Arlo Parks'la ilham, sükunet ve çiçekler üzerine

Arlo Parks, 31. İstanbul Caz Festivali kapsamında 9 Temmuz akşamı Sultan Park-Swissôtel The Bosphorus’ta seyirci karşısına çıkacak. Arlo Parks ile konser öncesi sakin hayatını ve ilham kaynaklarını konuştuk…
Arlo Parks'la ilham, sükunet ve çiçekler üzerine

11 Nisan - Uluslararası Vestibüler Derneği
Uluslararası Vestibüler Derneği ile birlikte

Dünya Vertigo Farkındalık Haftası’nda “Vertigoya Yön Ver”

Uluslararası Vestibüler Derneği , Dünya Vertigo Farkındalık Haftası ’nda “Vertigoya Yön Ver” diyerek hastalığa dikkat çekiyor. Neden önemli?

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Geçen yıl Arlo Parks’ın kariyerinin en üretken dönemiydi. Mercury Prize kazandığı ilk albümü Collapsed in Sunbeams’in ardından ikinci uzunçaları My Soft Machine’i yayınladı ve The Magic Border adlı ilk şiir kitabını da okuyucu ile buluşturdu. Özellikle kitabını çıkarmış olmak onun için çok önemliydi çünkü şarkılarının ilhamı, yazdığı şiirlerden geliyordu. Sanatçı, şarkılarında ve şiirlerindeki ruh hâlini hep şu sözlerle dile getiriyordu: “Beni kızdıran, sersemleten, moralimi bozan ya da hayatta olduğum için inanılmayacak kadar mutlu eden her şeyin birbirine karışmış bir yığını.”

Arlo Parks’ın caz, soul ve indie pop arasında geçiş yaptığı şarkılarının çıkışı depresyonda olduğu dönemler gibi dursa da aslında bir köşesinde hep umut var. Belki bu yüzden canlı performanslarında sahnesini adeta çiçek bahçesine çeviriyor, izleyicisine neşe veriyor. 2 yıl önce konserini izlemiş ve kayıtlardakinden daha da berrak ve kadife sesine hayran olmuştum. Parks, seyircisinin bazı şarkılarda kendisine eşlik etmesini izleyip ardından onlara büyük bir coşkuyla karşılık veriyordu. Hatta konserde şiir defterinden bazı dizeleri de okuyarak sadece bize özel anlar bile yaratmıştı. 

Londra müzik sahnesinin pandemi döneminde bize armağan ettiği bu dikkat çekici ses, 31. İstanbul Caz Festivali kapsamında 9 Temmuz akşamı Sultan Park-Swissôtel The Bosphorus’ta seyirci karşısına çıkacak. Bir yaz rüzgarını andıran sesi ve sıradan anları güzelleştiren şarkılarını canlı dinlemeden önce Arlo Parks ile sohbet etmek üzere buluştuk.

'Daha cesur ve yaratıcı olmak istedim'

İlk albümün sadece İngiltere değil dünyada da büyük bir kitle ile tanışmanı sağladı. Albümden Too Good, Caroline, Eugene gibi şarkılar popüler oldu hatta Mercury'yi de kazandın. Bu başarılar ikinci albümü kaydetme sürecinde zorlayıcı oldu mu, üzerinde baskı hissettin mi?
Her zamankinden daha cesur ve yaratıcı olmaya odaklanmam gerekti, bu anlamda evet. Ama bu yalnızca derinden gurur duyduğum bir albüm yapmak için kendime uyguladığım baskıydı. Uzun süre yatak odamda, bodrum katlarında ve arkadaşlarımın oturma odalarında müzik yaptım. Bu mekanların verdiği atölyeye benzer samimi histen dolayı kimse izlemiyormuş gibi müzik yaptığım o ruh hâline girmek kolay oluyor. Yani aslında dinleyici kitlemin genişlemesi benim çalışma sürecimi değiştirmedi.

Arlo Parks, bu aralar en çok dinlediği müzisyenleri şöyle sıralıyor: “Şu sıralar Detroitli tekno DJ’i Blake Baxter’ın yanı sıra Sky Ferreira, Nine Inch Nails, Bar Italia ve Sade’yi çok dinliyorum.”

İkinci albümün My Soft Machine’in yayınlanmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Bu albüm müzikal anlamda nasıl bir tavırdaydı? Bu arada albümdeki favorim Impurities.

Albümün müzikal tavrı çok geniş kapsamlı. Hayal edebileceğim bütün sesler ceplerimden çıkıyor gibiydi. Albümün ilhamları arasında Smashing Pumpkins, Autechre, Joan Armatrading, Paul Chain, Björk, Jeff Buckley gibi isimler vardı. 

İnsanların Impurities'i bu kadar sevmesi bende mutlu bir şaşkınlık yarattı. Bu şarkıyı en sevdiğim çalışma arkadaşlarımdan Romil ile tanıştığım ilk gün yazdım. (Romil Hemnani, albümdeki bazı şarkıların prodüktörlüğünü üstlendi. Hemnani bir dönem BROCKHAMPTON adlı grupta da yer aldı.)

Yazım sürecinde hangi duyguyu daha derinden hissediyordun?
Sanırım mutlu olduğumda yazı yazmak ve üretmek benim için çok daha zor oluyor. Çoğu zaman oturup yazmayı düşünemeyecek kadar bu mutluluk duygusuna kapılabiliyorum. Bu yüzden yazım sürecinde melankoli duygusunun daha yaygın olduğunu düşünüyorum.

'Çiçekler etrafıma taze bir duygu katıyor'

Şarkı sözlerinde sık sık çiçeklere dair göndermeler var. Sahne dekorunda da çiçekleri kullanıyorsun. Evinde de çiçekler var mı. Bunlar sana neyi hatırlatıyor?
Evimin etrafında çiçekler bulundurmayı seviyorum. Bence bu bir yaşam tarzı. Etrafıma taze bir duygu katıyor. Mücevherlerimin çoğunu yapan yakın arkadaşım Bleue, doğum günümde kurutulmuş çiçeklerden baskılar yapmam için bana küçük bir kır çiçekleri baskısı aleti verdi. Çayır çiçeklerini seviyorum. Ayrıca aster, nergis, ayçiçeği ve papatyaları da... Bana yazı ve romantizmi hatırlatıyorlar.

Yaz demişken Londra’dan Los Angeles’a taşındığını okumuştum. Londra’nın karanlık ve yağmurlu havasının tam aksi güneşli Los Angeles üretim sürecini nasıl etkiledi?
Evet, Los Angeles’ta yaşıyorum. California’ya her geçen gün daha çok âşık oluyorum. Galiba havanın güzelliği doğada daha fazla zaman geçirmemi sağlıyor. Sekoya Ulusal Parkı’na gidiyorum, yüzüyorum, sörf yapıyorum, tırmanıyorum... Yazılarımı çoğunlukla açık havada yazıyorum. Bu süreç, ürettiklerime de daha ferah ve organik bir his katıyor.

'İstanbul’da ailemle meyve yediğim anlar'

Sahnede seni izlemek çok güzel. Müzik yaptığın arkadaşların ve seyircinle arandaki enerjin inanılmaz. Performans sergilerken kendini nasıl hissediyorsun?
Vahşi, serbest, enerjik... Sahnede çok fazla hissi serbest bırakıp seyirciye veriyorum ve umarım seyirciler de bunu hissedebiliyordur. Sahne benim için gerçekten saf ve çok güzel bir deneyim.

Bir film yazmak istediğini okudum. Bu konuda herhangi bir gelişme var mı?
Çok istiyorum. Şimdilik toparlama aşamasındayım ve karanlıkta yolumu bulmaya çalışıyorum. Bu fazlasıyla özel bir uğraş.

Yakında İstanbul’da sahne alacaksın. İstanbul sana ne hatırlatıyor?
Aklıma hemen şehirdeki canlılık geliyor... Ailemle birlikte sokaklarda dolaşıp taze meyve yediğimiz anları hatırlıyorum. Hamamları da... İstanbul için çok heyecanlı olduğum gerçeğini de düşünüyorum.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

🌻Arlo Parks'ın çiçekleri, Vampire Weekend'in dönüşü

Arlo Parks ile İstanbul konseri öncesi sakin hayatını ve ilham kaynaklarını konuştuk. Vampire Weekend'in 5 yılın ardından yeni albümüyle dönüşünü kutladık.

15 Nis 2024

Vampire Weekend

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

Mehmet Sindel

·

06 Kas 2026

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Soner Can

·

04 Kas 2026

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

Aslı Ildır

·

03 Kas 2026

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Altın Portakal'ın ardından: Türkiye sineması nereye gidiyor?

24-31 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali, yarışma seçkisi ve Film Forum etrafındaki tartışmalarla Türkiye sinemasının bugününü, geleceğini ve festivalin prestij iddiasını sorgulamaya açtı.

Emre Eminoğlu

·

02 Kas 2026

Altın Portakal'ın ardından: Türkiye sineması nereye gidiyor?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Norm: The Tale of Norm Macdonald: Şakanın sonunu beklerken

"Norm: The Tale of Norm Macdonald" bazen tanıdık görüntülerin rahatlığına fazla güveniyor, bazı güç soruların üzerinde daha uzun durabilecekken yeni bir şakaya geçiyor. Yine de Norm’la vakit geçirme duygusunu yakalıyor.

Ömer Şentürk

·

02 Kas 2026

Norm: The Tale of Norm Macdonald: Şakanın sonunu beklerken