Başlangıç


Anadolu saykedelik müziği x İngiltere cazının dinamizmi: Air Anatolia Zorlu PSM’de Air Anatolia 14 Ekim'de Zorlu PSM'de Geçtiğimiz ilkbaharda EFG Londra Caz Festivali ’yle iş birliği gerçekleştiren ve bizleri enfes bir konser serisiyle buluşturan Zorlu PSM , bu iş birliğine Gülbaba Records ’u ve British Council ’ın desteğini de dâhil ederek yepyeni bir proje ortaya koyuyor. Bu birlikteliğin Anadolu saykedelik tadında yeni meyvesi, Air Anatolia projesi tüm detaylarıyla karşında sevgili Duende okuru. Nedir? Anadolu merkezli saykedelik müziğin öncü üreticilerini sınırları aşan bir projeyle bir araya getiren Air Anatolia kapsamında, Türkiye ve İngiltere caz sahnesinin değerli isimleri ilk adımda 14 Ekim ’de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi ’nde, 18 Kasım ’da ise Londra’da EFG Londra Caz Festivali kapsamında Royal Festival Hall ’de sahne alacaklar. Kimler var? Kültürel benzerlikler ve farklılıklar üzerinden sahnede bağ kuracak değerli isimler arasında Moğollar'dan Cahit Berkay, Okay Temiz, Ahmet Güvenç, BabaZula'nın kurucu üyesi Murat Ertel, Melike Şahin, Dunja Botic, Tamar Osborn, Jake Long, Chelsea Carmichael, Thodoris Ziarkas, Yazz Ahmed, Eralp Güven, Erdem Başer, Ekin Eti, Derya Yıldırım, Tolgahan Çoğulu ve Muhlis Berberoğlu yer alıyor. Neden gitmeli? Projenin müzik direktörlüğünü Türkiye'den VeYasin (ModeXL, Hey! Douglas) ile Tolga Böyük (Islandman), Birleşik Krallık’tan ise Al MacSween (Maisha, Kefaya) yürütüyor. Bu birliktelik sana ikonik şarkıların füzyon düzenlemelerini büyüleyici performanslarla sunmayı vadediyor. Heyecan verici Air Anatolia projesinin İstanbul buluşması için biletler hemen şurada .
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Kulis: The Away Days
The Away Days, kuliste buluştuğumuz ilk grup. MIX Festivali bizim için asıl şimdi başlıyor. Geniş bir odaya doğru giriyoruz, grubun tüm üyeleri karşımızda. İki koltuk ve geniş bir kanepeye kuruluyoruz. Bu sene altıncısı düzenlenen MIX Festival’e ilk defa konuk oluyor The Away Days. Onları festivalin en büyük sahnesine uğurlamadan önce pek vaktimiz yok.
Hemen sohbete koyuluyoruz. Bu gece için Sadık Avcı tarafından tasarlanmış ışık oyunlarından söz açılıyor. Can (Özen), “Bu gece bizi dinlemeye gelen kalabalığın arasında Gaspar Noe ya da David Fincher olabilirdi.” diyor. Festivalin ana sahnesinde toplanacak kalabalıklar The Away Days için yeni bir deneyim olacak. Gölgeli ışık oyunları arasında seçilemeyecek, bir silüete dönüşecek dinleyici kitlesi içinde “Ronaldinho, Anthony Bourdain, Erlend Øye” olsa güzel olabilirdi hayalinin eşiğinde buluyor grup kendini.

The Away Days'in lead vokalisti Can Özen, Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Gerçeği ve hâlihazırda var olanı bir kenara bırakmışken, hemen her müzisyenin sahnede çalmayı hayal ettiği, canlı performans enerjisini kurguladığı şarkıların dünyasına yol alıyoruz. Bunlar The Away Days için Chris Isaak’ten Wicked Game, Thom Yorke’tan Truth Ray, Gorillaz ve Tame Impala işbirliği New Gold, Editors’tan All Sparks şarkıları oluyor.
Söyleşi, soru-cevabın ötesinde bir şeffaf paylaşıma dönüşüyor; 90’lı yılların sonu ve nu metal, gerçekleşemeyen Frye Festivali, The Smiths ve 80'ler Manchester’ı, Karga Kadıköy’de Editors’ın, Arctic Monkeys'in ve Interpol’ün sahne alacağı kurgusal bir festival, Boards of Canada’dan “Boards of Nanada” adında bir plugin, kısa ama dopdolu sohbetimizden geriye kalan birkaç şeyden biri yalnızca.
Sahne: Klor
Amfide 3pillie’yle tanışmamızın ardından Studio’da çalan Klor’un 80’ler diyarını son düzlükte yakaladık. Kadıköylü ekiple Vaporwave estetikliğine sahip görüntüler önünde karşılaştığımızda dinleyenler Son Jeton şarkısıyla iç içeydiler. Gruba vokaliyle eşlik eden İdil Ateş, elde biralar olduğu için üzülünen anlarda; “boşverin şimdi biraları, fütüristik-retro alemine doğru uzanalım” der gibiydi. Sözler ağzından dökülmediyse de; dinleyenler olarak bu çağrıya kulak verdiğimiz pekâlâ ortadaydı.
Sahne: Kardelen
Ana Sahnede The Away Days konseri devam ederken, Klor konserini henüz geride bırakmış %100 Studio sahnesi, çıkıştaki yerel müzisyenlerden Kardelen’i ağırladı. 2001 doğumlu Kardelen, kısa müzik kariyerindeki en büyük sahnesindeydi. Üstünde fileli bir elbise, tükenmeyecek gibi ışıldayan enerjisiyle küçük bir kalabalık karşısında dans etti.
Bu geceye kadar 5 tekli yayımlamış olan Kardelen, kendi şarkılarının arasına serpiştirdiği Hepsi’den Aşk Sakızı, Hande Yener’den de Romeo gibi Türkçe pop klasiklerini yorumladı. İlk albümünün müjdesi ve ilk defa bu gece çaldığı yeni şarkılar, Kardelen’in seyirci etkileşimi yüksek sahne performansıyla bir araya geldi. Ve belki de bu gece bir yıldız doğdu.
Kulis: Seda & Tuğçe
Bu festival yeni sesleri, yeni kişileri tanımakla geçecek 48 saatlik bir keşif rotasına sahipti. Sıradaki istikamet, DJ setin başına geçmeye hazırlanan Tuğçe Şenoğul ve Seda Erciyes’i yakalamak üzere kulisti.
Bugün onları yalnızca bir kişi dinleyecek olsa onun kim olmasını istediklerine dair konuştuk. Seda, Victoria Monét ile dans etmenin yolunu yaparken Tuğçe, Spirited Away’den Haku’nun orada olmasını diledi. Bir nehir ejderhası olarak gelirse elbette daha da mutlu olurdu.
Onların çok sesli festivaline de kulak kesildik. Tuğçe samanyolunda, parlayan yıldızların içinde, animasyon gibi bir ortamda kendi festivalinin hayalini kurdu: “Maalesef zaman aramızda yok: Zamansız bir zamandayız, burası samanyolu.” Headliner’a ise altın harfleri dokundurdu: Michael Jackson.

Tuğçe Şenoğul, Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Seda’nın festivalinde 2080’deyiz. Uzayda bir diskoda, ayağımızda uçan patenler var. 20 gün boyunca Beyoncé’nin RENAISSANCE albümünü dinleyeceğimiz bir festival burası. Kusma duygumuz yok. Kamp yapıyor, Beyoncé dinleyerek arınıyoruz.
Bugüne, amfiye döndüğümüzde ise dans etmeden durmaya bir saniye bile müsade edilmeyeceğinin haberini aldık. Üzerine de evrende süzülen tüm cringe şarkılar eşliğinde hem gülecek hem de berbat dansımızı icra edeceğimizin notu düşülmüştü. Tuğçe, “Tamamen berbat bir şekilde dans edebilmek için uğraşıyoruz.” dediğinde, şu an buna çok ihtiyacımız olduğuna hepimiz hemfikirdik. Ayakkabı bağcıklarımızı sıkmış, berbat danslar için hazırdık.

Tuğçe ve Seda Vestel Amfi'de, Fotoğraf: Cem Gültepe
Kulis: Thomas Guerlet
Tuğçe ve Seda’yı Vestel Amfi’ye, kozmik dans partilerine uğurladıktan sonra Fransızca konuşulan bir koridorda bulduk kendimizi. Thomas Guerlet, bizim ilk İngilizce röportajımızdı. Kafamızda; sohbetin nasıl evrileceği, oturduğumuz küçük kulis odasına bangırdayarak gelen müzikle kafamızı nasıl toplayacağımız gibi soru işaretleriyle kapı önünde diken üstünde bekledik. Aniden, hafif utangaç ama naif bir sesle, “Selamlar, nasılsınız?” diyen Thomas'yı duyduk. Thomas yüzünde kocaman bir gülümsemeyle iki kişilik küçük bir kanepenin köşesine kuruldu.

Thomas Guerlet, Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Telefonlarımıza aldığımız notlarla ve kısıtlı zamanımızın getirdiği acelecilikle hemen sohbete koyulduk. Thomas'ın sorularımıza verdiği cevaplar hayal ettiklerinden emin olduğunu gösterir şekilde çok netti.
“Bu gece seni dinleyecek kalabalık içinde kim olsun isterdin?” sorumuza “Paul McCartney” diye cevap veriyor çok kısa süreli bir tereddütten sonra Thomas. “Onu kalabalığın içinde görmek ve performansım için yalnızca, 'Evet, fena değil' demesini çok isterdim." Thomas, idollerinden olan ve tarihin en yetenekli şarkı yazarlarından biri olduğuna inandığı Paul McCartney'nin Liverpool'da açtığı bir müzik okuluna da gitmiş. “McCartney'in okuluna gittim ama onunla tanışamadım.” Yakın bir arkadaşının McCartney'le tanıştığını da düşündüğümüzde, bu iki müzisyenin hiç buluşamamaları büyük bir hayal kırıklığı olsa gerek.
Thomas'ın Birleşik Krallık'tan idolleri yalnızca '60'lara dayanmıyor. Paul McCartney ve The Beatles'tan çok sonra gelecek olan ve 2002 yılında bir grup ergen çocuğun Sheffield'ta kurduğu Arctic Monkeys, sohbetimizde arz-endam ediyor.
“Bu geceki setlist’ine müzik kataloğun dışından bir şarkı ekleyecek olsaydın, bu ne olurdu?” diye soruyoruz. “Muhtemelen Arctic Monkeys'den The Ritz To The Rubble çalardım.” diye cevap veriyor Thomas. Eski ama klasik bir Arctic Monkeys şarkısı. Grubun yeni sound'u hakkında da kısaca laflıyoruz. Alex Turner'ın The Car albümünün tamamını bestelediğinden ve grubun isminin artık Alex Turner and the Arctic Monkeys olarak değişmesi gerektiğinden bahsedince, “Dürüst olmak gerekirse başından beri durum böyleydi.” diyor Thomas, “Alex harika bir şarkı yazarı.”
Bu küçücük kulis odasına sığdırdığımız kısacık sohbete Serge Gainsborough, Charles Aznavour, Jacques Brel, The Strokes, Julian Casablancas ve The Voidz de dâhil oluyor. Burayı girdiğimiz hızda terk ediyoruz. Bu sefer kocaman gülümsemeler bizim yüzümüzde.
Sahne: Men I Trust
Günün belki de en çok beklenen ismi için ana sahnedeyiz. Hemen yanımızda %100 Studio’da Thomas Guerlet klavyesinin başında büyüleyici işler yaratırken, bulutların üstünde hülyalı bir deneyime doğru kapıları aralıyoruz Men I Trust’la. Duende’nin son sayısında söyleşi yaptığımız grup, 21 şarkıya genişleyecek uzun bir gecenin başında.
Artık saatlerdir burada olmanın getirdiği yorgunluk ve hafif de olsa varlığını hissettiren baş ağrısı, bizi bulutların üstüne çıkaran bir hafiflikle yer değiştiriyor. Daha çok Oncle Jazz ve son uzun çalarları Untourable Album’den şarkılar çalan grup, Emmanuelle’in vokalleriyle hipnotize edici sisli bir dinginlik yaratıyor.

Men I Trust Ana Sahnede, Fotoğraf: Cem Gültepe
17 şarkı boyunca bizi yanımızdaki dostlarımızla yumuşakça sağa sola salındıran aşina olduğumuz Men I Trust atmosferi, 10 gün kadar önce yayımlanmış ve grup için sıra dışı bir sound değişimi vadeden Billie Toppy şarkısıyla yerini ayaklarını kesen bir rock ’n roll partisine bırakıyor. 7 Ekim 2022, Zorlu - İstanbul, Men I Trust’ın Billie Toppy şarkısını ilk defa canlı çaldıkları zaman ve yer olarak kayıtlara geçiyor.
Defalarca kulaklarımızla dinlediğimiz şarkının canlı versiyonu, yarattığı beklentiyi fazlasıyla karşılıyor. %100 Studio’ya, Kit Sebastian’a yollanırken gece yarısına buçuk var ve hiç olmadığı kadar enerjik hissediyoruz.
Sahne: Kit Sebastian
Son durak %100 Studio. Sona yaklaşırken ivmesi azalmayan ritmimizi frenleyemediğimiz gibi festival sabaha kadar sürecek edasıyla bi’ birayı daha hak ettiğimize karar verdik. Öyle ki bardağı da fıstık gibi sahnesine eşlik eden yeşil takımıyla Merve Erdem’e kaldırdık, teşekkür ederiz. Geleneksel ezgileri es geçemeyen vücudumuz bugünün sonunun nereye gideceğini tahmin etmekten uzak, daha ne kadar eğlenebileceğinden habersizdi. Sonu görmek istemeyenlerle sonsuza ilerlemek üzerine anlaşmalar yaptık. Yani, yarın için.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sahnelerarası bir yolculuğa çıktığımız MIX Festival 2022’nin ardından akılda, hislerde ve kuliste kalanlar.
10 Eki 2022

YAZARLAR

Koray Soylu
Editor @ Aposto

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İlk sezonuyla En İyi Komedi Dizisi dahil 19 dalda Primetime Emmy adaylığı elde eden "Widow’s Bay", eksantrik karakterleri ve her bölüm değişen korku gelenekleriyle türün sınırlarında geziniyor.

İstanbul bu ay adeta konser yorgunu. Temmuz boyunca her gün birden fazla uluslararası yıldız sahnedeydi. Farklı şehirlerden gelen dinleyiciler de büyük fedakarlıklarla bu deneyimin parçası oldu. Konser alanlarındaki müzikseverlerle konuştuk.

Yazar, akademisyen ve arkeolog İsmail Gezgin ile belli başlı kitaplarının ışığında kadim zamanları, yakın geçmişi ve bugünü konuştuk. Sıra kitabı "Ötekilerin Arkeolojisi"ni irdelemeye gelince, İsmail Gezgin "Yoksulluk bir uygarlık icadıdır" diyor ve "modern zamanlar"ı yargılayıp mahkum ediyor.

Oynadığı filmlerin türleri değişir, çalıştığı yönetmenler değişir, sinemasal anlayışlar değişir; lakin “Isabelle Huppert sineması” hep aynı sorunun etrafında döner: İnsan, kendi arzusu, iktidarı, korkusu ve özgürlüğüyle baş başa kaldığında kim olur? Bu yüzden onun filmografisi, son yarım yüzyılın ahlak, arzu, güç, sınıf ve özgürlük üzerine kurulmuş, muazzam bir sinemasal düşünce laboratuvarıdır.

Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.




