🪱 Albüm İncelemesi: HMLTD, The Worm

HMLTD ve içinde yaşadığımız, içimizde yaşattığımız solucanlar
🪱 Albüm İncelemesi: HMLTD, The Worm

21 Nisan - The Irish Spirit - Duende
The Irish Spirit ile birlikte

Duende X Kadıköy Sineması X The Irish Spirit : Başrol Müzik

Duende ’nin “Müziğin sesini açmakla kalmayıp, müziği seyre dalma zamanı…” diyerek seni Kadıköy Sineması ’nın kırmızı koltuklarına davet ettiği Başrol Müzik film gösterim serisi, şimdi yanına The Irish Spirit ’i de alarak rotasını gelecek…

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Albüm: HMLTD, The Worm

Süre: 41 dakika

Plak şirketi: Lucky Number Records

Yayın tarihi: 7 Nisan 2023

Batı öldü ve şafakta bir savaş göründü

HMLTD ya da Happy Meal LTD, 2016 yılında bir dizi tekli yayımlayarak başladıkları müzikal yolculuklarında ilk albüm denemelerini 2018'de yayımlanan Hate Music Last Time Delete kısaçalarlarıyla yaptı. Drag queen personalarından yansıyan göz alıcı görünümleriyle glam müziğinin punk, art pop ve synthpop janrlarıyla dirsek temasına giren modern bir temsili olarak adını öne çıkardı.

Öte yandan HMLTD, drag queen görsel-kültürünü sahiplenen heteroseksüel erkek müzisyenler olarak kuir mirasını istismar etmek, onu salt bir gösterişçilikle basitleştirmek ve dahasıyla eleştirildi. Vice'ın müzik yayını Noisey'de "HMLTD Kuirlik Turistleri mi Yoksa Gitar Müziğinin En Büyük Umudu mu?" yazısıyla merceğe alınan grup, müziklerini görsel kimliklerinden bağımsız ele alınamaz hâle getiren bir ikiliğin içine sıkıştı.

Lucky Number plak şirketi etiketiyle yayımladıkları ilk albüm West of Eden (2020) ise grubun bu ikiliğin dışına taşan ve "patriarkaya içkin olan toksik erilliğe alternatif olmak üzere" üretilmiş janrlar arası görkemli bir müzikal deneyimdi. HMLTD'nin glamour'unun noksan olmadığı, punk'ın alt türü birçok müziğin de grubun ses denklemine girdiği West of Eden, Batı'nın ölümüyle başlayan ve bir savaşın/mücadelenin yaklaşmakta olduğunu duyuran bir albümdü. İşte o yaklaşmakta olan mücadele, grubun kataloğunun açık ara en iyisi olduğunu düşündüğüm The Worm albümünde ve onun alegorik hikâye anlatıcılığında vuku buldu.

Rüyalarla gerçeklerin, Ortaçağ'la modern zamanların, feodaliteyle kapitalizmin geçişkenliklerinde akışkanlıklar yaratan; tasvir ettiği distopik evrenin kolektif karanlığından ve geleceksizliğinden bireysel aydınlıklara ve özgürlüğe yelken açan The Worm'un yapımcılığını grubun temel yaratıcı gücü Henry Spychalski ve arkadaşları Achilleas Sarantaris, Saigon Fury ve Seth Evans gerçekleştirdi. Geniş bir gospel korosu ve 16 kişilik bir yaylılar orkestrasının da içinde olduğu 47 müzisyeni işe koşturan, toplamda da 11 ismin yaratıcı müzik yazarlığını bir araya getiren albüm, (kapağından da anlaşılacağı üzere) insanlıkla hilkat garibesi amansız bir Solucan'ın karşı karşıya geldiği konsept bir kıssa.  

HMLTD, The Worm

İçinde yaşadığımız, içimizde yaşattığımız solucanlar

Dev bir Solucan Ortaçağ İngiltere'sini ele geçirdi ve Henry Spychalski'nin absürt, apokaliptik ve savaş dolu rüyası gerçeğe dönüştü. 

Rüya diyorum zira The Worm, Spychalski'ye anakronik ve alegorik bir hikâye yazdıran bir rüyadan esinlenerek ayyuka çıktı. Albümün giriş şarkısı Worm's Dream'de tabir edilen ve ortasına fırlatıp atıldığımız distopik bir enkaz yığını, bizi insanların karnından çıkarak hayatta kalmanın bir yolunu düşündükleri o pembe şeyle, Solucan'la karşı karşıya bıraktı. Ve Solucan, albümün etrafında kurulduğu; hem müzikal hem de anlatısal anlamda karanlıkla aydınlık, sessizlikle gürültü, endişeyle dinginlik arasında mekik dokuyan bir hikâyenin başrolü hâline geldi.

The Worm, Londra'nın alternatif ve niş gitar sahnesine sıkıştırılan, glam punk/art punk etiketleriyle tanımlanabilir kılınan HMLTD'nin müzik kataloğunundan öngöremediğim bir şekilde ayrıştı. Bunda, girişte değindiğim ve bir Solucan'ı merkezine alan, albümün 9 şarkısı ve 41 dakikalık süresi boyunca anlatılan metaforik öyküsü kadar; bu öyküye eşlik eden ve grubun daha önce hiç keşfetmediği müzikal alanlara ve kahramanlara uzanması da etkili oldu. 

İyi de, nedir bu Solucan?

Kuruluşlarından bu yana Batı dünyasında kristalize olan kapitalist, patriyarkal, bireyleri kolektif uzamlardan izole eden toplum şartlarıyla dertli olan HMLTD, bir parçası oldukları (ve olduğumuz) gerçekliği karşılarına aldı ve müziklerini janrların kısıtlayıcılığından kurtardı. The Worm'un içinde yaşadığımızı, içimizde yaşattığımızı ilan ettiği Solucan metaforunun -muhtemelen- simgelediği ve Demokles'in kılıcı gibi tepemizde dikilen mefhum, Henry Spychalski'nin albüm hakkındaki şu sözleriyle aydınlığa kavuştu:

"Bize anskiyetin ve depresyonun yalnızca maddi ve biyolojik olduğu, doğru tedaviyle sökülüp atılabilecek parazit bir solucan olduğu anlatıldı. Sanıyorum ki bizi kuşatan dünyayı yansıtan şartlar da bunlar: Çok daha büyük bir Solucan'ın içimizde yarattığı koloniler; yani kaçışı olmayan kapitalist gerçekliğin ve onun yarattığı yaklaşmakta olan kıyametin yol açtığı psikolojik tahribat." 

HMLTD, son albümlerinde müziklerini tasarladıkları sıra dışı ve ürkünç sinematik evrenlerine bir soundtrack olarak kullandı. Günümüzün kapitalist alternatifsizliğinin buhranlarını kimi zaman kolektif bir boyutta, kimi zaman da bireysel bir münzevilikte yaşayan grup, kısa bir film tanında dinlenebilecek albümlerinde odağa taşıdıkları kıyamet (ve nihayetinde kurtuluşu hayal etmeyi salık veren anlatılarının) pasajlarına müzikal esinlerin çok renkliliğini sığdırdı. The Worm'un Solucan masalı, HMLTD'yi janrların jenerik ses ipuçlarıyla değil, kelimerin tasvir ettiği zaman-mekânların çevre sesleriyle buluşturdu.

Atonal free jazz'dan minimal piyano baladlarına, yaylılar orkestrasının barok pop'undan rock'ın operasının debdebeli vokal performanslarına, gospel korolarının soul'undan kilise organlarının ulviliğine genişleyen ses paletiyle albüm; içimizdeki solucanı, solucanın içindeki bizlerle yüzleştirdiği yolculuğunda inişli-çıkışlı bir müzikal deneyim vadetti. Yok oluşla kurtuluş, karanlıkla aydınlık, feodalizmle kapitalizm, kolektiflikle bireysellik durakları arasındaki seyahat, HMLTD'nin yalnızca alelalede bir gitar grubu değil; fikir beyan etmekten ve taraf olmaktan kaçınmayan komüniter bir müzik deneyi olduğunu ortaya koydu.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

🎤 Gizemleri ve çalkantılarıyla Frank Ocean, Lukas Dhont’un büyüme sancılarıyla Close

Frank Ocean'ın gizemler, çalkantılar ve projelerle dolu günceline dair sorgulamalar, Lukas Dhont’un büyüme sancısı Close, solucanlarla yüzleşen HMLTD'nin son albümü The Worm.

21 Nis 2023

The Irish Spirit ile birlikte
Fotoğraf: Loren Wohl

YAZARLAR

Koray Soylu

Editor @ Aposto

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar