Arlo Parks'la ilham, sükunet ve çiçekler üzerine


Dünya Vertigo Farkındalık Haftası’nda “Vertigoya Yön Ver” Uluslararası Vestibüler Derneği , Dünya Vertigo Farkındalık Haftası ’nda “Vertigoya Yön Ver” diyerek hastalığa dikkat çekiyor. Neden önemli? Denge sorunu ve baş dönmesi şikayetiyle ortaya çıkan vertigo, kişinin yaşam kalitesini %80 oranında düşürüyor. Uluslararası Vestibüler Derneği , “Vertigoya Yön Ver” diyerek baş dönmesi yapan hastalıkların önceliklerinin nasıl değiştiğine değiniyor. Her geçen gün hayata daha çok dahil olan yeni yaşam ve çalışma koşulları, yıkıcı hızıyla sağlığı da tehdit ediyor. Yoğun yaşam koşulları, vertigoyu tetikliyor. İlerleyen yaşta riskin yükseldiği vertigo, bu noktada çalışan verimini düşürüyor, hatta işlerinden ayrılmalarına sebep olabiliyor. Doğru tanı ile tedavi mümkün: Uluslararası Vestibüler Derneği yaşam kalitesini önemli şekilde düşüren vertigo bulgusunun doğru tanı ile tedavi edilebildiğinin altını çiziyor. Bu nedenle “Vertigoya Yön Ver” çağrısında bulunduğu farkındalık kampanyasıyla toplumu bilgilendirmeyi amaçlıyor. Uluslararası Vestibüler Derneği : Dernek, Türkiye’de baş dönmesi ve iç kulak yapılardaki anomali ve hastalıkları incelemenin yanı sıra bu hastalıkların medikal ve cerrahi tedavisi, rehabilitasyonu ve önlenmesiyle ilgili araştırmalar yapmak ve tıp pratiğini yönlendirmek amacıyla 2017’de kuruldu.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Geçen yıl Arlo Parks’ın kariyerinin en üretken dönemiydi. Mercury Prize kazandığı ilk albümü Collapsed in Sunbeams’in ardından ikinci uzunçaları My Soft Machine’i yayınladı ve The Magic Border adlı ilk şiir kitabını da okuyucu ile buluşturdu. Özellikle kitabını çıkarmış olmak onun için çok önemliydi çünkü şarkılarının ilhamı, yazdığı şiirlerden geliyordu. Sanatçı, şarkılarında ve şiirlerindeki ruh hâlini hep şu sözlerle dile getiriyordu: “Beni kızdıran, sersemleten, moralimi bozan ya da hayatta olduğum için inanılmayacak kadar mutlu eden her şeyin birbirine karışmış bir yığını.”
Arlo Parks’ın caz, soul ve indie pop arasında geçiş yaptığı şarkılarının çıkışı depresyonda olduğu dönemler gibi dursa da aslında bir köşesinde hep umut var. Belki bu yüzden canlı performanslarında sahnesini adeta çiçek bahçesine çeviriyor, izleyicisine neşe veriyor. 2 yıl önce konserini izlemiş ve kayıtlardakinden daha da berrak ve kadife sesine hayran olmuştum. Parks, seyircisinin bazı şarkılarda kendisine eşlik etmesini izleyip ardından onlara büyük bir coşkuyla karşılık veriyordu. Hatta konserde şiir defterinden bazı dizeleri de okuyarak sadece bize özel anlar bile yaratmıştı.
Londra müzik sahnesinin pandemi döneminde bize armağan ettiği bu dikkat çekici ses, 31. İstanbul Caz Festivali kapsamında 9 Temmuz akşamı Sultan Park-Swissôtel The Bosphorus’ta seyirci karşısına çıkacak. Bir yaz rüzgarını andıran sesi ve sıradan anları güzelleştiren şarkılarını canlı dinlemeden önce Arlo Parks ile sohbet etmek üzere buluştuk.
'Daha cesur ve yaratıcı olmak istedim'
İlk albümün sadece İngiltere değil dünyada da büyük bir kitle ile tanışmanı sağladı. Albümden Too Good, Caroline, Eugene gibi şarkılar popüler oldu hatta Mercury'yi de kazandın. Bu başarılar ikinci albümü kaydetme sürecinde zorlayıcı oldu mu, üzerinde baskı hissettin mi?
Her zamankinden daha cesur ve yaratıcı olmaya odaklanmam gerekti, bu anlamda evet. Ama bu yalnızca derinden gurur duyduğum bir albüm yapmak için kendime uyguladığım baskıydı. Uzun süre yatak odamda, bodrum katlarında ve arkadaşlarımın oturma odalarında müzik yaptım. Bu mekanların verdiği atölyeye benzer samimi histen dolayı kimse izlemiyormuş gibi müzik yaptığım o ruh hâline girmek kolay oluyor. Yani aslında dinleyici kitlemin genişlemesi benim çalışma sürecimi değiştirmedi.
Arlo Parks, bu aralar en çok dinlediği müzisyenleri şöyle sıralıyor: “Şu sıralar Detroitli tekno DJ’i Blake Baxter’ın yanı sıra Sky Ferreira, Nine Inch Nails, Bar Italia ve Sade’yi çok dinliyorum.”
İkinci albümün My Soft Machine’in yayınlanmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Bu albüm müzikal anlamda nasıl bir tavırdaydı? Bu arada albümdeki favorim Impurities.
Albümün müzikal tavrı çok geniş kapsamlı. Hayal edebileceğim bütün sesler ceplerimden çıkıyor gibiydi. Albümün ilhamları arasında Smashing Pumpkins, Autechre, Joan Armatrading, Paul Chain, Björk, Jeff Buckley gibi isimler vardı.
İnsanların Impurities'i bu kadar sevmesi bende mutlu bir şaşkınlık yarattı. Bu şarkıyı en sevdiğim çalışma arkadaşlarımdan Romil ile tanıştığım ilk gün yazdım. (Romil Hemnani, albümdeki bazı şarkıların prodüktörlüğünü üstlendi. Hemnani bir dönem BROCKHAMPTON adlı grupta da yer aldı.)
Yazım sürecinde hangi duyguyu daha derinden hissediyordun?
Sanırım mutlu olduğumda yazı yazmak ve üretmek benim için çok daha zor oluyor. Çoğu zaman oturup yazmayı düşünemeyecek kadar bu mutluluk duygusuna kapılabiliyorum. Bu yüzden yazım sürecinde melankoli duygusunun daha yaygın olduğunu düşünüyorum.
'Çiçekler etrafıma taze bir duygu katıyor'
Şarkı sözlerinde sık sık çiçeklere dair göndermeler var. Sahne dekorunda da çiçekleri kullanıyorsun. Evinde de çiçekler var mı. Bunlar sana neyi hatırlatıyor?
Evimin etrafında çiçekler bulundurmayı seviyorum. Bence bu bir yaşam tarzı. Etrafıma taze bir duygu katıyor. Mücevherlerimin çoğunu yapan yakın arkadaşım Bleue, doğum günümde kurutulmuş çiçeklerden baskılar yapmam için bana küçük bir kır çiçekleri baskısı aleti verdi. Çayır çiçeklerini seviyorum. Ayrıca aster, nergis, ayçiçeği ve papatyaları da... Bana yazı ve romantizmi hatırlatıyorlar.
Yaz demişken Londra’dan Los Angeles’a taşındığını okumuştum. Londra’nın karanlık ve yağmurlu havasının tam aksi güneşli Los Angeles üretim sürecini nasıl etkiledi?
Evet, Los Angeles’ta yaşıyorum. California’ya her geçen gün daha çok âşık oluyorum. Galiba havanın güzelliği doğada daha fazla zaman geçirmemi sağlıyor. Sekoya Ulusal Parkı’na gidiyorum, yüzüyorum, sörf yapıyorum, tırmanıyorum... Yazılarımı çoğunlukla açık havada yazıyorum. Bu süreç, ürettiklerime de daha ferah ve organik bir his katıyor.

'İstanbul’da ailemle meyve yediğim anlar'
Sahnede seni izlemek çok güzel. Müzik yaptığın arkadaşların ve seyircinle arandaki enerjin inanılmaz. Performans sergilerken kendini nasıl hissediyorsun?
Vahşi, serbest, enerjik... Sahnede çok fazla hissi serbest bırakıp seyirciye veriyorum ve umarım seyirciler de bunu hissedebiliyordur. Sahne benim için gerçekten saf ve çok güzel bir deneyim.
Bir film yazmak istediğini okudum. Bu konuda herhangi bir gelişme var mı?
Çok istiyorum. Şimdilik toparlama aşamasındayım ve karanlıkta yolumu bulmaya çalışıyorum. Bu fazlasıyla özel bir uğraş.
Yakında İstanbul’da sahne alacaksın. İstanbul sana ne hatırlatıyor?
Aklıma hemen şehirdeki canlılık geliyor... Ailemle birlikte sokaklarda dolaşıp taze meyve yediğimiz anları hatırlıyorum. Hamamları da... İstanbul için çok heyecanlı olduğum gerçeğini de düşünüyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Arlo Parks ile İstanbul konseri öncesi sakin hayatını ve ilham kaynaklarını konuştuk. Vampire Weekend'in 5 yılın ardından yeni albümüyle dönüşünü kutladık.
15 Nis 2024

YAZARLAR

Eda Solmaz
Müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yazar, akademisyen ve arkeolog İsmail Gezgin ile belli başlı kitaplarının ışığında kadim zamanları, yakın geçmişi ve bugünü konuştuk. Sıra kitabı "Ötekilerin Arkeolojisi"ni irdelemeye gelince, İsmail Gezgin "Yoksulluk bir uygarlık icadıdır" diyor ve "modern zamanlar"ı yargılayıp mahkum ediyor.

Oynadığı filmlerin türleri değişir, çalıştığı yönetmenler değişir, sinemasal anlayışlar değişir; lakin “Isabelle Huppert sineması” hep aynı sorunun etrafında döner: İnsan, kendi arzusu, iktidarı, korkusu ve özgürlüğüyle baş başa kaldığında kim olur? Bu yüzden onun filmografisi, son yarım yüzyılın ahlak, arzu, güç, sınıf ve özgürlük üzerine kurulmuş, muazzam bir sinemasal düşünce laboratuvarıdır.

Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.

Günümüzde bir müzisyen aynı anda içerik üreticisi, pazarlama ve sosyal medya uzmanı da olmak zorundaymış gibi davranılıyor. James Blake, müzisyenlerin şarkılarını duyurmak için görünür olma çabasıyla ilgili sesini yükseltti ve Türkiye'den Ceylan Ertem ve Jehan Barbur gibi isimler de onu destekledi. Peki sanatçılar, sosyal medyada yeterince görünür değillerse yok mu sayılıyorlar?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.




