Aşk, psikoterapi, fal ve yapay zekanın birleştiği yer: Sevenin hâlinden kim anlar?

Görülmenin var olmak demek olduğu bir yerden başlıyoruz hayata. Sonra görülmenin tanınmak ya da onaylanmak ya da beğenilmek olduğu birçok an, görülmenin utanmak ya da yargılanmak ya da korkmak olduğu diğer anlara karışıyor yaşam boyu. Öteki’nin yüzündeki aynada türlü türlü hâllerimize bakıyoruz. Her görüldüğümüzde kendi yansımamız Öteki’nin içine de karışıyor ve bu yüzden bazı aynalar karanlık, bazı aynalar özgür, bazı aynalar puslu, bazı aynalar iyileştirici.
Bu kendimizle ve ötekiyle buluşma anları, aynı zamanda dönüşüm aralıkları niteliği taşıdığından çekici olduğu kadar korkutucu, heyecanlı olduğu kadar tehlikeli. İşte aşk, psikoterapi, fal ve yapay zekayı bir psikoterapistin zihninde aynı sepete atan şey de tam bu.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
YAZARLAR

Alev Çavdar
Alev Çavdar psikoloji ve klinik psikoloji eğitimini Boğaziçi Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra doktora çalışmalarını Boğaziçi Üniversitesi'nde ve bütünleşik doktora programı kapsamında City University New York iş birliğiyle yürütmüş ve 2014 yılında Klinik Psikoloji alanında doktorasını almıştır. Meslek yaşamına İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Birimi’nde klinik psikolog olarak başlamış, sonrasında aynı üniversitenin Psikoloji Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmüştür. Halen klinik psikoloji alanında eğitim, süpervizyon ve araştırma faaliyetlerine devam etmektedir.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.

Akıllı saatler ve uyku takip cihazları, dinlenmeyi puanlanması, optimize edilmesi ve başarılı olunması gereken bir projeye dönüştürdü. Oysa ki uyku, insanın kontrolü elinden bırakmadan yapamadığı az sayıdaki şeyden biri: Kovaladıkça kaçıyor, ölçtükçe bozuluyor, üzerine titredikçe nevroza dönüşüyor.

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?




