Baxter Dury ile İstanbul sokaklarında: 'Allbarone, şimdiye kadar en çok övgü alan albümüm'

Baxter Dury’nin kariyerindeki en rave ve en disko albümü "Allbarone" geçen Cuma dinleyici ile buluştu ve sanatçı ertesi gün İstanbul’da sahne aldı. Baxter Dury ile konser öncesi biraraya geldik ve müziğinin arkasındaki hikayeleri, ailesini ve sahnedeki personasını konuştuk.
Baxter Dury ile İstanbul sokaklarında: 'Allbarone, şimdiye kadar en çok övgü alan albümüm'

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Baxter Dury, Radyo Eksen’in 25. yılını kutlandığı Eksen on Fair’de sahne almak için İstanbul’daydı. Konser günü sabah çok erken saatte onunla Bomonti’deki bir otelin lobisinde buluştuk. Bir gece önce kariyerinin en önemli albümü olarak nitelendirdiği PIAS/Heavenly etiketli Allbarone yayımlandığından enerjisi çok yüksekti. 

Dury, albümden bahsederken “Yorumlar çok iyi” diyor. Ben ise bir gece önce partide olduğum için biraz yorgun olduğumdan bahsediyorum. Gülerek partileri hiç sevmediğini söylüyor. Oysa Allbarone tam bir parti albümü. Beat şiirlerin disko ve rave müzikle buluştuğu 9 şarkıyı dinlerken kendiliğinizden dans etmeye kalkıyorsunuz.

Baxter, cool bir Londralı gibi görünse de tanıştığım en canayakın ve komik insanlardan biri. Röportaj öncesi Türkiye politikası hakkında sorular soruyor ve nasıl bir izleyici ile karşılaşacağını merak ediyor. “Biliyor musun çocuk gibiyim, yani beynim çok fazla çalışıyor. Röportaja başlayalım” diyor ve hikayenin başına gidiyor: 

“Albümdeki her şey Glastonbury’de prodüktör Paul Epworth ile biraraya gelip insanları dans ettirme isteğimizle başladı...”

Dün yeni albümün Allbarone yayımlandı. Dinler dinlemez hemen ayaklanıp dans etmek istedim. Yola çıkarken aklındaki bu muydu?

İşte, niyet tam olarak buydu. Çok daha fazla konser vermeye başladım ve bu da Allbarone’u doğurdu. Konserler belli bir tempoda gidiyordu ve sonunda hızlanan küçük bir kısım vardı. O küçük kısım biraz daha hızlanmalıydı. Niyetim canlı performanslarımı daha rave bir ortama dönüştürmekti. Orta tempolu bir müzik var ve daha da hızlanabilir. Ama şu an albümün çoğu şarkısını canlı çalamıyoruz çünkü daha öğrenemedik. Niyetimiz canlı performanslarımızı dönüştürmek, bu da yavaş yavaş olacak.

Bu albümü en iyi hangi şarkı anlatıyor?

Albüme adını da veren açılış şarkısı Allbarone. İlk şarkı bir nevi bildiri niteliğinde çünkü oldukça şamatacı, aynı "Allbarone" kelimesi gibi. Bir şeylerden kaçmaya çalışıyor gibi bir hâli de var... Bence bu, albümün tonunu belirliyor ya da ne beklenip ne beklenmeyeceğini söylüyor. Allbarone yaptığımız ilk şarkıydı.

Allbarone, İngiltere’deki pub zinciri All Bar One’dan geliyor değil mi? Diğer pub zinciri Wetherspoons değil de neden burası?

Çünkü Manchester’da bir All Bar One’a gitmiştim ve yalnız hissettiğim bir anımdı. O güne dair tek komik olan şey birinin oraya "Allbarone" demesiydi. Gecenin geri kalanı ise tamamen depresifti. O zamandan beri oraya bir daha gitmedim. Asla Wetherspoons’a da gitmem. Bir kere oğlumu oradan almıştım, bir tek o zaman gittim.

Hayatının en iyi partisi neredeydi?

Bilmiyorum, partilere gitmiyorum. Seviyorum ama ben biraz tuhaf, narsist bir kontrol manyağıyım. Bu biraz iddialı bir laf oldu ama havalı yerlerde bulunmaktan hoşlanmam. Hayatımı da partilerle ölçemem. Oldukça sıradan bir hayat yaşıyorum. Seni hayal kırıklığına uğratıyorsam üzgünüm. (Gülüyor.)

'Sahnede Tai Chi yapıyor gibiyim ama aslında bunlar uydurduğum hareketler'

Şu an konuşurken mesela çok cool’sun ama sahnede çok başkasın. Geçen yıl Rock En Sein’de izlediğim en komik sahne seninkiydi. Bir sonraki hareketini merak eden izleyici sahneye odaklanıyordu. Orada nasıl bir Baxter personası vardı?

İkisi de benim. İkisi de benim parçalarım. Ama nasıl bir performans sergilediğinle nasıl biri olduğun arasında bir ayrım yapman lazım. O kişiliği sürekli sürdüremezsin ve sürdürmek de istemem, çok yorucu olurdu. 

İnsanın sahnede serbest bıraktığı bir tür vahşilik var. Bir çeşit arınma, seni terk eden bir his gibi. Bunu 24 saat boyunca sürdüremezsin. Yaşlanıyorsun ve kendine nazik davranman lazım. Bu yüzden bazen sahnede yaptığım şeyler biraz empresyonist oluyor. Bu benim çılgın bir hayat yaşadığım anlamına gelmiyor. Sahneden indiğimde kendini aşırı şımartan biri de değilim. Belki bazıları bunu öğrendiğinde biraz hayal kırıklığına uğruyor çünkü insanlar daha farklı düşünüyor.

Mesela sahnede Tai Chi hareketleri yapıyorsun. Onlar da hayatının içinde yok mu?

Onlar biraz meditasyon gibi. Tai Chi gibi görünüyorlar ama tamamen palavra, uydurduğum hareketler. Büyük ihtimal öyle bir hareket yoktur. (Gülüyor.) 

Şarkı sözleri bir Beat şiiri gibi, biraz ukala

Şarkı sözlerin oldukça şiirsel. Müzik ile sözler arasındaki dengeyi nasıl buluyorsun? Genelde hangisi önce geliyor?

Mesela bu son albümü Paul ile yaptım, o daha çok müziğe odaklandı, ben de melodilere ve sözlere. Benim için söz yazmak daha kolay. Bir günlük gibi beyin akışımı yansıtıyor, içimden dökülen her şey orada. Ama fazla düşünmüyorum. Çok fazla düşünmeye kalkarsam ortaya çıkanlar bana biraz yapmacık geliyor. Bu yüzden kendimi özgür bırakmaya çalışıyorum. Beat şiiri gibi, biraz da ukala bir şey aslında. 

Ama müzik... Çok daha zor bir şey. Bunu sofistike bir şekilde yapmak benim için kolay değil. Bu yüzden yardım almam gerekiyordu.

Adele, Rihanna, Paul McCartney gibi isimlerle çalışan efsanevi prodüktör Paul Epworth ile çalışmak nasıldı? Müziğini anlayabildi mi sence?

Paul, harikaydı, sevimliydi ve çok çekiciydi. Müziğimi anladı ve ben de onun peşinden gittim. Gerçekten çok babacandı ve inanılmaz iyiydi. Çok deneyimli, başarısı onu çok sakin hâle getirmiş. Kendinden asla şüphe eden birisi değildi ve bu gerçekten hoştu. Kendine çok güvenen biriyle çalışmak keyifli.

Sence yeni nesil, müziğinle bağ kuruyor mu yoksa sadece benim gibi Y kuşağından müzikseverlere mi hitap ediyorsun? Aslında gençler seni Fred again.. ile yaptığın çalışma ile tanıdı.

Umarım yeni nesil dinliyordur. Konserlerde her yaştan izleyicimiz var. Kitle çok yaşlı da çok genç de değil. Dediğin gibi, senin yaşlarındalar. Sanırım doğru kitleyi buluyoruz çünkü bence müziğim biraz fazla tuhaf ve yaşlı insanları kısmen uzaklaştırıyor, kafalarını karıştırıyor. Çok gençler de biraz karışık buluyor ama aradaki bir grup var ki... Bence bu çok güzel. Ayrıca kadın-erkek oranı da eşit gibi görünüyor, bu da harika.

Sadece yaşlı erkeklerden oluşan bir dinleyici kitlesi olsa dehşete düşerdim. Bu müzikte daha fazlası var. Aslında oldukça romantik bir müzik bu, zihinsel olarak öyle. Bu post-punk adam müziği değil. Gerçi post-punk grupları da romantiktir, şarkı yazarlığı yönleri kuvvetlidir.

'Bazı insanlar politikayı kendilerini daha ilgili göstermek için kullanıyor'

İngiltere’de müziğin gittikçe daha politik bir yere gelmesi hakkında ne düşünüyorsun? Sokaklarda protestolar oluyor, birçok sanatçının konserleri iptal ediliyor...

Bu biraz kafa karıştırıcı. Bence insanların müzikte ne hissediyorlarsa onu söylemeleri önemli. Sanki bazı insanlar bunu söylemeye daha yetkinmiş gibi görünüyor. Mesela Kneecap çok güçlü meselelerden etkilenmiş. Aileleri, bir önceki kuşaktan tanıdıkları, bu meseleleri yaşamış. Londra’da büyüyen bazı çocuklardan farklı bir eğitim almışlar. Konuştuğumuzda bizim sahip olmadığımız bir deneyimden bahsediyorlar. O yüzden müziklerinde politikaya dair söz söyleme hakları var ve gerçekten de bunu çok iyi yapıyorlar. Çok cesurlar. Bazı insanlar ise politikayı kendilerini farklı göstermek için kullanıyor. Bu biraz kaygı verici.

Gördün mü bilmiyorum Radiohead konserleri de protesto edildi...

Onlar biraz daha yaşlı ve biraz nahifler ama insanların bu konuları tartışması gerektiğini düşünüyorum. Kimse susturulmamalı. İnternet vahşi bir yer, kontrol edemezsin. Bazı şeyleri görmezden gelmek lazım ama bazı meseleleri de ciddiye almak gerek.

Bu yaz Oasis konserine gittin mi?

Hayır. Davet etselerdi giderdim tabii ama 300 sterlin harcayıp o konsere gitmem. İnsanlar eğlendiler, bu da iyi bir şey. Sarhoş, orta yaşlı adamlar... Biraz İngiltere'nin özeti gibi ama eğlenceliler.

'Dikkat çekmeye çalışan insanlardan hoşlanmıyorum'

Diğer müzisyenlerle takılmaktan keyif alıyor musun?

Evet, bazen. Belli tip müzisyenlere bayılıyorum. Grubumu çok seviyorum ama şöhret peşinde olan insanlara pek ilgim yok. Umrumda değiller. Dikkat çekmeye çalışan insanlardan hoşlanmıyorum. O enerjiyi sevmiyorum. Kendi kültürel motivasyonlarımın oldukça saf olduğunu düşünüyorum. Benimki iyi bir şey yapmakla ilgili. Şöhret elde etmekle ilgili değil. O tür enerjiyi gördüğümde rahatsız oluyorum. 

Bazı insanlar egolarını seviyor. Tabii ki ünlü bir babayla büyüdüm, şöhreti yaşadım. Bu yüzden de şöhretin sonuçlarını daha iyi anlıyorum.

Ailen hakkında konuşmayı sevmediğini biliyorum ama sence onlar sana neler kattılar? (Baxter Dury’nin babası Ian Dury, Blockheads solisti. Annesi Betty Rathmell ise ressam.)

Çok şey. İki ebeveynim de sanatçıydı, o yüzden bana ne olmak istiyorsam olma özgürlüğünü verdiler. Ama çok çalışmak şartıyla... Onlar da hiçbir şeyi diğer herkesten daha çok çalışmadan elde etmediler. Sanırım en çok bunu öğrendim.

Bir de babamdan şunu öğrendim: Abartılı davranışlar her zaman gerekli değil. Onun için gerekliydi ama benim için değil. Her gün menüde olmak zorunda değil. Müzikten keyif alırken karakterleri birbirinden ayırmanın bir yolu var.
Belki babam bunu yeterince yapmadı. Eve geldiğinde de sahnedekiyle aynı karakterdi. Ve bu belki biraz fazlaydı. Fazla dramatik... Aile hep drama yaratır, bilirsin. Ben dramayı azaltmaya çalışıyorum çünkü artık yaşlandım. Evde drama istemiyorum.

Oğlunla ilişkin babanla ilişkine benziyor mu? Mesela oğlun müziğini seviyor mu?
Hayır, oğlum çok cool. Bu albümün yazımında bana çok yardım etti. Bu albümdeki en sevdiğim şeylerden bazılarını o yazdı. Ama beni çok da umursamıyor. “Ah, canım babam” modunda değil yani. Ve şöhretle ilgilenmiyor. Çok modern bir genç adam. İçki içmiyor ve havalı biri. Bıyığı da var.

Hipster tarzı mı?

Aynen. Hipster ya da hip hop. Sanki milkshake içmiş gibi görünüyor. (Gülüyor.) Bu kuşak bizden çok farklı. 

Allbarone senin için ne ifade ediyor?

Aslında bunu henüz tam olarak çözemedim ama bugüne kadar her yönünden keyif aldım. Yapım sürecinden çok keyif aldım, albümü çıkarmaktan çok keyif aldım. Dün inanılmaz bir gündü. Daha önce hiç yaşamadığım bir sıcaklık dalgası hissettim. Aldığım yorumlar bugüne kadarkilerin en iyisiydi.

Albümle ilgili eleştirilerin çoğu olumlu. Yorumları okurken ne hissettin?
Gerçekten çok iyi bir süreçti ve benim için de çok keyifliydi. Paul ile çok iyi arkadaşız ve o da 7 yıldır albüm yapmamıştı. Hatta söylediğine göre, kariyerindeki tüm başarılar içinde bu, en iyi yorum alan albümüymüş. Harika değil mi?

Yorumların da sadece tadını çıkardım. Dün gerçekten çok eğlendim. “Umursamıyormuş gibi yapıyorsun” diyebilirsin ama gerçekten çok güzeldi. Harika bir gündü, sonra buraya geldim.

Albümdeki "Schadenfreude" şarkısını çok beğendim...

Bu şarkı romantik hayal kırıklığıyla ilgili. Ama altyapısı tamamen Paul’un Fransız ve İtalyan dans müziğine dair ilgisiyle şekillendi. O tarz bir hava yakalamaya çalıştı. 80'ler-90’lar Fransız touch parçalarını çokça çalıyorduk ve Paul bunu çok hızlı bir şekilde müziğe yansıttı. Şarkı o şekilde ortaya çıktı. Paul bir müzik türünü onurlandırıp sonra onu kendi versiyonuna dönüştürebiliyor. 

'Ünlü birinin oğlu olduğum için endişeliydim'

 Yıllar önce ilk şarkını kaydederken tam olarak böyle bir hayat mıydı hayalin?

Biliyor musun, çok korkuyordum. Sadece A noktasından B noktasına gitmek istiyordum. Şarkıyı bitirmek istiyordum. Ünlü birinin oğlu olduğum için biraz endişeliydim ve o zamanlar daha kırılgandım. Şimdi kendimi buldum, artık umursamıyorum. Ama o zaman... Gerçi o da iyi bir yerdi, güven kazanmayı öğrenmen gerekiyor. Yine de oldukça iyi müzik yaptım.

Sen de şöhret mi istiyordun yoksa sadece kızlarla takılmak mı?

Öyle bir niyetim yoktu. Niyetim çok saftı. Muhtemelen bohem bir aileydik ve motivasyonlarımız bize iyi şeyler getirdi. Ben her zaman otantik şeyler yapmak istedim. Belki kulağa biraz ukalaca geliyor ama ben oldukça açık fikirliyimdir o yüzden bir sonraki günün ne kadar iyi olabileceğini düşünürdüm. 

Şu anda ise hayatımdan keyif alıyorum. Hep üretken olmaya ve tadını çıkarmaya bakarım, yoksa ilerleyemez ya da yapmazdım. Bazen, ki bu her zaman mümkün olmuyor, bazen doğru finansal imkan ya da takdiri bulamıyorsun. Bunlar hesaplayamayacağım şeyler.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR