Bariton Vokaller ve Sinematik Dokular: Lauren Auder

Çoktandır evcilleştirilmiş pop müziğinin bağlarını çözüp özgür bırakan sıra dışı bir ruhun yanındayım. Tanışmak isteyen herkesi davetli listesine yazdım.
Bariton Vokaller ve Sinematik Dokular: Lauren Auder

Jam Session 17 Mart
Jam Session ile birlikte

Jam Session sahnesi geri dönüyor: #RuhunuDinle Geçtiğimiz yıl çok değil, bu zamanlardan birkaç ay önce yaz mevsimini, gidilecek tatilleri planlıyor, festivalleri takip ediyor; sezonda kaçırılmayacak konserleri takvimlerimize işliyorduk. Şu günlerde karıştırdığımız sosyal medya arşivleri bize bir yıl öncesinden maskesiz, kolonyasız hikâyeler anlatıyor. Aposto! için de durum farklı değil; örneğin geçtiğimiz yıl tam bu zamanlar The Irish Spirit'in İstanbul’un iki yakasının sevilen mekânlarında ilkbaharı karşıladığı konser ve buluşmaları heyecanla duyuruyorduk. Neyse ki aradan bir yıl geçti, İrlanda ruhu pandemi dönemini de boş geçirmedi, bazı gerçeklere alıştık ve bugün, karşınıza yine bir müjdeyle çıkıyoruz: İrlanda ruhunun müzikli kaşifi The Irish Spirit; Jam Session’la mekânlar arası müzik yolculuğuna 28 Mart’ta geri dönüyor. Müzik ve eğlence yeniden bu civarlara geliyor. Jam Session geri dönüyor: Müziği bir keşif aracı olarak gören The Irish Spirit'in, Türkiye’nin güncel müzik sahnesinin öne çıkan isimlerini İstanbul’un en sevilen mekânlarında ağırladığı serisi Jam Session , #RuhunuDinle mottosuyla geri dönüyor. İstanbul’un iki yakasını müzikle birbirine bağlayan Jam Session bu yıl dijital evren sınırlarını genişletiyor; hem müziği hem de bir yıldır kapalı kalan mekânları ve sektörü destekleme ana hedefiyle sahnesini açıyor. Ne zaman? Geçtiğimiz üç yıl boyunca şehre heyecan katan Jam Session bu yıl, 28 Mart – 12 Nisan tarihleri arasında dolu dolu bir programla gerçekleşiyor. Etkinlik boyunca İstanbul’un Bina, Arka Oda, Salon IKSV, Kulp, Blok Mekan, Efendi ve Hunhar gibi sevilen mekânlarda gerçekleşecek konserlerle oyuncu ve komedyen Efe Tunçer’in sürpriz konuklarla gerçekleştireceği iki söyleşinin kayıtları, YouTube’dan yayınlanacak. Konserlere ve sürprizlerle dolu programa ilişkin tüm duyurular da Instagram’dan paylaşılacak. Jam Session’ın #RuhunuDinle çağrısına, "Aramıza katıl!" davetine kulak verenleri The Irish Spirit’in Instagram ve YouTube hesaplarını takip etmeye davet ediyoruz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Yazıya başlamadan önce biraz oyalanmak için yerindem kalkıp bitkilerimi suladım. Tam karşımdaki kitaplığa bakıp acaba hangi kitabı karıştırsam diye düşündüm. Elime henüz okumadığım bir Hermann Hesse kitabı aldım. Rastgele bir bölümünü okumaya başladım. Okuduğum ilk uzun paragrafın ardından karşıma çıkan cümle şu oldu: “Her zaman bugünkü gibi mi? Her zaman yalnızca politikacılar, vurguncular, garsonlar ve zevk düşkünlerine göre bir dünya, bizim gibilerin soluyacağı havadan yoksun bir dünya mı?” Elbette hayır. Bir kez değil, bin kez, milyarlarca kez hayır. Bir hayır da ipleri en başından beri elinde tutan, herhangi bir destekleyici delil olmaksızın kendi muhteşemliğine karşı sarsılmaz inancı olan insanlar için… Buradan ilkokul öğretmeni ona büyüdüğünde ne olmak istediğini sorduğunda cevabı “tarikat lideri” şeklinde veren Nick Cave’e de selamlar. İyi ki var. İyi ki varlar. 17 yaşında liseyi bitirdiği gün, kendi tanımıyla tek komşunun inekler olduğu bir köyden gönderdiği yüzlerce e-postanın ardından dönüş aldığı True Panther Records ile tanışmak için New York’a giden Lauren Auder de iyi ki var. 

Yaşamının büyük bölümünü zorunlu olarak geçirdiği küçük odalarda, içindeki hiper duygu alemi ve dünyevi gerçeklikler arasındaki boşluğu doldurmak için üreten Lauren Auder’in motivasyon kaynağına "Amacım benden daha büyük bir şeyi iletmek.” cümlesiyle ulaşmak mümkün. Onunla bariton vokalinin eşlik ettiği sinematik dokuların arasında dolaşmak için heyecanlıyım. Çoktandır evcilleştirilmiş pop müziğinin bağlarını çözüp özgür bırakan sıra dışı bir ruhun yanındayım. Tanışmak isteyen herkesi davetli listesine yazdım. İçerde, pardon aşağıda görüşürüz.

Lauran Audey, Fotoğraf: Ian Kenneth Bird

Fotoğraf: Ian Kenneth Bird

Solucan deliği: Birleşik Krallık'ın iki kült dergisi NME ve Kerrang!’da müzik muhabirliği yapan anne ve babanın olduğu bir evde dünyaya gelen Lauren Auder, çocukluk yıllarını Londra yakınlarındaki Watford’da geçirdi. Yedi yaşında ailesiyle birlikte "kelimenin tam anlamıyla hiçliğin ortası” olarak tanımladığı, Fransa'da ücra bir kasabaya, Albi’ye taşındı. İnternetle birlikte büyüyen Auder, yapılacak şeylerin sınırlılığında kendi kendine çarparak yolunu bulmaya çalıştı. Anne ve babasının müzik üzerine olan analitik düşünme tarzını miras alan Auder, Tumblr’da açtığı solucan deliğinden içeri girdi ve günlerini kendi estetik değerlerini keşfetmeye harcadı. Ters yöne doğru gitmekten keyif alan ve zıtların ona sunduğu ayak basılmamış topraklardan keyif alan Auder için müziğin vadettikleri, penceresinin önündeki eşsiz doğa manzarasından daha değerliydi. Yatılı olarak okuduğu Katolik lisesinden arta kalan zamanlarını Marc Bolan, David Sylvian ve David Bowie'nin başkalaşım geçirmiş seslerini ve tarzlarını dinleyerek doldurdu. 60’ların teen pop ikonu olan Scott Walker ile tanıştığında ise yarım asır sonra onun ruhunu yeniden yeryüzüne çağırabileceğini fark etti. Başucuna oyuncaklar yerine insanlık tarihinin üst üste koyarak arşivlediği kültür birikimini alan birisi için her ne kadar referans noktaları önemli olsa da Auder’in, bugüne ait bir başlangıca ihtiyacı vardı. O dönem doğduğu ve büyüdüğü ülkelerin, yani Birleşik Krallık ve Fransa’nın yeraltı sahnesini buluşturan rap dalgasını yatak odasında üretmeye başladığı prodüksiyonlarıyla yakalamaya karar verdi. 

Gürültülü ve kasvetli dokular: “Sanırım benim gibi normalin dışında büyüyen insanlar için müzik bir teselli yeriydi. Büyürken ihtiyaç duyduğum müziği yapmak önemliydi.” diyen Lauren Auder, 17 yaşına geldiğinde o zamanlar bir avuç dinleyicisi olan Kojey Radical ve slowthai ile iş birliği yapmaya başladı. Başkalarının projelerinde vakit geçiren Auder, zamanla müzikte kişisel mücadelelerini şarkılarla ifade edebileceğini, kendi söyleyecek sözlerinin olduğunu farketti. Lisedeki son yılında kaçış planı hazırdı. Türlerin ve duyguların sınırlarını zorlamak için müzik yapıyordu ve yeryüzünde buna kulak verecek bir plak şirketinin var olduğundan emindi. Evrene yağdırdığı e-postalardan biri True Panther Records’a denk geldi ve beklediği dönüşü aldı. Nitekim Auder, 17 yaşında liseden mezun olduğu gün plak şirketinin olduğu New York’un yolunu tuttu. Artık önünde iplerini elinde tuttuğu bir kariyer vardı. Tek yapması gereken gürültülü ve kasvetli dokularını ortak hislerde buluşturmaktı. Bunun için yeniden bir odaya kapanması gerekiyordu. Bu sefer penceresinden sokağın ritmini duyabileceği Londra’yı tercih etti. 

Melankolinin izinden: Plak şirketini müziğine değil, gürültülü ve kasvetli dokulardan oluşturduğu uyumsuz güzelliği yaratma şekline ikna eden Lauren Auder'in artık tek yapması gereken üretmekti. Dünyaya yaymaya tam olarak hazır hissetmediği konuları, şimdinin kırılganlığında paylaşmak istedi. Kuşkusuz en büyük gücü hep yanında olduğunu hissettiği Scott Walker’ın ruhunu okşayan bariton vokallerinden aldı. Nitekim Londra’da geçirdiği bir yılın ardından Who Carry’s You adını verdiği beş şarkılık ilk kısaçalarını yayımladı. Derin bir iç çekip melankolisiyle yaşını ikiye katlayan Auder'in müziği, kalpten kalbe dolaşarak çoğaldı. Christine and the Queens ile birlikte turnelemeye başlayıp büyük kalabalıklar önünde yatak odasında ürettiği şarkıları söylediğinde artık solucan deliğinden çıktığını anladı. Sahne üstündeki Auder’in kendi olgunluğunu taşıyacak müziğe ihtiyacı vardı. Bunun için de üretimdeki tekilliği bırakıp stüdyoda yapımcılarla ve farklı müzisyenlerle bir araya gelmesi gerekiyordu. Nitekim çok geçmeden bu sefer “Gerçekten zamansız bir kaliteye sahip bir kayıt yapabileceğimi kendime kanıtlamak istedim. Bu albüm, hayran olduğum 60'lar ve 70'lerden barok pop sanatçılarıyla aynı çizgide.” sözleriyle birlikte two caves in isimli ikinci kısaçalarını paylaştı. Daha açılış şarkısından kime çalacağını itiraf eden albümleri severim. two caves in de onlardan biri.

Albüm: 5 Songs For The Dayshoric 

Bugünden: Fransa’dan ayrıldıktan sonra dört yılda birbirinden değerli 10 şarkı üreten Lauren Auder, henüz bunların tamamını bir konserde bile çalamadı. Buna rağmen yeni sesler keşfederek farklı duyguların peşinden gitmesini sağlayan bir motivasyona sahip. Onu zamansızlığın içine çeken evrensel merakını, sorunlara bakış açısından anlamak mümkün. Auder için içsel bir krizden daha çok, bu krizin insanlarla ilişkisine olan etkilerine odaklanmak daha değerli. Bu yüzden geçtiğimiz şubat ayında yayımlandığı son kısaçaları 5 Songs For The Dayshoric ile Auder, müzikal ve düşünsel anlatımda bugün olduğu yeri işaretledi. "Geleceğe dair heyecan verici bir bakış açım var. Bunun umut verici olduğunu düşünüyorum.“ sözünden 20’li yaşların başındaki Auder’in kalıplardan taşarak yaşadığı dünyada vermek istediği mesaj gayet net. Bize düşen sadece onun yaratıcı hayatına eşlik etmek.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

Hayal, gerçek ve aradaki gürültü

Amacı kendinden büyük olanlar, düşlediği dünyayı yaratanlar, çeşitliliği kucaklayanlar, hayalle gerçek arasındaki gürültüyü bastırabilenler; bir kere daha: İyi ki varsınız.

19 Mar 2021

Jam Session ile birlikte
M/M Paris

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR