki hızlı dönüşümün ardından burada kalan ve kendi ekonomik modelini sürdüren esnaf kalmış mıdır diye düşünürken esnafın hâlâ buranın yerlisine, esas mahallelisine hizmet verdiğini öğreniyorum. Dönüşümün nasıl olduğu sorusunu tekrar gündeme getiriyorum: Cevap, Ritmo Zeytino gibi buranın toprağından, güneşinden, ağacının gölgesinden beslenen ve besleyenle mi, yoksa buraya şehri olduğu gibi taşıyanda mı?

Debora İpekel


Yalıkavak hâlâ Yalıkavak mı?

Yalıkavaklı olmak, her gün mahallenin köpeği Abuzer'le selamlaşmak demek. Düğünler hâlâ Hale, Jale, bütün mahalle — kutlamaya tüm mahalle davetli. Bazıları bir hafta bile sürüyormuş, hatta o kadar önemliymiş ki yerlilerin arsalarını satmalarının tek sebebiymiş. Marina, markalar, oteller geldi de değerlendi diye değil.  Dönüşümün olumlu yanı, esnafın hâlâ kazanması. Buranın sezonluk bir tüketim merkezi değil, 12 ay yaşam alanı olarak görülmesi. Sezon fırsatçılığının ve tüketiminin önüne geçilmesi için adımlar atmaya teşvik edilmesi. Zincir marketlerin değil; Yalıkavak Pazarı, Sosyete Manavı ve Korkmaz Manav'ın ne yiyeceğimizi söylemesi — Yalıkavak'ı hâlâ Yalıkavak yapanlar arabaya binmeden manava taşınan domatesler, Küdür Halk Plajı'nı geçtikten sonraki bakir koylarda yürüyebilmek.

Debora'ya Yalıkavak'ta gençliğine dair, marina öncesi bir anı anlat diyorum. Bugününden söz etmek istiyor: "Bizim evin önünden geçen bir minibüs var. Bir gün 34 plakalı arabadan çıkan biri minibüsün şoförüne 'Neden yol vermiyorsun?' diye bağırıyor daracık yolda, sabah saatleri. Minibüsün şoförü çıkıyor 'Burası Bodrum, relax, relax!'" Şehir oldu artık Bodrum da Yalıkavak da. Gelen bütün siniri, stresini de getiriyor — aynı mekânları ve alışkanlıkları getirdiği gibi. Bunca zamandır konuştuğumuz herkesin aklında dönüşümün nasıl olduğuna odaklanmak, romantizmi bir kenara bırakıp dönüşümün nasılını düşünmek, dönüşümde payı olan ve etkilenen herkesi aynı masa etrafında bir araya getirmek var. Yalıkavak için çok mu geç, umut var mı? Gün batıyor, Bodrum'da olduğumu da neden bu işi yaptığımı da tekrar hatırlıyorum. Bodrum'un en fantastik gün batımı seyir noktası, emin ellerde.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Yalıkavak, Cenk Debensason & Debora İpekel

Cenk ve Debora'nın peşinde Yalıkavak'tayız. İyi yemekle iyi müziği bir araya getiren Ritmo Zeytino'da buraların dönüşümü hakkında sohbetleyeceğiz: "Burası Bodrum, relax, relax!"

12 Eyl 2021

Yalıkavak

YAZARLAR

Elif Bayram

Editor-in-chief, Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR