Atalarının omuzlarında: Jamael Dean

Henüz 20'li yaşlarında piyano ile çıktığı yolculukta kendi izini yaratmayı başaran Jamael Dean'in peşine takıldım.
Atalarının omuzlarında: Jamael Dean

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Jamael Dean ve Miguel Atwood-Ferguson, Los Angeles caz sahnesinde bir quintet’in üyeleri olarak tanıştı. Henüz 15 yaşında olan ve piyano çalmaktan saf bir keyif alan Jamael Dean için Miguel Atwood-Ferguson’ın peşine takılma ve onun yer aldığı gruplarla çalma fikri oldukça cazipti. Nitekim hiç düşünmeden kabul etti. İkili arasında kurulan yaratıcı bağ, beraberinde pek çok deneyim de yaşattı. Bunlardan biri; Atwood-Ferguson’un onu Afrika Kıtası’nın en büyük caz etkinliği olan Cape Town International Jazz Festival’da çalmak için davet ettiğinde gerçekleşti. Bu davetle birlikte yıllardır parçası olduğu Yoruba kültürünün doğduğu kıtaya ayak basan Dean’in parmakları piyano tuşlarına değdiği anda yağmur damlaları da dinleyicilere dokunmaya başladı. Ciddi kuraklık içindeki Cape Town şehri için bu mucizevi bir durumdu. Yağmur, müziğin yoğunluğuna eşlik etti ve konserle birlikte gösterisini tamamladı. O gün, Dean’ın müzikle kurduğu ilişkide farklı bir yere sahip, tıpkı onlara “yağmur getiriciler” ismini veren dinleyiciler için de olduğu gibi… Jamael Dean, çok erken yaşlarda Los Angeles güneşiyle enerji bularak sahne aldığı okyanus kıyılı caz kulüplerinde geleneksel uyumu terk etmeyi başarmış bir piyanist, prodüktör ve rapçi olarak karşımızda. Onu şimdinin gölgesinde, New York’ta caz eğitimi aldığı The New School’da bıraktım ve karanlık piyano akorları eşliğinde geçmişine doğru yol aldım.

Jamael Dean
Jamael Dean

Caz davulcusu bir dede: Kendisi hatırlamasa da ebeveynlerinin ona anlattığı kadarıyla Jamael Dean’in müziğe dair ilk deneyimi önüne konulan tencere ve tavadan çıkardığı seslerden ibaret. Kuşkusuz bunda en büyük etki, 60'ların sonlarında ve 70'lerin başlarında piyanist Les McCann ile yaptığı kayıtlarla müzik dünyasında tanınan caz davulcusu dedesi Donald Dean’a ait. O dönem dedesinin şehirde verdiği tüm konserlere götürülen ve evde sürekli onun albümlerini dinleyen Dean, bu sayede bir müzisyenin üretimine ve yaşamına dair izlenimleri çok erken yaşlarda öğrenme fırsatı yakaladı. Aynı zamanda bir müzik türü etrafında oluşan kültürün ne demek olduğunu, bizzat o kültürün içinde deneyimledi. Hâlihazırda dedesiyle birlikte Horace Tapscott’un 1961’de kurduğu Pan Afrikan Peoples Arkestra isimli bağımsız müzisyenler topluluğunda yer alarak bu kültürün bir parçası olmaya devam ettiğini söylemek mümkün.

Jamael-Dean
Jamael-Dean
Fotoğraf: Samantha Lee

Küçük bir Yamaha klavyesi: Çocukluk kahramanı olarak gördüğün dedesini ve onun grup arkadaşlarıyla kurduğu ilişkiyi hayranlıkla izleyen Jamael Dean, bir gün onunla aynı sahneyi paylaşmak istiyordu ve bunu gerçekleştirmek için farklı bir enstrüman seçmekten başka çaresi yoktu. Sekiz yaşındayken ailesinin Noel hediyesi olarak aldığı küçük bir Yamaha klavye sayesinde, müzisyen olmak için ilk adımını attı. Tüm çocukluğu arkadaşlarıyla Los Angeles’ın parlak güneşi altında oynamak yerine okul zamanı günde üç saat, tatil dönemlerindeyse günde altı saat piyano çalarak geçti. Dean’ın zihninde bir hayal vardı. Piyano çaldıkça, kendini geliştirip enstrüman hâkimiyetini arttırdıkça dedesiyle birlikte performans sergileme düşü daha da gerçekçi hâle geldi. Her seferinde bu motivasyonla piyano başına oturan Dean, gün geçtikçe kendini daha da özgürleştirdi.

Ataların omuzlarına oturmak: Zamanla piyano tuşlarını bir dil olarak gören Jamael Dean için müzik, sadece ifadelerden ibaretti. Doğaçlama yaptığı yolculuklarda başından geçenler ve yakalandığı tesadüflere karşı oluşturduğu tepkiler, müzikal tarzını temellendirdi. “Aynı gün 20'li ve 30'lu yılların müziğinin hâkim olduğu bir doğaçlama oturumuna, 40'lı ve 80'li yılların etkisindeki bir diğerine gidebileceğim ve akşamında arkadaşlarımla birikte bugünün müziğini çalabileceğim tek yer” olarak tanımladığı Los Angeles, Dean’in hem hayatın döngüsünü, hem de köklerden gelen bütünlüğü hissettiği şehir oldu. Tek yapması gereken temsil ettiği müziğin ataları olan Sun Ra, Alice Coltrane, Herbie Hancock ve dedesi Donald Dean’ın omuzlarına oturarak bilgeliklerinden faydalanmak ve onlar sayesinde genişleyen ufuk çizgisinde gördüklerini ifade etmekti. O da bunu yaptı.

Jamael Dean - Ished Tree
Jamael Dean - Ished Tree 

Eşsiz nüans: Henüz 14 yaşında gittiği sanat lisesindeki arkadaşlarıyla Jamael Dean & the Afronauts adında bir grup kuran Jamael Dean, farkında olmadan müzik kariyerinin başlangıç noktasını belirlemişti. Grup, kısa süre içinde şehrin caz ruhunu yaşatan mekânlarında performans sergilemeye başladı. Hem kendi grubu hem de dedesiyle birlikte üyesi olduğu Pan Afrikan Peoples Arkestra ile verdiği konserler sayesinde ismini duyuran Dean, çağdaş caz müziğinin öncülerinden biri olan Kamasi Washington’ın dikkatini çekmeyi başardı. Washington’ın 2018 çıkışlı Heaven and Earth albümündeki Tiffakonkae isimli şarkısında piyanonun başına geçen Dean, aynı yıl Thundercat’e turnesinde eşlik etti. Tüm bunların üstünden bir yıl geçmeden Dean, Black Space Tapes adını verdiği ilk albümünü eline aldı. Dean, henüz 20’li yaşlarının başında, çocukken kurduğu hayallerin merkezine ulaştı. Belki sergilediği eşsiz nüansın ve taşıdığı müzikal derinliğin sebebi de budur. Bilinmez. Şimdi onun düşlerinden çıkan çıkan seslerin yarattığı atmosferde yol alma sırası bizde. Kendisinin geçtiğimiz kasım ayında yayımladığı Ished Tree albümünü dinleyerek yazının sonuna geldim. Bir başka deyişle şimdiki zamana ulaştım. Umarım siz bu yazıyı okurken ve Jamael Dean’i dinlerken yağmur damlaları camınızda belirir. Hoşça kalın.

Bu zamana kadar Keşif Sahnesi’ne konuk olan sanatçıların yer aldığı Spotify çalma listemize buradan ulaşabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

Alan açanlar

Bağımsız plak şirketleri, atalarının omuzlarında bir caz piyanisti, 2021 sanat piyasası ve dahası.

08 Oca 2021

Alan açanlar

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Ayvalık Uluslararası Film Festivali: Ayvalık’ı farklı kılan nedir?

14–20 Eylül tarihleri arasında düzenlenen ve medya sponsorları arasında yer aldığımız Ayvalık Uluslararası Film Festivali’ne; değişen alışkanlıkları, süren samimiyeti ve bu yılın filmleri üzerinden baktık.

Emre Eminoğlu

·

25 Eyl 2026

Ayvalık Uluslararası Film Festivali: Ayvalık’ı farklı kılan nedir?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Büyük yaslara sessizce eşlik edecek kitaplar

Bazen insanın ihtiyacı, acısına bir cevap bulmak değil, o acının içinde bütünüyle yalnız olmadığını bilmektir. Belki kitapların yapabileceği şey de tam burada başlıyor. Acıyı dindirmek değil, çünkü bazı acılar dindirilemeyebilir. Bir kaybı anlamlandırmak ya da ona teselli olacak birkaç güzel cümle bulmak da değil; yalnızca insanın acısının yanında sessizce bulunmak.

Aslı Perker

·

25 Eyl 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Büyük yaslara sessizce eşlik edecek kitaplar
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun beş yıllık işbirliği: Lumina: Renk ve Işık Sanatı

Arkas Sanat ve Centre Pompidou işbirliğinin ilk sergisi “Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, 26 Eylül’de Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde açılıyor. Beş yıllık işbirliği kapsamında düzenlenecek 10 serginin ilkini ve bu uzun soluklu buluşmayı Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası ve Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon’dan dinledik.

Burcu Dimili

·

25 Eyl 2026

Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun beş yıllık işbirliği: Lumina: Renk ve Işık Sanatı
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yıldız Tozu | Sinemanın emekçisi, filozofu ve delisi: Werner Herzog

“Verilere dayalı gerçek, muhasebeciler içindir” diyen ve sadece nesnel gerçeği beyazperdeye yansıtmakla yetinen sinema anlayışını aşağılayan Werner Herzog'un çektiği tüm filmlerde, kurgu ve belgesel iç içe geçer. Her bir film projesi, lideri Herzog olan ekibin görevidir ve görev yerine getirilecektir. Görev süresince tüm ekip “dışarıdan gangsterler gibi görünüp, içlerinde papaz cübbesi giymiş azizler gibi” adanmış olacaktır.

Mehmet Sindel

·

24 Eyl 2026

Yıldız Tozu | Sinemanın emekçisi, filozofu ve delisi: Werner Herzog
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Camilla Barnes ile sohbet: Korkuyla başa çıkmanın zarif yoludur mizah

Filozof Jonathan Barnes'ın kızı ve İngiliz yazar Julian Barnes'ın yeğeni Camilla Barnes, ilk romanı "Her Zamanki O Öldürme Arzusu"nda İngiltere'den Fransa'ya göç etmiş bir ailenin üç kuşaklık öyküsünü anlatırken zarif ve alabildiğine mizahi bir dil kullanıyor. Barnes’la, bu güçlü edebiyat ve felsefe geleneğinin içinde kendi sesini bulmayı, İngiltere’den Fransa’ya göçü, aile içindeki iktidar ilişkilerini, kuşak çatışmalarını ve yaş almayı konuştuk.

Soner Can

·

24 Eyl 2026

Camilla Barnes ile sohbet: Korkuyla başa çıkmanın zarif yoludur mizah