
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
"Barcelonalı kim?" diye düşününce iki kişi canlanıyor gözümde. İlki uzun kahverengi saçlı, nötr renkler giymiş, bez ayakkabılı, omzundan bez çanta sarkan, bir eliyle bisikletini yürüten, belki burnu piercing’li, makyajsız, yirmilerinde bir kız. Büyük ihtimalle arkadaşlarıyla pazarları öğlen saatlerinde vermut içmeye gidiyor, ya da iş çıkışı köşedeki metal sandalyeli bara yürüyor. Diğer Barcelona karakteri, fötr şapkalı, takım elbiseli, hayatının ileri yaşlarında bir adam. Hafif güneş alan bakan banka oturmuş, bastonunu yanına dayamış, elinde gazetesi, arada okumasından başını kaldırıp etrafında olan bitene bakıyor.

Mimoza Cendey
Bir seneliğine (diye düşünerek) Barcelona’ya master yapmaya ve İspanyolca öğrenmeye geldim; altı seneyi geçti, buradayım. Barcelona, hem Türkiye'nin kültürünün sıcaklığını, yakınlığını hissettiriyor hem de İstanbul’daki gibi, denize sevgimi kabartıyor. Evimden bisikletle 10-15 dakikada plaja varabiliyorum. Sokağın denize açıldığı an, bunaltıcı günlerde alınan kocaman, derin bir nefes. İlkbaharda havalar biraz güzelleşmeye başladı mı, hafta sonu voleybol sezonu açılıyor; ekime kadar eve girilmiyor Barcelona’da. Deniz kenarında koşanları, paten yapanları, voleybol ve frizbi oynayanları gördükçe harekete teşvik ediyor şehir seni.
Bohem, genç ailelerin yaşamayı seçtiği Gràcia; Torre Glòries çevresinde gelişen start-up kültürüyle birlikte eski fabrikaların ortak çalışma alanlarına dönüştüğü Poblenou; kaykaycıların ve duvar sanatçılarının toplandığı, sohbet ettiği semt Raval; Barcelona’nın en iyi sokak yemeklerinin bulunduğu iddia edilen Carrer de Blai’nin geçtiği Poble-Sec’i başka yazılara, anlatılara bırakıyor, Passeig del Born’dan yürüyemeye başlıyoruz El Born’u.
Doğup büyüyeni yitik mahalle
Barcelona’nın 1900’ların başındaki fotoğraflarının sergilendiği bir sergiye gitmiştim. O kadar garip hissetmiştim ki. Dönemin kıyafetlerini kuşanmış insanları fotoğraflardan çıkardığında, sokaklar şu an yürüdüğünüzün aynısı. El Born, Barcelona’nın çok eski bir mahallesi. Tarihi yaklaşık 13. yüzyıla dayanıyor, Orta Çağ mimarisi örnekleriyle kaplı sokaklar bugün butik dükkânlara, gece tıklım tıkış dolan küçük barlara ve bir çok restorana ev sahipliği yapıyor. Ancak mimarisi, duvarları, mozaikleri, günümüze kadar korunmuş.

El Born'un renkleri
El Born’da bazı sokaklarda, köşelerde, sokak başlarında ve sonlarında, üzerinde at ve ileriyi işaret eden bir adam işareti dikkati çekiyor. Bu taştan tabela, Orta Çağ'da sokaklarda atlı arabalarla dolaşılırken yapılmış ve trafiği yönlendiriyormuş. Bazı dükkanların da kapısının hemen önünde, yerde bir plaka dikkati çekiyor, üstünde dükkânın orijinal ismi ve açılış tarihi yazıyor. Bu plakalara sahip dükkânlar, Barcelona’nın en eski dükkânları. Örneklerini Gotik mahallesinde görmek de mümkün.
Altı seneyi geçti, Barcelona’da yaşıyorum ve gerçekten geldiğimden bu yana sadece El Born’un değil ama şehir merkezinin giderek daha da çok turist aldığını ve daha çok pislendiğini gözlemliyorum. Sokaklar genellikle kötü kokuyor, özellikle pandemiden sonra artmış olan büyük bir evsizlik problemi var ne yazık ki. Mahallenin yerlileri, buradaki evlerde doğup büyümüş olanları yitik, şimdi airbnb bereketi yaşanıyor.

Fotoğraf: Yamil Doval
El Bornlu kimdir?
Barcelona’nın en sevdiğim özelliklerinden biri, lokal dükkânlarını koruyor ve onları destekliyor olması. Herkesin kendi mahallesinde tanıdığı fırını, manavı, eczanesi, kasabı var, bu da o mahalleli hissini hiç kaybetmemenizi sağlıyor. Bu tüm dönüşümüne rağmen El Born için de geçerli.
Kalabalığından ve pahalığından ötürü eski lokallerini kaybetmiş de olsa güneş alan bankların bulunduğu, ağaçlı, yeşil, tatlı meydancıkların sık sık karşına çıkacağı El Born’da ara ara geziyor; Türkiye'den bir sahibesi olan Funky Bakers’a uğruyorum; Cafes Magnifico’dan kahve, Hoffman’dan mascarpone'li kruvasan alıp bir köşede oturmaya, gelen geçeni izlemeye bayılıyorum. Passeig del Born ve Plaça de Sant Pere, insan izlemek için en keyifli yerler. Hava güneşli, ellerinde kameraları, hayranlıkla etrafına bakınarak gezen çok turist var. Aklımdan “Ay onun çantası çok açık, içinden alıverirler telefonu!” endişesi geçiyor ilk. O kadar alıştım ki hırsızlık olayına, hep en dikkat ettiğim konu genellikle o oluyor!
Bugün aklımda canlanan tipik El Born mahallelisi, çocuklarını bisikletlerinin önündeki tekerlekli kutuya koyup okula götüren expat’lar ve dövmeli, köpekli, hipster, genellikle bir evin odalarını paylaşan gençler. Etrafımda hem İspanyolca hem Katalanca hem İngilizce konuşuluyor, şahit olduğum konular başka başka tellerden çalıyor. Herkesin ortak noktası: kimse acele etmiyor. Ne gezerken ne konuşurken ne de kahvesini içerken. Her şey burada keyfini çıkararak yapılıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu haftaki sayımız haziran planlarını sorduğumuzda “Barcelona’ya gidiyorum,” ve “Primavera’dayım,” diye cevap veren o on kişiden sekizi için yayımda.
22 May 2022

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Müze biletinden akşam içilecek biraya, bavula konacak kıyafetten gün içinde kullanılacak tuvalete kadar seyahatin neredeyse her anını önceden planlamak mümkün. Popüler destinasyonların rezervasyon zorunlulukları ve seyahat uygulamaları spontane tatili giderek zorlaştırırken, genç gezginlerin %70’inden fazlası etkinliklerini ulaşım ve konaklamayla aynı anda ya da daha önce ayarlıyor. Park yerinden temiz tuvaletlere, bira bahçelerinden yürüyüş rotalarına rehber niteliğindeki seyahat uygulamalarını inceledik.

Yaz tatilleri yalnızca deniz, kum ve gün batımından ibaret değil. Kıvrımlı yolları, tepelerin ardında açılan panoramik manzaraları, tarihî yapıları, doğa koruma alanları ve sahil rotalarıyla Avrupa’nın bazı adaları, direksiyon başında yavaşlamayı sevenler için eşsiz bir keşif deneyimi sunuyor. Farklı beklentilere göre roadtrip yapmaya en uygun Avrupa adaları…

Tarih boyunca siyasi mültecilerin ve savaşın parçası olmak istemeyen entelektüellerin yuvası hâline gelen Zürih'te Fransız likörlerinden "boivre et vivre" mottosuyla yapılan kokteyllere, uluslararası biralardan absinthe'lere uzanan bir tura çıkıyoruz.

Vancouver kültürel açıdan çok yeni bir şehir fakat ağaçların tarihini düşününce ya da Hot Springs Cove’u keşfedince kültürünün çok daha eski ve doğasının her şeyin üstünde olduğu ortaya çıkıyor. İlk halkların mitlerini az da olsa takip etmek orada insana doğanın kadim bilgisinin rehber olabileceğini gösteriyor.

Türkiye'nin belki de en sevilen tatil destinasyonu Kaş, bu yıl 28-30 Ağustos'ta sekizinci kez Kaş Caz Festivali'ne ev sahipliği yapıyor. Odağına cazın evrensel dili üzerinden aidiyet, yolculuk, kültürel etkileşim ve ortak hafıza kavramlarını alan festivalin hikayesini ve Kaş'ta oluşan festival kültürünü festival direktörü Serdar Karatepe'den dinledik.



