58 yıldır ulusal sinema nasıl destekleniyor?


Yeni dünyaları keşfetmek için Accessland hazır, peki ya siz? Günümüzün en önemli sorunlarından biri enformasyon ve içerik evreninde boğulmak desek sanıyoruz ki Duende okuyucuları bize hak verecektir. Peki bu evrende kaybolup gitmek istemiyorsak ve kaliteli içerikle, yetkin içerik üreticileri aracılığıyla buluşmak istiyorsak ne yapmalıyız? Üstelik dileyenleri de içerik üreticisine dönüştüren bir pazar yeri var desek ne dersiniz? Bu sorunun cevabı yepyeni bir dijital içerik pazar yeri olan Accessland’le tanışmak diyor ve sizi bu satırların devamını okumaya davet ediyoruz. Nedir? Dijital dünyada yer edinmek isteyen herkese ihtiyaçları olan tüm araçları sunan Accessland ; herhangi bir konudaki yetenek, tecrübe ve bilgileri keşfetmek isteyenlerle bu konularda uzman içerik üreticilerini etkileşimli canlı ve kayıtlı yayınlarda bir araya getiren yeni nesil bir içerik platformu. İster kendi işinizi yapın, isterseniz bir şirket, atölye veya gösteri merkezi olun, Accessland sahip olduğu özellikler ve sunduğu hizmetler ile herkesin işini dijitale taşımasını/dijital transformasyonunu kolaylaştıran bir platform. Nasıl kullanırım? İçeriklere www.accessland.live veya IOS Android uygulama mağazalarından Accessland uygulamasını indirerek ulaşabilirsiniz. Sevdiğiniz içerikleri keşfedip, farklı alanlarda bilgi, tecrübe ve yeteneğe sahip içerik üreticileriyle buluşmak için Accessland’e kayıt olduktan sonra tek yapmak gereken içeriği sepete ekleyip ödemeyi gerçekleştirmek. Nasıl içerik üreticisi olurum? Accessland’e kayıt olduktan sonra “İçerik üreticisi ol” butonuna tıklayıp formu doldurman yeterli. İçerik üreticileri ister canlı ister kayıttan ister video ister sesli içeriklerini kendileri tarafından belirlenen fiyat ve tarihlerde satışa çıkarabiliyor. Kendi içerik işini kurmak, dijital dükkanını açarak kazanmaya başlaman için gerekli tüm araçlarsa Accessland’de seni bekliyor. Neler var? Sanattan müziğe, danstan gösterilere kadar ilginizi çeken her alanda kaliteli içeriği kullanıcılarıyla buluşturan Accessland’de, özellikle Duende okuyucularının ilgisini çekeceğine inandığımız içerikleri şöyle sıralamak isteriz; Atılgan Gümüş'le Müzikal Terapi Kıvılcım Şengül'le Çocuklar İçin Sanat Terapisi Yiğitcan Kesendere'yle Başlangıç Seviye Keman Dersi Accessland'in içeriklerini keşfetmek ya da yeni deneyimler sunan bu platformda bir içerik üreticisi olmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
58. Antalya Altın Portakal Film Festivali, 2-9 Ekim tarihleri arasında düzenleniyor. Festival Yönetmeni Ahmet Boyacıoğlu, uzun yıllardır Türkiye sinemasının kalbinin attığı Ulusal Yarışma ve bu yılki festivalle, Festival Sanat Yönetmeni Başak Emre'yse Uluslararası Yarışma'yla ilgili sorularımızı yanıtladı.

Ahmet Boyacıoğlu ve Başak Emre
Bu yılki Ulusal Yarışma’da yer alan filmler arasında ne gibi ortak temalar dikkat çekiyor?
Ahmet Boyacıoğlu: Bu yıl Ulusal Yarışma’da yer alan 10 filmden 5 tanesi İstanbul’da, biri Ankara’da, 4 tanesi de Anadolu’nun küçük kent ve kasabalarında geçiyor. Devlet mallarının haraç-mezat satılmasına karşı savaşan bir müdür, bir yatılı bölge okulunda hastalanan öğrencinin bir türlü hastaneye götürülememesi sonucu gelişen olaylar, İstanbul’daki apartman dairesinde duyduğu kedi sesi nedeniyle hayatı değişen genç bir kadın ya da dindar bir aileden gelen genç adamın vicdan muhasebesi... Yarışmada değişik konuları içeren ve farklı mekânlarda geçen filmler yer alacak. Taşrada geçen filmler genellikle düşük bir bütçeyle film yapmak durumundaki genç yönetmenlerin yazdığı hikâyelerle ortaya çıkıyor. Ancak Ulusal Uzun Metraj Yarışma’da yer alan ve taşrada geçen filmlerimiz bu genellemeye pek uymuyor.
Antalya Altın Portakal Film Festivali Türkiye’nin en köklü film festivali. Türkiye sinemasının geçmişiyle ve temsiliyle ilgili bağları sağlam tutmak adına festivali organize ederken nelere dikkat ediyorsunuz?
A.B.: 58 yıllık Altın Portakal’ın Türkiye’nin en köklü festivali olduğu doğru. Ancak 1960’larda yaşamıyoruz, benim çok önem ve değer verdiğim Yeşilçam sineması artık yok. Berlin, Cannes ve Venedik gibi dünyanın en önemli festivallerine baktığımızda son on yılda büyük değişiklikler yaşadıklarını görüyoruz.
Festivaller her ne kadar “uluslararası” olarak nitelenseler de kendi ülkelerinin filmlerine daha fazla yer vermeye başladılar. Kanımca her festivalin artık en önemli görevi kendi ülkesinin filmlerini öne çıkarmak ve tanıtımını yapmak. Altın Portakal, zaten başladığı ilk günden beri ulusal sinemaya ağırlık veren bir festival olduğundan bu geleneği en iyi şekilde sürdürmeye çalışıyoruz. Diğer yandan Uluslararası Yarışma'yla festivalin yurt dışında da tanınması için çaba harcıyoruz.
Fiziksel festivalleri, yüz yüze festival deneyimini hepimiz özledik. Bu yıl nasıl bir festival deneyimi bekliyor izleyiciyi Antalya’da?
A.B.: Geçen yıl pandemiyle yeni tanışmıştık. O yüzden hızlıca en akılcı çözümü bulmaya çalıştık ve salonlarımızı açık havaya taşıdık. Bu yıl umudumuz normale dönmekti ancak pandeminin geldiği nokta nedeniyle yine çok dikkatli davranıyoruz. Gösterimler bu yıl da "Yıldızların Altında" adını verdiğimiz üç açık hava sinemasında gerçekleşecek. Tabii ki bu salon da yarı kapasiteyle kullanılacak, iki doz aşı ve HES kontrolleri yapılacak.
Bu yılki Uluslararası Yarışma’da yer alan filmler arasında ne gibi ortak temalar dikkat çekiyor?
Başak Emre: 58. Antalya Altın Portakal Festivali Uluslararası Yarışma bölümünde öne çıkan temaların başında gençlerin karşılaştığı sorunlar ve yaşadıkları kaygılar yer alıyor. Pandemi döneminde İtalya’yı karış karış dolaşarak 15-20 yaş arası gençlerle konuşan yönetmenler Pietro Marcello, Francesco Munzi ve Alice Rohrwacher, onların duydukları endişelerin, gelecek beklentilerinin önüne geçtiğini gösteriyor.
Gelecek'te konuşan gençler, tüm sorunlara rağmen meselelere serinkanlı yaklaşımlarıyla seyirciye umut veriyor. Seçkide yer alan Aile ve Tel Örgüdeki Delik, koşulların zorlamasıyla bir araya gelmiş gençleri konu ediniyor. Auoro, Libertad ve Yolculuk filmlerinin odaklandığı konuysa gençler arasındaki yakın dostluk, aile bağları ve yetişkinliğe geçiş. Üç filmde de gençler ergenlikten yetişkinliğe doğru adım atarken farklı zorluklarla sınanıyor.
Ele alınan konular küresel sorunlara, ortak kaygılara işaret ediyor mu?
B.E.: Yarışmadaki filmlerin özellikle gençlerin sorunlarına ve kutuplaşmanın gölgesindeki ilişkilere değindiğini belirttim. Elbette söz konusu 10 film, bu esas temaların arka planında günümüzün önemli sorunlarına da vurgu yapıyor. Bunların başında gelen 4. Sokaktaki Pansiyon, Yolculuk, Libertad’ın yanı sıra Ali ve Ava’da göze çarpan göç ve mültecilik sorunu var. Tel Örgüdeki Delik ve Yolculuk, dünyayı saran baskıcı yönetimlerin ortaya çıkışını ve yol açtıkları yıkımı sorguluyor. Seçkideki filmlerin birçoğu, gençlere nasıl bir dünya bıraktığımızı bizlere yeniden düşündürtüyor.
Uluslararası Yarışma Jüri başkanı olarak Dorota Kędzierzawska nasıl belirlendi? Yönetmenin filmografisi ve vizyonu sizin için ne ifade ediyor?
B.E.: Antalya Altın Portakal Film Festivali, sinema sektöründe toplumsal cinsiyet eşitliğini hedefleyen 5050×2020 Taahhüdü'nü Türkiye’de imzalayan ilk festivallerden biri. Yalnızca çalışanlar arasında değil, seçilen filmlerden jürinin oluşumuna her alanda cinsiyet eşitliğini amaçlıyor. Bu nedenle 2021’de Uluslararası Yarışma jürisine bir kadın sinemacının başkanlık etmesini hedefledik. Dorota Kędzierzawska, erkeklerin egemenliğindeki sinema sektöründe yaklaşık 40 yıldır çalışan bir sanatçı. Uzun kariyeri boyunca yarattığı güçlü kadın karakterlerle de dünyanın dört bir yanından insanlara ilham vermiş bir isim.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ekimin festival ruhu Duende'de. Gündemimizde 58. Altın Portakal Film Festivali ve Sónar Istanbul var.
01 Eki 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.




