

Kitap alışverişinden daha fazlası: tamadres
Pandemiyle büyüyen e-ticaret hacmi, kitap alışveriş sitelerinin istatistiklerine de yansıdı. Ürettikleri içeriklerle ve okurlara sunduğu ayrıcalıklarla bir kitap alışveriş sitesinin ötesine geçmeyi başaran tam adres ’in verileri, pandemi…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Kapak, bir yaratıcı zihnin diğerini tetiklediği, müzikal ve görsel fikirlerin birbiri etrafında dans ettiği o heyecan verici sürecin peşinde bu hafta Tame Impala ve Robert Beatty’nin Currents albümünde ortaya çıkardığı dünyaya konuk oluyor.
Kendisi de müzisyen olan, müziğin deneysel tarafında, Hair Police ve Three Legged Race projeleriyle elektronik ve noise türlerinde üretimler yapan Robert Beatty, müziğe de sanata da aynı şekilde yaklaştığını söylüyor. İşe ne yapacağını bilmeyerek başlıyor; doğaçlama ve deneyselliği benimseyerek, içgüdülerinin rehberliğinde ilerliyor. İşlerinde bir soruya yanıt bulmak için değil, o sorudan daha çok soru üretmek için çalıştığını belirten sanatçının 2015’te Tame Impala’nın Currents albümü için yaptığı tasarımlar, onu daha önce olmadığı kadar gündeme taşıyor.
Çıkış noktası: Currents tasarımının çıkış noktası, Kevin Parker’ın Beatty ile paylaştığı brief’te bulunan, Türkçede “girdap kopması” olarak adlandırılan “vortex shedding” olayı. Gaz veya sıvıların, bir objenin etrafındaki akışını anlatan bu terim, Beatty’ye bir süredir denemek istediği, optik illüzyonlu desenleri uygulama olanağı sağlıyor. Sanatçı, hazırlık aşamasında tasarımcı Franco Grignani’nin 70’lerde Penguin’in yayımladığı bilim kurgu kitapları için yaptığı kapaklarla Zdenek Ziegler ve Karel Vaca imzalı film afişlerini incelediğini söylüyor.
Tame Impala, CurrentsBilgisayardan önce nasıl yapılıyorsa öyle: Kevin Parker’a göre albümün amacı, rock dinleyicisini 80’ler synthesizer’larının 70’ler beat’lerine yakışacağına ikna etmek. Tıpkı Tame Impala’nın belirli dönemlerin sound’larını oluşturmuş enstrümanları kullanarak zamansız bir müzik yaratması gibi, Robert Beatty de eski araçlar ve teknikler kullanarak zamansız tasarımlar ortaya çıkarıyor. Dijital öncesi grafik tasarımın adımlarını izleyerek, işlerinin “bilgisayarlardan önce nasıl yapılıyorsa öyle” görünmesine çalışıyor. Tasarımları çoğunlukla “saykedelik” olarak tanımlansa da kendisi bu kelimeden pek hoşlanmıyor ve “tuhaf bir merak hissi” uyandırmaya çalıştığını söylüyor.
Merak ve müzik meselesi: Beatty’yi sanata yönelten de bu merak hissi. Çocukluğunda yaptığı tek şeyin çizmek olduğunu anlatan sanatçı, yeni bir albüm aldığında ilk olarak kapak tasarımcısına, okuduğu dergilerin sanat yönetmenlerine bakarak büyümüş. Buna rağmen Currents ile edindiği ün, onu şaşırtıyor. Çünkü hayatının büyük kısmında esas uğraşı, bir sanat okuluna gitmeden başladığı grafik tasarımdan çok müzik olmuş. Onu şimdi bulunduğu yere getiren de müzik.
Ne varsa eskilerde var: Currents albümü ve albümden çıkan single’lar için yaptığı tasarımların bu kadar ilgi görmesinin sebebi, Beatty’ye göre “eskiye gönderme yapan ama yeni bir şeyler söyleme potansiyeli de barındıran” bir duyguda olmaları. Kendisi, internetin de etkisiyle zamanın artık çok hızlı ilerlediğini, kullanılan bazı araçların potansiyeli tam olarak anlaşılamadan geride bırakıldığını düşünüyor. Elinin altında 10 yıllık bilgisayarlar ve Photoshop’un eski sürümlerini bulundurması bundan olsa gerek. Çalışma alanının yerden tavana kadar eski ses kayıt cihazları ve ıvır zıvırla dolu olduğunu anlatırken, tertemiz ve düzenli ofisleri olan insanlara şüpheyle yaklaştığını da ekliyor.
Mesleğine kendin-yap mantığıyla, bağımsız albümler için serigrafi baskı ve fotokopi kullanarak ortaya çıkardığı işlerle başlayan Beatty, artık bir parçası olduğu geleneksel müzik endüstrisinde çoğunlukla dinleyicilerin koleksiyonlarına katmak isteyeceği, aynı zamanda thumbnail olarak güzel duracak ikonik görseller üzerinde durulduğunu belirtiyor. Kendisini bu kaygılardan uzak tutmaya çalışıp, neyin iyi göründüğüne odaklandığını söyleyen sanatçı, 2017’de verdiği bir röportajda, Currents tasarımındaki yaklaşımın tüm zamanların en ikonik albüm kapaklarından biriyle paralellikler barındırdığını açıklıyor; “Tüm bu albüm kapaklarında yanlışlıkla ‘Dark Side of the Moon’u yeniden üretiyorum.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekilerden: Fantezi ile gerçeklik arasında: Anna B Savage, Robert Beatty ve Tame Impala'dan: Currents, Better Things ve annelik dertleri
16 Nis 2021

YAZARLAR

Artemis Günebakanlı
Duende müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Mesleğimiz, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz en hızlı yanıtlardan biri. Peki, “İşimi yeterince iyi yapamadım” demek ne zaman “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyor? Üç kitap eşliğinde başarıyla özdeğer arasındaki ince çizgiye, değişen ihtiyaçlarımıza ve işimize hayatımızda ayırdığımız yere bakıyoruz.

İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Brand Week İstanbul’daki söyleşisinde “Yapay zekanın bilinçaltı yok” diyerek yapay zekanın insan yaratıcılığının yerini bütünüyle alamayacağını savundu. Peki, insanı farklı kılan bilinçdışı süreçlerin varlığı mı, yoksa bedenli, ilişkisel, utançla yüklü, geri döndürülemez bir hayat tortusu mu?

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.




