Akran zorbalığının sessiz tanıkları: Şiddeti izleyenleri harekete geçmeye nasıl teşvik edebiliriz?

Okullarda yükselen şiddet son günlerde en çok konuştuğumuz gündem maddelerinden. Öte yandan şiddetin fail ve mağdur dışında bir aktörü daha var: İzleyenler. İzleyenleri nasıl güçlendirip aktif savunuculara/destekçilere dönüştürebileceğimiz üzerine daha fazla kafa yormamız gerekiyor. Ve belki de en kritik soru şu: Çocuklara sessiz kalmayı mı öğretiyoruz, yoksa haksızlık karşısında birbirlerinin yanında durmayı mı?
Akran zorbalığının sessiz tanıkları: Şiddeti izleyenleri harekete geçmeye nasıl teşvik edebiliriz?

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Son günlerde öne çıkan gündemlerimizden biri de okullarda yükselen şiddet oldu. Akran zorbalığı bu şiddetin biçimlerinden biri. 

  • Zorbalık, bir kişi ya da grubun, kendisinden güçsüz gördüğü bir kişi ya da grup üzerinde sistemli baskısıdır. Zarar verme, dışlama, korkutma ya da aşağılama gibi farklı biçimlerde ortaya çıkabilir.

Kaba davranıştan, münferit gerilimlerden farklı olarak, zorbalığın üç temel göstergesi vardır: Fiziksel, sosyal, ekonomik, yaş, statü ya da sayısal üstünlük gibi durumlardan beslenen güç eşitsizliği; karşı tarafı incitme, sindirme, küçük düşürme ya da kontrol etme niyetiyle ortaya çıkan kasıt ve kalıcılaşan bir hasar vermeye yönelen bir süreklilik ve tekrar.

Zorba, gücü, konumu ya da avantajını kullanarak başka biri üzerinde baskı kuran, korkutan, küçümseyen, dışlayan ya da zarar görmesine neden olan kişidir. Bunu fiziksel şiddetle, sözle, alayla, tehditle, dedikoduyla, sosyal dışlamayla ya da dijital ortamda yapabilir. Mağdur, zorbalığa maruz kalandır. Zarar gören, hedef hâline getirilen, aşağılanan, dışlanan, korkutulan ya da kendini savunmakta zorlanan kişidir. Mağduriyet sadece fiziksel zarar ile değil, duygusal, sosyal ve psikolojik etkilerle de oluşur.

Akran zorbalığı çoğu zaman iki kişi arasında yaşanan bir sorun gibi düşünülür. Oysa zorbalığın tarafları arasında üçüncü bir grup daha vardır. Literatürde bu kişiler “bystander” (izleyen / seyreden / seyirci) kavramı ile ifade edilir.

İzleyen, zorbalığa doğrudan katılmayan ama tanık olan kişidir. İzleyen kişi sessiz kalabilir, zorbalığı onaylayabilir, gülebilir, görmezden gelebilir ya da mağduru destekleyebilir. 

İzleyen olmak tarafsızlık değildir

Bu nedenle akran zorbalığını anlamak için yalnızca zorbalık yapan ve zorbalığa uğrayan öğrencilere odaklanmak yetmez. Zorbalığın yaşandığı sosyal ortamda bulunan ve olaya doğrudan müdahil olmayan öğrencilere, yani sürecin önemli aktörlerinden biri olan izleyenlere de odaklanmak gerekir

  • Zorbalık üzerine yapılan araştırmalar, izleyenlerin davranışlarının zorbalığın sürmesi veya sona ermesi üzerinde önemli bir etkisi olduğunu gösterir.

Okul ortamında izleyenler çoğu zaman zorbalığa doğrudan katılmazlar. Oysa zorbalık durumunda pasif kalmak da bir mesaj üretirZorbalık eylemini izleyen fakat müdahale etmeyenlerin bu pasifliği, zorbalık yapan öğrenci tarafından bir tür sessiz onay olarak algılanabilir. Bu durum zorbalık yapanın davranışını olağanlaştırabilir veya güçlendirebilir. 

Dolayısıyla zorbalık bağlamında izleyenlerin tavrı yalnızca “müdahale etmek” veya “etmemek” şeklinde iki uçlu bir davranıştan ibaret değildir. İzleyenin sessizliğinin ürettiği mesaj zorbalığın devam etmesine katkıda bulunabilir. Eşit olmayanlar arasındaki bir gerilimde tarafsız kalmak güçlüden yana sonuç üretir.

İzleyenler homojen bir grup değildir

Bystander kavramı sosyal psikolojide daha geniş bir bağlamda ele alınmıştır. Özellikle toplumsal şiddet ve kitlesel suçlara ilişkin çalışmalar, şiddet olaylarında farklı rollerin bulunduğunu gösterir. Bu bağlamda toplumsal şiddet olaylarında failler, mağdurlar, yardım edenler ve izleyenler gibi farklı roller ortaya çıkar. 

  • Tarihsel olarak, kitlesel şiddet ve soykırım çalışmalarında da benzer bir rol dağılımını görürüz. Bu tür olaylarda yalnızca aktif failler değil, aynı zamanda olaylara müdahale etmeyen geniş bir izleyici kitlesi de bulunur. Bu durum, izleyen rolünün aynı zamanda toplumsal bir olgu olduğunu gösterir.

Okul ortamındaki akran zorbalığında da benzer bir rol çeşitliliği vardır. Burada da izleyenleri tek tip bir grup olarak değerlendirmek doğru değildir. Bystander çalışmalarında izleyenler genellikle farklı alt kategorilere ayrılır: Aralarında zorbalığı teşvik eden izleyenler, pasif izleyenler ve zorbalığa uğrayanı savunan izleyenler yer alır. 

Bu yazının odağında özellikle pasif izleyen rolü var. Pasif izleyeni, zorbalığa tanık olan ancak herhangi bir müdahalede bulunmayan öğrenci olarak tanımlayabiliriz. Okullarda bu rol oldukça yaygındır. Bu öğrenciler çoğu zaman zorbalığı onaylamazlar ancak çeşitli nedenlerle müdahale etmekten kaçınırlar. Bu kaçınmanın nedenleri arasında sosyal baskı, dışlanma korkusu, güç dengesi, zorbalığın kendine yönelme korkusu, sorumluluğun başkalarına ait olduğunu düşünme veya ne yapılması gerektiğini bilememe gibi etkenler yer alabilir.

İzleyen etkisi” ve sorumluluğun dağılması

Bu noktada önemli bir kavram olan “izleyen etkisi” de (bystander effect) açıklayıcıdır. Bystander effect, bir olaya tanık olan kişi sayısı arttıkça bireylerin müdahale etme olasılığının azalmasını ifade eder. İnsanlar bir durum karşısında başka izleyenlerin de bulunduğunu gördüklerinde sorumluluğun başkaları tarafından üstlenileceğini düşünebilirler. Kişi “Bu kadar insan var, nasılsa biri sorumluluk alır” ya da “Kimse öne çıkmadığına göre ben de karışmamalıyım” diye düşünür. 

  • Bu durum “sorumluluğun dağılması” olarak da açıklanır. Okul ortamlarında zorbalık olaylarının çoğu zaman kalabalık öğrenci grupları içinde yaşanması bu etkinin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Böyle durumlarda öğrenciler zorbalığa karşı çıkmak yerine sessiz kalmayı tercih edebilirler.

Dolayısıyla pasif izleyen davranışı çoğu zaman yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda sosyal ortam tarafından şekillenen bir davranıştır.

İzleyen rolünün önemli bir özelliği de sabit olmamasıdır. Okul ortamında öğrenciler farklı zamanlarda farklı roller üstlenebilirler. Bir öğrenci bazı durumlarda zorbalığa uğrayabilir, başka bir durumda zorbalık yapabilir veya bir başka olayda yalnızca izleyen konumunda bulunabilir. Bu nedenle zorbalık yapan, zorbalığa uğrayan ve izleyen rolleri çoğu zaman birbirinden tamamen ayrılmış kategoriler değildir; aksine birbirleriyle iç içe geçebilen roller olarak değerlendirilebilir.

Öğretmenler de izleyen olabilir

Okullarda zorbalık söz konusu olduğunda izleyen rolü yalnızca öğrencilerle sınırlı değildir. Öğretmenler de zorbalık olaylarının izleyeni olabilir. Zorbalık davranışları her zaman öğretmenlerin doğrudan görebileceği ortamlarda yaşanmaz. Bazen sınıf içinde örtük biçimde, bazen koridorlarda, bazen de dijital ortamlarda ortaya çıkar. 

Bununla birlikte bazı durumlarda öğretmenler zorbalığı fark etseler bile bunu öğrenciler arasındaki sıradan bir anlaşmazlık olarak yorumlayabilir veya müdahale etmenin durumu daha da büyüteceğini düşünebilirler. Bu tür durumlarda öğretmenin pasif kalması zorbalık davranışını doğrudan etkiler ve onu izleyenler arasına dahil eder. 

Okul iklimi neden belirleyicidir?

Okul iklimi, zorbalık davranışlarının ortaya çıkmasında ve sürmesinde önemli bir rol oynar. Yirmi yıldır okullarda çalışan bir eğitimciyim. Bu süre zarfında yetişkinlerin müdahalesinin ne kadar belirleyici olduğuna defalarca tanık oldum. Bazen tek bir öğretmenin açık ve net bir tavır alması bile sınıfın ve okulun dinamiğini değiştirebilir. Öğrenciler okul ortamındaki yetişkinlerin tutumlarını dikkatle gözlemler, bu tutumlardan güçlü mesajlar çıkarırlar. 

Öğrencilerin kendilerini güvende hissettikleri, zorbalık davranışlarının görmezden gelinmediği, rehberlik hizmetlerinin sağlıklı işlediği ve öğrenciler ile öğretmenler arasında iletişim kanallarının açık olduğu bir okul ortamı, zorbalıkla mücadelede belirleyici bir rol oynar. 

Böyle bir ortamda öğrenciler yaşadıkları sorunları paylaşabileceklerini ve destek bulabileceklerini bilirler. Buna karşılık zorbalığın görmezden gelindiği veya sessizlik kültürünün hâkim olduğu okul ortamlarında izleyenlerin pasif kalma olasılığı artabilir. Bu nedenle zorbalıkla mücadele yalnızca bireysel davranışları değiştirmeyi değil, aynı zamanda okul iklimini dönüştürmeyi de gerektirir çünkü zorbalık sadece mağdura değil tüm öğrencilere bir korku iklimi yaratarak zarar verir.

Okulun ötesi: Çevrimiçi ortamlar

Akran zorbalığı günümüzde yalnızca okul koridorlarında veya sınıflarda yaşanmıyor, konunun bir de siber zorbalık boyutu var. 

  • Siber zorbalık dijital ortamlarda yaşanan, başkalarına düşmanca ya da zarar vermeyi amaçlayan, tekrarlanan mesaj iletme davranışları olarak tanımlanır. Sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları veya çevrimiçi oyunlar üzerinden hayata geçirilen siber zorbalık davranışları okul dışında ortaya çıksa da etkileri çoğu zaman okul ortamına taşınır. 

Aslında burada da karmaşık bir yapıdan bahsediyoruz. Okul ortamında başlayan zorbalık dijital bir ortama taşınabilir ya da tam tersi olabilir. Bu nedenle siber zorbalık ile akran zorbalığı çoğu zaman birbirinden tamamen ayrı değil, birbirinden beslenen süreçler olarak görülmeli. 

Siber zorbalıkta da izleyenler aktif bir rol oynuyor. Yalnız önemli bir fark olarak şunu ekleyelim: Dijital ortamda saldırganlık/aşağılama içeren mesaj kalıcıdır. Dolayısıyla etkisi ve izleyenlerin pozisyonu ile ilgili konuya özel bir sorun çözme yaklaşımına ihtiyacımız var.

Zorbalıkla mücadelede izleyenleri güçlendirmek

Zorbalıkla mücadelede uzun süredir yaygın olan yaklaşım, zorbalığa uğrayan öğrenciyi güçlendirmeye odaklanmaktır. Bu yaklaşım elbette önemli ve etkilidir. Ancak zorbalığı önlemek için yalnızca zorbalığa uğrayan öğrenciyi güçlendirmek yeterli olamaz. Akran zorbalığı çok aktörlü bir sosyal süreçtir ve izleyen rolü bu sürecin önemli bir parçasıdır. 

  • Bu yüzden kritik konulardan biri izleyenleri güçlendirmektir. Mağdurun yanında durmak, destek aramak, bir yetişkine haber vermek gibi pek farklı destek yolları var. 

Okullarda öğrencileri duyarlı ve bir ortak değerler topluluğunun parçası olan özneler olarak düşünmeliyiz. Okullarda sosyal-duygusal becerilere daha fazla odaklanılmalı. Örneğin empati becerisinin geliştirilmesi zorbalığa karşı durmanın temel taşlarından biridir. Çünkü empati yalnızca bir duygu değil, aynı zamanda sorumluluk alma kapasitesidir. 

Diğer yandan öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri kanalların oluşturulması da çok önemli. Akademik yük, öğrencileri çoğu zaman sıkıştırsa da sanat, müzik, spor ve topluluk aktiviteleriyle haşır neşir olmak hem kişisel gelişimlerini destekler hem de toplumsal sorumluluk bilincini güçlendirir.

Zorbalıkla mücadele yalnızca iyi niyetli bir farkındalık meselesi değildir. Bu kavrayışın kurumsal mekanizmalara dönüşmesi gerekir. Okullarda eğitimcilerin ve öğrencilerin birlikte hazırladığı açık politikalar, yazılı yönergeler ve bu süreci izleyen bir komisyon, zorbalıkla mücadeleyi somut ve sürdürülebilir hâle getirebilir.

İzleyenleri nasıl güçlendirip aktif savunuculara/destekçilere dönüştürebileceğimiz üzerine de daha fazla kafa yormamız gerekiyor. Ve belki de en kritik soru şu: Çocuklara sessiz kalmayı mı öğretiyoruz, yoksa haksızlık karşısında birbirlerinin yanında durmayı mı?

Birkaç kaynak önerisi:

  • Barbara Coloroso. (2003). The Bully, the Bullied, and the Bystander. New York: HarperCollins.
  • Christina Salmivalli, Kirsti Lagerspetz, Kaj Björkqvist, Karin Österman, & Ari Kaukiainen. (1996). Bullying as a group process: Participant roles and their relations to social status within the group. Aggressive Behavior.
  • Joshua R. Polanin & Dorothy L. Espelage. (2020). Bystanders in bullying: Introduction to the special issue. Journal of School Psychology.
  • Xiaowei Chu, Nannan Zhou, Cuiying Fan, & Marilyn Campbell. (2024). Bystander behavior in traditional bullying and cyberbullying: characteristics, antecedents, outcomes, and interventions. Frontiers in Psychology
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Ayşe Alan

Çeşitli okullarda tarih öğretmenliği, bölüm başkanlığı ve idareciliğin yanı sıra İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Merkezi’nde (SEÇBİR) proje koordinatörü olarak çalıştı. Tarih Vakfı “20.yy Dünya ve Türkiye Tarihi Öğretmen Kılavuz Kitabı”, Eğitim Reformu Girişimi “Düşünme Eğitimi İçin Öğretmen Kılavuz Kitabı” ve Bilgi Üniversitesi Yayınları “Ayrımcılık: Örnek Ders Uygulamaları” kitaplarının yazarlarından.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?
AngstAngst

HİKAYE

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?

Deniz Aytekin

·

03 Tem 2026

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?