Japonya’nın millî içkisi sake

Sakura'ların altında keyfi çıkarılacak fermante içki sake'ye giriş.
Japonya’nın millî içkisi sake

20 Ekim - Tazedirekt - apéro
Tazedirekt ile birlikte

Tazedirekt soruyor: Ne yediğini önemsiyor musun? “Ne yediğini önemseyen dünyayı önemseyendir. Ne yediğini önemse, dünyayı önemse.” diyen Tazedirekt , her zaman olduğu gibi, bilinçli tüketiciler olmamızın ehemmiyetini vurguluyor ve ürünlerin nerede ve nasıl yetiştirildiğini sorgulayarak tükettiğimiz gıdanın sorumluluğunu üstlenmemiz gerektiğinin altını çizmeye devam ediyor. Nedir? Büyük şehirlerde sağlıklı, güvenli gıda tedariğini yaygınlaştırmak için çalışan Tazedirekt; kaynağı belli gıdaları, pestisit analizli meyve ve sebzeleri yerel üreticilerden ve organik tarım yapan çiftliklerden tedarik ederek bilinçli tüketiciyle buluşturuyor. Mutlu üretici: Tazedirekt, Türkiye’nin dört bir yanından geleceğimizi, sürdürülebilirliği ve “ne yediğini önemseyen” üreticileri arayıp bulmak için büyük bir emek verirken hem üretenin hem tüketenin kazanacağı, şeffaf ve dürüst bir iş ortaklığı kurma gayesiyle çalışıyor. Birlikte üretmek ve sürdürülebilir bir gelecek yaratmak ümidiyle üreticinin onca emekle ürettiği ürünü daha çok insana ulaştırmak ise Tazedirekt’in en büyük motivasyonu. Tazedirekt öneriyor: Eğriçayır ürünleriyle güne besleyici bir başlangıç yapmaya ne dersiniz? Toros Dağları'nın eteklerinde bulunan yüksek rakımlı yaylada, zengin çiçek ve bitki örtüsü çeşitliliğinde üretilen Eğriçayır ballarının propolisle, zencefil ve zerdeçalla veya kara mürverle buluştuğu bağışıklık destekleyici gıdalara 31 Ekim’e kadar %15 indirimle ulaşabilirsiniz. İnsan sağlığını önemseyen üreticilerin bilinçle üretilen ürünlerine ulaşmak için Tazedirekt’i ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Soya sosu, miso ezmesi, pirinç sirkesi, hatta japon yemeklerinin gizli kahramanı stok suyu dashi’nin temel malzemesi katsuobushi — Japon mutfak kültürünün yapı taşları bu malzemelerin ortak noktası fermante ürünler olmaları. Fermantasyon, Japon mutfağında yardımcı bir oyuncu değil, bu mutfağın tat profilini baştan aşağı şekillendiren esas unsur. Fermante ürünler, Japonya’da umami etkisini artırarak malzemelerin öz tadını ortaya çıkarmanın ve yemeklere lezzet katmanın anahtarı olarak görülüyor. Hâliyle bu mutfağa eşlikçi olarak fermante bir içki olmaması düşünülemez. İşte burada Japonya’nın milli içkisi sake devreye giriyor. 

Sake'nin tarihi

Sake’nin Japon adasındaki geçmişi o veya bu şekilde 2500 yıl öncesine kadar uzanıyor. Bu tarih, aynı zamanda Japonya’da pirinç ekiminin başladığı zamanlar. Tesadüf sonucu olmayan bu durum, bize sake hakkında bilmemiz gereken ilk şeyi işaret ediyor: sake yalnızca pirinçten elde edilen bir içki — yapımında başka herhangi bir tahıl kullanılmıyor. 

Bir diğer fermante içki şarabın ham maddesi üzümün aksine pirincin içerisinde fermantasyon için gerekli şeker yok. Peki buna rağmen nasıl pirinçten alkol elde ediliyor? Bu sorunun cevabı 2500 sene içerisinde bir hayli değişti. İlk sake üreticileri pirinç tanelerini çiğneyerek geri tükürüyorlardı. İnsan salyası, pirincin içerisindeki nişastayı glikoza dönüştürerek fermantasyona hazır hâle getiriyor, doğal ortamdan gelen mayalar da glikozu alkole dönüştürüyordu.

Günümüzde sake yapımı

Neyse ki sake’nin yapımı artık daha rafine. Bunun için Japonlara koji-kin adlı mantarı keşfettikleri için teşekkür etmek gerekiyor. Fermantasyon tutkunlarının, bilimsel adı aspergillus oryzae'yle tanıyabilecekleri koji-kin, Japon mutfağındaki rolü sebebiyle Japonya'nın "millî mantarı" kabul ediliyor. Zira tahıllarla beslenen bu mantar, başta saydığımız malzemelerin fermantasyonunu sağlayan gizli kahraman. Gelin şimdi koji-kin’in sake yapımında üstlendiği göreve yakından bakalım.

Sake üretiminin ilk aşaması, fermantasyona geçmeden pirincin hazırlanması. Öncelikle pirinç taneleri öğütülerek kabuklarının bir kısmından ayrılıyor. Bu işlem, pirincin kabuk kısımlarında daha çok bulunan lipit ve proteinleri ayırıp nişasta dolu çekirdeğe ulaşmak için yapılıyor. Daha sonra pirinç yıkanıyor ve istenilen su miktarını depolayıncaya kadar su çekmesine izin veriliyor. Bu süreç basit gibi gözükse de saniyelerle ayarlanan çok hassas bir işlem. Pirincin nem miktarı fermantasyon kalitesini doğrudan etkiliyor. Bu işlemin arkasından da pirinç taneleri artık buharda pişmeye hazır hâle geliyor.

Pişen pirincin bir kısmı, "koji odası" olarak bilinen özel bir odaya alınıyor. Burada mantarımız devreye giriyor ve pirince toz hâlinde koji-kin serpiliyor. Mantar, pirincin nişastasını glikoza çevirerek fermantasyona hazır hâle getiriyor. İki gün bu odada yine hassasiyetle ayarlanan sıcaklık ve ışık miktarı altında sake’nin anahtar malzemelerinden koji oluşuyor. Koji, bilinenin aksine mantarın kendisine verilen ad değil — mantarın yapısını değiştirdiği pirincin adı. Mantar için de daha önce kullandığımız gibi koji-kin ifadesi tercih ediliyor.

Koji hazır olduktan sonra içinde su, pirinç, ve maya bulunan ufak bir tanka ekleniyor ve fermantasyon başlıyor. Bu aşama, aslında sake’yi diğer fermante içkilerden ayıran nokta. Aynı tankta hem koji'yle nişasta şekere dönüşüyor hem de bu şeker mayayla alkole dönüşüyor. Örneğin birada maltlama fermantasyondan önce gerçekleşirken sake’de bu iki kimyasal işlem aynı yerde eş zamanlı olarak gerçekleşiyor. Japoncada heiko fukuhakkou, yani çoklu paralel fermantasyon denen bu durum içki dünyasında benzersiz — sake üreticilerinin medarıiftiharı. Aynı zamanda sake’nin %20 gibi diğer fermante içkilere kıyasla daha yüksek bir alkol oranına sahip olmasını bu işlem sağlıyor. Yalnız şişelenmeden önce su katılmasıyla bu miktar, %15’lere düşürülüyor.

İki hafta bu ufak tankta istenilen maya miktarı üretildiği zaman karışım daha büyük bir tanka alınıp üzerine üç defa aynı malzemeler ilave ediliyor. Üç-beş hafta sonrasında bu karışım filtre ediliyor ve geriye artık sake’ye dönüşmüş renksiz bir içki kalıyor.

Sake nasıl tüketiliyor?

Artık hazırlanma sürecini tamamlayan sake'mizin Japonya’daki tüketimine baktığımızda bu içkinin Japon kültüründeki yerini daha iyi anlıyoruz ve boşuna “millî içki” denmediğini görüyoruz. Zira Japonlar sake içmek için âdeta her bahaneyi kullanıyorlar. Sake’nin dinî bayramlarda tapınaklarda, kültürel festivallerde halk arasında, Japonya’nın meşhur kiraz çiçekleri açtığında sakura ağaçları altında piknik yapılırken ve sonbaharda dolunay izlenilirken tüketildiğini görebiliyoruz. 

Fakat sake, yalnızca özel günlerin içkisi değil. İçinde barındırdığı derinlik ve kompleksiteyle herkese her an hitap edebilme potansiyelini mütevazi karakterinin arkasında gizleyen bir içki. Örneğin günümüzde yaşlılara göre nispeten daha az sake tüketen gençler, görece aromatik ve inovatif premium sake'lerin peşinden koşarken yaşlılar, gövdeli ve umami’si bol sake şişelerini yarınlar yokmuşçasına devirmeyi tercih edebiliyor. 

Sake, Japon mutfağının fermante tatlarının en uyumlu eşlikçisi olduğu gibi, çok çeşitli yemeklerle de eşlenme potansiyeline sahip. Şarabın aksine sake’nin yemeklerle çatışma ihtimali çok az. Yemeklerin önüne geçmeyen, mütevazi doğasını eşleşmelere de yansıtan, masada destekleyici ve tamamlayıcı rolü üstlenen bir eşlikçi. Elinize geçen bir sonraki sake’yi, sashimi ve sushi yerine gouda ve brie gibi hafif lezzetli peynirlerle aperitif olarak veya tereyağında kızarmış karidesle içilirse sake’nin sofrada ne kadar maharetli olduğunu daha iyi anlaşılıyor.

Çok yönlü bir içki: sake

Sake’nin çok yönlülüğü aynı zamanda servis şekillerinde de kendini gösteriyor. Farklı sıcaklıklarda tüketilebilen içki, aynı şişeden farklı deneyimler elde etmenize olanak sağlıyor. Sake’nin daha aromatik ve yüksek kaliteli çeşitlerinin beyaz şarap gibi oda sıcaklığından biraz daha soğuk olarak tüketilmesi makulken daha yüksek asiditeli ve pirinç oranlı sake'ler ısıtılarak 35-40 derece civarında da özellikle soğuk kış aylarında keyifli bir deneyim sunabiliyor. 

Japonya’da ekseriyetle küçük porselen kaplarda tüketilen sake’nin standart şarap kadehlerinde de harika performans verdiğini de ekleyelim. Şaraba göre daha az kaprisli içki, serin ve gölge bir yer dışında ekstra bir saklama koşuluna ihtiyaç duymuyor ve açıldıktan sonra bir hafta kadar buzdolabında tadını koruyabiliyor.

Sake yapımı su, koji, pirinç ve maya dörtlüsünden baş döndürücü çeşitlilikte tat ve aroma elde eden bir sanatı. Böyle bir içkiyi Japonya'da gösterilen detaycı ve mükemmeliyetçi yaklaşım olmadan üretebilmek çok zor. Hâlâ yüksek kaliteli sake'lerin hepsi üretim sürecinde makine kullanmadan, koji yapımından fermantasyona bütün sürecin el emeğiyle yürütülmesi sayesinde yapılıyor. Ortaya çıkan sonuç, içimi kolay, farklı sıcaklıklarda tadılabilen, eşlendiği yemeği asla gölgelemeyen, naif ve mütevazi karakterinin arkasında muazzam bir çeşitlilik sunan büyüleyici bir içki.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🍶 Sake

Sake sake geldim, içe içe gideceğim. Sakura'ların altında keyfi çıkarılacak fermante içki sake'ye giriş.

20 Eki 2021

Tazedirekt ile birlikte
Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.

11 Tem 2026

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası
apéroapéro

HİKAYE

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.

04 Tem 2026

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi
apéroapéro

HİKAYE

Hona: Ahıska'dan kalanlar

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Reyhan Ülker

·

27 Haz 2026

Hona: Ahıska'dan kalanlar
apéroapéro

HİKAYE

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.

20 Haz 2026

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra
apéroapéro

HİKAYE

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.

20 Haz 2026

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli