Aydın Mıstaçoğlu: “Çin ile rekabet ettiğimiz kadar, birlikte hareket edebileceğimiz alanlar da var”

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik ilişkiler sadece yüksek ithalat, görece düşük ihracat ve dış ticaret açığı üzerinden okunabilecek bir başlık olmaktan çoktan çıktı. Çinli üreticilerin Avrupa’dan Afrika’ya kadar tüm ihracat pazarlarında yarattığı rekabet baskısı ve Orta Koridor, Kalkınma Yolu gibi iki ülke için de önemli olan jeostratejik konular, Çin ile ilişkiler tarafını Türkiye açısından daha geniş bir sanayi ve ticaret diplomasisi meselesine dönüştürüyor. Bu ilişkilerin nasıl yürütülmesi gerektiği sorusu ise, gelecek yıllarda Türk ekonomi bürokrasisinin önündeki en büyük ve en kritik tartışma konularından biri olacak gibi görünüyor.
Bu tabloda Mıstaçoğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve DEİK Türkiye-Çin İş Konseyi Başkanı Aydın Mıstaçoğlu, iki ülke arasındaki özel sektör temaslarının merkezinde yer alan bir ticari diplomasi aktörü olarak öne çıkıyor. Mobiltel, OMIX ve AGM Teknoloji gibi firmalarla pek çok farklı sektörde faaliyet gösteren Mıstaçoğlu, aynı zamanda Çinli teknoloji şirketlerinin Türkiye’de üretim yapma iştahını, Türk şirketlerinin Çin pazarına erişim sorunlarını ve iki ülke arasındaki yatırım gündemini sahadan izleyebilen nadir isimlerden biri.
Küresel ticarette korumacılığın arttığı, Çin’in kapasite fazlasının Avrupa, Afrika ve Ortadoğu gibi Türkiye’nin hedef pazarlarında her geçen gün daha fazla hissedildiği, Türkiye’nin ise bir yandan yerli sanayisini korumaya bir yandan da Çin’den yatırım çekmeye çalıştığı bir dönemde Mıstaçoğlu ile Türkiye-Çin ekonomik ilişkilerinin yeni yönünü konuştuk. Dış ticaret açığından Çinli yatırımcıların Türkiye algısına, Türk şirketlerinin Çin pazarındaki potansiyelinden BYD yatırımında yaşanan belirsizliğe kadar birçok başlığı ele aldık.
“Amacımız, Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik ilişkileri geliştiren bir yapı kurmak”
Sözlerine Mıstaçoğlu Holding’in Türkiye’de ve yurt dışında yaptığı işlerden bahsederek başlayan Aydın Mıstaçoğlu, 1994 yılından bu yana yurt içi ve yurt dışında teknoloji, mobil iletişim, madencilik, gayrimenkul geliştirme ve işletmeciliği başta olmak üzere 14 farklı alanda faaliyet gösterdiklerini söyleyerek, şöyle konuştu:
“2001 yılında Mobiltel’i kurarak telekomünikasyon sektöründeki varlığımızı güçlendirdik. 2013 yılında Blink Bilişim Hizmetleri ile mobil takip sistemleri alanında faaliyet göstermeye başladık. 2018 yılında ise Marriott ile anlaşarak turizm alanında önemli bir adım attık. Sheraton Bishkek Hotel’in yatırımcısı, inşacısı ve işletmecisiyiz. Aynı zamanda BishkekPark AVM ve Prime Suites Residence’ın da yatırımcısı ve işletmecisi olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
2021 yılında Mobiltel’i Borsa İstanbul’da halka arz ettik. Aynı yıl Singapur merkezli teknoloji markası OMIX’i bünyemize kattık. 2024 yılında ise Oppo’nun Türkiye’deki üretimini devraldık. AGM Teknoloji fabrikamızda 2024 yılının ikinci yarısından bu yana 1 milyonu aşkın akıllı telefon ürettik ve yaklaşık 400 milyon dolar değerinde üretim gerçekleştirdik.”
Mıstaçoğlu DEİK Türkiye-Çin İş Konseyi Başkanlığı göreviyle ilgili ise, “DEİK bünyesinde ise daha önce Türkiye-Kırgızistan İş Konseyi Başkanlığı görevini yürütüyordum. Bugün Türkiye-Çin İş Konseyi Başkanı olarak çalışmalarımı sürdürüyorum. Amacımız, Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik ilişkileri sadece ticaret rakamlarından ibaret görmeyen; üretim, yatırım, teknoloji transferi, lojistik ve uzun vadeli stratejik ortaklıklar üzerinden geliştiren bir yapı kurmak” dedi.
“Türkiye ile Çin arasındaki ilişkilerin önümüzdeki dönemde daha dengeli, daha somut ve daha yatırım odaklı bir zemine taşınabileceğine inanıyorum. Bunun için iki ülke iş dünyası arasında daha fazla doğrudan temas, sektör bazlı çalışma grupları, düzenli heyet ziyaretleri ve ortak yatırım platformları oluşturulması gerekiyor.
Bizim DEİK / Türkiye-Çin İş Konseyi olarak önceliğimiz Türk şirketlerinin Çin pazarındaki konumunu güçlendirmek, Çinli yatırımcıların Türkiye’deki fırsatları daha doğru değerlendirmesine katkı sunmak ve iki ülke arasındaki işbirliğini uzun vadeli ortaklıklara dönüştürmek.”
“Çinli teknoloji şirketleri Türkiye’de üretimi ciddi şekilde değerlendiriyor”
Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin artık sadece ithalat ve ihracat rakamları üzerinden okunacak bir noktada olmadığını, iki ülke arasında teknoloji, üretim, lojistik, enerji ve üçüncü pazarlarda işbirliği gibi çok daha stratejik başlıkların öne çıkmaya başladığını söyleyen Mıstaçoğlu, “Çin iş dünyasının Türkiye’ye bakışında da son dönemde daha yatırım odaklı bir yaklaşım görüyoruz. Küresel tedarik zincirleri yeniden şekillenirken Türkiye, Avrupa’ya yakınlığı, Gümrük Birliği avantajı, güçlü sanayi altyapısı, genç işgücü ve bölgesel pazarlara erişim imkanıyla Çinli şirketler için önemli bir üretim ve yatırım üssü olarak değerlendiriliyor” ifadelerini kullandı.
“Biz de Çin ziyaretlerimizde ve iş dünyası temaslarımızda teknoloji markalarının Türkiye’de üretimi ciddi şekilde değerlendirdiğini görüyoruz. Bu ilgiyi kalıcı yatırıma dönüştürmek için karşılıklı güvenin güçlendirilmesi ve somut proje alanlarının netleştirilmesi büyük önem taşıyor.”
“Türk şirketlerinin Çin pazarında daha görünür hale gelmesi için hangi sektörlerde daha güçlü bir potansiyel görüyorsunuz?” sorumuza Çin pazarının büyük ama çok rekabetçi bir pazar olduğu şeklinde yanıt veren Mıstaçoğlu, “Bu nedenle Türk şirketlerinin Çin’de daha görünür hale gelmesi için yalnızca fiyat avantajı yerine, kalite, marka değeri ve katma değerli ürünlerle öne çıkması gerekiyor. Ben özellikle tarım ve gıda, sağlık teknolojileri, kimya ürünleri, ileri malzemeler, markalı tüketim ürünleri, kültür ve turizm odaklı hizmet ihracatı alanlarında güçlü bir potansiyel görüyorum. Çin’de artan tüketim seviyesi ve kaliteli ürüne yönelik talep, Türkiye açısından önemli bir fırsat yaratıyor” dedi.
“Çin ile rekabet ettiğimiz kadar birlikte hareket edebileceğimiz alanlar da var”
Türkiye-Çin ticaretinde daha dengeli, daha sürdürülebilir ve daha katma değerli bir yapıya ihtiyaç olduğunu, ticaret hacmini artırmaktan çok ticaretin niteliğini değiştirmeye odaklanılması gerektiğini söyleyen Mıstaçoğlu, “Türk ürünlerinin Çin pazarında daha görünür olması, ihracat kalemlerimizin yüksek katma değerli ürünlere doğru çeşitlenmesi ve Türk firmalarının pazara giriş süreçlerinin kolaylaştırılması temel öncelikler arasında yer almalı. Tarım-gıda, sağlık teknolojileri, kimya, ileri malzeme, markalı tüketim ürünleri ve turizm gibi alanlarda daha güçlü bir ihracat stratejisi kurulabilir” ifadelerini kullandı.
“Diğer taraftan Çinli yatırımcıların Türkiye’de üretim yapması da dış ticaret dengesine katkı sağlayacak önemli bir unsur. Yerli üretim, teknoloji transferi, yan sanayi gelişimi ve ihracat kapasitesinin artması; bu açığın daha sağlıklı bir zeminde yönetilmesine destek olur. Bizim AGM Teknoloji’de yürüttüğümüz üretim modeli de bu açıdan önemli bir örnek. Yerli üretimle hem cari açığın azaltılmasına katkı sağlıyoruz hem de Türkiye’nin teknoloji üretim kapasitesini büyütüyoruz.”
“Çin’in kapasite fazlasının Avrupa, Afrika ve Ortadoğu pazarlarına yönelmesi Türk şirketleri açısından nasıl bir rekabet ortamı yaratıyor? Sizce bu durum Türk ihracatçıları açısından nasıl bir risk teşkil ediyor?” sorularımızı da yanıtlayan Mıstaçoğlu, bunun Türk şirketleri açısından daha sert bir rekabet ortamı yarattığını, özellikle fiyat rekabetinin yoğun olduğu sektörlerde Türk ihracatçıları üzerinde baskı oluşabileceğini, ancak bunun yalnızca bir risk olarak görülmemesi gerektiğini söyleyerek, “Türkiye’nin en önemli avantajı esnek üretim kabiliyeti, pazarlara yakınlığı, hızlı teslimat imkanı ve kalite-fiyat dengesidir. Bu nedenle Türk ihracatçılarının yalnızca fiyat üzerinden değil; tasarım, kalite, satış sonrası hizmet, markalaşma ve hızlı tedarik avantajı üzerinden rekabet etmesi gerekiyor. Ayrıca Çin ile rekabet ettiğimiz alanlar kadar, birlikte hareket edebileceğimiz alanlar da var. Ortak üretim, ortak markalaşma ve üçüncü ülkelerde ortak projeler geliştirilmesi; bu rekabeti daha dengeli ve karşılıklı değer yaratan bir modele dönüştürebilir” şeklinde yanıt verdi.
“Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ile Orta Koridor vizyonu arasında güçlü bir tamamlayıcılık var”
Çin ve Avrupa’yı Türkiye üzerinden birbirine bağlayan Orta Koridor projesinin önemine de değinen Mıstaçoğlu, Orta Koridor’u Türkiye açısından stratejik bir avantaj olarak gördüğüne dikkat çekerek, “Küresel ticarette lojistik akışların sürekliliği ve öngörülebilirliği artık en az üretim kapasitesi kadar önemli hale geldi. Bu nedenle alternatif güzergahların güçlenmesi Türkiye için ciddi bir fırsat yaratıyor” ifadelerini kullandı.
“Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ile Orta Koridor vizyonu arasında güçlü bir tamamlayıcılık var. Bu uyum, taşıma sürelerinin kısaltılması, maliyetlerin düşürülmesi, gümrük süreçlerinin kolaylaştırılması ve Türkiye’nin bölgesel lojistik rolünün güçlenmesi açısından kritik.
Elbette kısa vadede lojistik hatların yeniden dengelenmesi bazı sektörlerde geçiş dönemi etkileri yaratabilir. Ancak orta ve uzun vadede Türkiye’nin Avrupa, Ortadoğu, Afrika ve Orta Asya’ya erişim sağlayan konumu, Orta Koridor’u önemli bir rekabet avantajına dönüştürüyor. Burada belirleyici olan, bu hattın somut yatırımlarla, dijital gümrük sistemleriyle ve düzenli taşıma kapasitesiyle desteklenmesi olacaktır.”
BYD iptali hakkında: “Türkiye iştahının azaldığı yönünde okumamak gerekir”
Son olarak iptal edilen BYD yatırımı konusuyla ilgili açıklama da yapan DEİK Türkiye-Çin İş Konseyi Başkanı Mıstaçoğlu, bu konunun Çinli şirketlerin Türkiye’de üretim yapma iştahlarının azaldığı şeklinde okunmaması gerektiğini, küresel otomotiv gündeminin bugün çok hızlı değişebildiğini ve Avrupa’daki regülasyonlar, yerel üretim şartları, mevcut fabrika satın alma seçenekleri ve şirketlerin kendi önceliklerinin yatırım takvimlerini etkileyebildiğini söyledi.
“Türkiye açısından önemli olan, bu tür büyük ölçekli yatırımlar için öngörülebilirliği, yatırım ortamını ve sanayi altyapısını daha da güçlendirmek. Çinli şirketlerin Türkiye’ye ilgisi yalnızca tek bir yatırım üzerinden değerlendirilmemeli. Teknoloji, enerji, batarya, elektrikli araçlar, dijital ekonomi ve yüksek katma değerli imalat gibi alanlarda Türkiye hala güçlü bir üretim ve yatırım üssü potansiyeline sahip.
Benim gözlemim ise Çinli teknoloji ve sanayi şirketlerinin Türkiye’deki fırsatları ciddi anlamda değerlendirdikleri yönünde. Burada kritik olan, ilgiyi somut yatırıma dönüştürecek güven ortamını, düzenli temasları ve sonuç odaklı işbirliği mekanizmalarını güçlendirmek.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye'nin en büyük dış ticaret fazlası veren sanayi kollarından tekstil ve hazır giyim sektörü, 2025 yılını 26,2 milyar dolarlık ihracatla kapattı. Doğrudan 845 bin, dolaylı etkileriyle birlikte yaklaşık 2 milyon kişiye istihdam sağlayan sektör, 2022'de ulaştığı zirveden bu yana tarihinin en sert daralmalarından birini yaşıyor. Konuyla ilgili sunum yapan TGSD yönetimi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na sunulan üç aşamalı strateji haritasının ayrıntılarını paylaştı.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda veri akışı güçlü. Yurt içinde Fitch değerlendirmesi ve cari denge, yurt dışında ise ABD TÜFE ön planda olacak.
13 Tem 2026

Küresel ekonomide bir taraftan savaşın yarattığı belirsizliği ve bunun başta petrol ve altın fiyatları olmak üzere finansal piyasalardaki yansımalarını izlerken, diğer taraftan özellikle yapay zeka alanında yaşanan olağanüstü teknolojik gelişmelerin önümüzdeki dönemde ekonomik hayata nasıl yansıyacağını anlamaya çalışan bir piyasa dinamiğiyle karşı karşıyayız.

20.yy çeliğin yüzyılıydı; 21.yy ise elektriğin yüzyılı olacaktır. Elektrodevlet, gücünü fosil yakıtlardan değil, elektriğin kendisinden alarak bunu bir kalkınma, nüfuz ve düzen kurma aracına dönüştüren devlet tipidir.

Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Ticaret Konferansı (UNCTAD), 'Çalkantılı Bir Dönemde Uluslararası Yatırım' temalı 2026 Dünya Yatırım Raporu'nu yayımladı. Raporda hem Türkiye'yi, hem de bütün gelişmekte olan ülkeleri ilgilendiren ilginç veriler mevcut.




