"Ayvalık, şimdilik Ayvalık. Beş yıl sonra tekrar konuşuruz."

SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Neoklasik, bakımlı, mavi panjurlu bir ev görüyorum. Burası mı? Emin değiliz. Hangi ev olduğunu hatırlamaya çalışıyor Hazal. "Geceydi," diyor, "son geldiğimde." Yönünü bulamamış seyahat yazarı olmanın utangaçlığı var üzerinde. Heyecanla kuyruk sallayan beyaz bir köpek koşuyor bize doğru. Sarp (Dakni) sesleniyor ilerideki dar sokaktan. İşte orası! Yürüyoruz. Asmaların arkasında Astro, Roko, Juno karşılama töreni için hazır. Biraz oynaştıktan sonra kafamı kaldırıp bakabiliyorum duvarların arkasındaki şiir gibi yaşam alanına. Böyle demem romantikleştirme gayesinden değil. Yıllardır bu evde yaşayan kim varsa hepsinin rengini alan duvarların kafiyelerinden. Memnun oldum — tanıştığımıza da, burada olduğuma da. Görkem (Bilgin) "Roze alır mısınız?" diye soruyor. Pek tabii. Misafirperver beş ev sahibi kadar ev de ağırlıyor bizi. İçeriye doğru genişliyor sanki. Cömert, göz önünde değil fakat gözde. Ev, sahibinden bilinirmiş.

Soldan sağa: Juno, Görkem, Astro, Sarp, Roko
Roko uyukluyor yamacımda. Bahçedeyiz — gölgede, esiyor. "Sizi hangi rüzgâr attı buraya?" diye soruyoruz, âdettendir. Sarp başlıyor anlatmaya: "Güney'e ya da Ege'ye yerleşelim, Ayvalık'tan ev alalım gibi bir planımız yoktu. İstanbul'dan gitmek istiyorduk, o kadar. Bodrum'a, Yalıkavak'a bakındım biraz. Yok, olmayacak. Güney Ege'de ne fiyatlar ne hayatlar bize uymayacak. Her ağustosta birlikte Midilli'ye gittiğimiz bir arkadaş grubumuz var. Tekneler buradan kalkıyor, öncesinde Ayvalık'ta turluyoruz. Hoş bir yer. Ruhu var. Bütün bildiğimiz bu. Bir gün, Ayvalık'ta bir ev ilanı gösterdi Görkem. Şu an içinde olduğumuz evi." Görkem giriyor söze: "Aslında benim ailem mübadele göçünde geliyor Ayvalık'a. Dedem nalbur, babam Ayvalık'ta doğuyor. O zamanlar burası gözden uzak. Biraz da unutulmuş, kendi hâline bırakılmış. Sanırım bu sebeplerden herkesin kendi topluluğuyla yaşayabildiği bir yer olmuş. Hâlâ devam ediyor bu, bir arada farklılıklarını koruyor. 'Ailem buralı, köklerime döneyim,' diye düşünmedim hiç fakat tarihini bildiğim bir yerin şimdisinde de onu yaşattığını görmek iyi geldi. Olduğumuz yer Fethiye, arkası Roman Mahallesi. Onun da arkası Kürt Mahallesi. Her mahalle kendi başına bir gezegen. Kapı önü sohbetleri, en yaygın sosyalleşme yöntemi. Düğünler, dernekler eksik olmaz. Normalde sen işe gömülmüş çalışırken dışarıdan gelen her sesten rahatsız olursun. Fakat o enerji çok güzel burada. Bir kere 'Öf!' dediğimizi bilmiyorum. Herkesin herkese saygısı var. Yokmuşuz gibi davranılmıyor; aşırı ilgi, alaka, dedikoduyla da bunalmıyoruz."
Sarp giriyor söze: "Buraya taşınmak, gün batımlarında sahilde volta atmak dışarıdan romantik gibi görünse de aslında pek değil. Biz şanslıyız. İşimizi getirebildik yaşam alanımıza. Her şeye sıfırdan başlamadık. Ben editörüm, yazmaya devam ediyorum. Görkem, hukukla ilgileniyor, avukat. İstanbul'la çalışıyor hâlâ, orada olmasak da." Ofisini gösteriyor Görkem — cam önü, sakin. Derli toplu bir masa. Burada çalışmak, yaşamak gibisi yoktur. Açık, ferah, davetkâr. "Bizim gibi şehirden taşınan insanların buraya hem yararı hem zararı var. Bu evleri birileri almazsa bakımsızlıktan yıkılacak. O yüzden Ayvalık'ta pek çok evin renovasyonunu üstlenen Fırat (Aykaç) gibi insanların burada olması çok önemli — sadece bir evi değil, kültürü, geçmişi koruyorlar. Fakat sonradan taşınan insanların Ayvalık'ı cazibeli göstermesi de tehlikeli. Birçok mahallede ve ilçede gördüğümüz soylulaştırma burada da yaşanmaya başlanıyor. Big Chefs ve Macrocenter'ın açılacağına dair dedikodu gazetesinden haberler geliyor. Fiyatlar, nüfus artıyor. Buranın yerlisi bir bakıma kazanırken bir anlamda da arz talep dengesinde kendini döndüremez hâle gelebiliyor. Biz üç yıl önce taşındık, Fethiye Mahallesi’nin yüzüne kimse bakmazdı. Şimdi etrafta büyük şehirlerden gelmiş bir sürü komşu var. Şehirden gelen oraların alışkanlıklarını da yanında getiriyor. Biz de bunun bir parçasıyız."

Ayvalık'ta hareket hâlinde insanlar
Sarp’ın anlattıkları uzun süredir kafamda dönüp duran bir mesele. "Soylulaştırma" olarak çevirdiğimiz gentrification üzerine düşünüyorum. Devletin, belediyelerin organizasyonel yapısı ve girişimleri kadar bireylerin taleplerinin de etkisi üzerine — seyahat ettiği yerde V60 kahvesini arayan, tarladan sofraya romantizmini isteyen fakat domatesini Migros'tan alan şehirlinin talebi. Burada lafım tatil, keşif ya da yaşamak için gittiği yerde de bunu arayan ve isteyene. Talebi karşılamak ve kazanç uğruna bu kararın alınmasına önayak olana. Gittiği her yere trafiği, tekdüzeleştirilmiş ve hayatın küçük zevklerinden lüks ve pratiklik adı altında arındırılmış alışkanlıkları taşıyana. Sözüm, pek çok yere, kişiye. Bir seyahat yayını olarak kendimize de. Gittiğimiz, gördüğümüz, dinlediğimiz yerleri ve hikâyelerini nasıl anlatmalıyız? Yerel olanı keşfetmeye ve yeniden mahalleli olmaya teşvik ederken bir şeyi atlıyor muyuz?
Bu düşünceler aklımdan geçerken dile de getiriyorum. Sarp ekliyor: "Ayvalık’ın dönüşümü konusunda avantaj sayılabilecek şey, burada yaşamın çok da kolay olmaması. Var olmak için burayı kabul etmek gerekiyor. Kış koşulları çetin, yaz sezonu iki ay kadar sürüyor. Deniz uzak. Akşam müzik dinlemek ve dans etmek istesen pek öyle yer yok. Dışarıdan gelen değil, hem yaz hem kış yaşayan mekân açıyor. Tabii ki bunların sayıları göç edenlerle doğru orantılı olarak artıyor fakat bir zamanlar Karaköy'ün yaşadığı travmayı yaşamıyor Ayvalık. Siga siga (yavaş yavaş) ilerliyor. Yaşadığımız dünyanın akışında, hızında soylulaştırma, mecbur — yalnız bu illaki göçülen yerin ruhunu bozacağı anlamına gelmemeli. Ayvalık'a hayattaki meselelerini de alıp gelmiş, bilgi birikimleri ve yetenekleriyle katkı sağlayan insanlar var. Defne Koryürek ve Vasıf Kortun, burası için çok değerli iki insan. Defne, ekolojik meselelerin peşinde. Farkındalık yaratmaya ve ses çıkarmaya burada. Zeytinlik alana ev yapılacak, kimsenin ruhu duymuyor. Defne orada bir liderlik rolü üstleniyor engel olmak için. Badem toplamaya gidiyoruz onlarla. Hasat, hayatımızda hiç yapmadığımız bir şeydi. Bir topluluğa dâhil olmaya başladık. Yer, göçmüşlük hissi değil fakat bizi birleştiren tek şey. Birbirini seçmenin, üretmenin, diğerinden öğrenecek çok şey olduğunu görmenin hazzı."
Cumhuriyet Caddesi'nde bir silüet
Şehirler insan ölçeğini ve yaşama elverişini kaybettikçe farklı yeteneklere ve farkındalıklara sahip insanlar taşınmaya devam edecek. Hazırlanmamız gereken senaryoda gidilen yerleşim yerinde kolektif bir yaşam sürmenin yollarını aramak var. Soylulaştırmanın değil, adil ve iyi dönüşümün bir parçası olabilmek var. Ve hâlihazırda sahip olduğumuz alışkanlıklarımızı değil, yaşadığımız yere uygun olanı talep etmek ve birbirimizden öğrenebileceklerimize odaklanmak. Yaşadığımız yerle asimile (sindirim) değil, entegre (bütünleşme) olmak!
Ayvalık, şimdilik Ayvalık. "Beş yıl sonra tekrar konuşuruz," diyor Sarp. Olanlar ve gelişecekleri kastediyor.
Fethiye Mahallesi’nden bildirdik. Ayvalık bülteninin devamı gelecek...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
NEREDE YAYIMLANDI?
Sarp'ın peşinde, Ayvalık, Fethiye Mahallesi'ndeyiz bu hafta. Başka Sinema Ayvalık Film Festivali'nde kim, kaç film izledi? Müdavimi olduklarımıza gelir misin bizimle?
05 Eyl 2021

YAZARLAR

Elif Bayram
Editor-in-chief, Soli

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR



