Berkay Ateş: 'Bireyi toplumdan, toplumu bireyden ayıramıyorum'


Arter’de Jackie Matisse’in uçurtmaları peşindeyiz Arter bizleri Uçurtma Zamanı sergisiyle Jackie Matisse ’in imzası hâline gelen uçurtmalarıyla buluşturuyor. Gökyüzünde süzülen yaratıcı bir yolculuğa çıkacağın sergi kapsamında seni bir de Deniz Kuyrukları Performansları bekliyor. Jackie Matisse: Jackie Matisse, büyükbabası Henri Matisse'in “Elinizden başka herhangi bir iş geliyorsa sanatçı olmayın. Sanat, fevkalade meşakkatli bir yoldur.” öğüdünü görmezden gelir. 1962'de ormanda kaybettiği bir uçurtma, onun sanat yolculuğuna ilham kaynağı olur ve kendi yaratıcı dünyasını keşfetmesini sağlar. Marcel Duchamp ile 1959-1968 yılları arasında çalışarak edindiği deneyimlerle farklı yüzeylerde ve ortamlarda eserler üretir. Sanatını, ruhunu yansıtan dinamik bir ifade aracı olarak gördüğü uçurtmalar üzerinde çalışarak dünya çapında sergiler gerçekleştirir. Neleri görmeli? Sanatçının boya kalemleri ve fırçalarıyla bulutların arasında, su altında, kâğıt, ahşap ve kumaş yüzeylerde gezinen, farklı mecraları ve kıtaları kateden yaratıcı serüveninden; Gökkuşağı Uçurtmaları , Arter’in ön cephesinden izlenebiliyor. Dolaşmış Uçurtma Kuyrukları ’nın rengârenk desenleriyle tezat oluşturan Siyah Beyaz Uçurtmalar avludan aşağı süzülüyor. Onlara, saf ipekten gövdeleriyle asılı duran Ahmedabad İpekleri eşlik ederken tam karşısında da David Tudor’la gerçekleştirdiği 9 Dizi ve Yansımalar işi izleyenleri karşılıyor. Suyla dolu farklı boyutlarda şişeler içinde yüzen uçurtma parçalarından oluşan Şişelenmiş Düşler ve Deniz Kuyrukları adlı video yine mutlaka seyre dalman gerekenler arasında. Deniz Kuyrukları Performansları : Sergiye paralel olarak bir dans gösterisi düzenleniyor. Arter binasının farklı alanlarına yayılan serginin geçmişi ve bugünü ile bağlantılar kuran performans, 22 - 26 Mayıs arasında 19.30’da ücretsiz olarak gerçekleşecek. Jackie Matisse’in uçurtmalarına ilk defa boylu boyunca iç mekânda bütünlüklü bir bakış getiren Uçurtma Zamanı sergisini 23 Mayıs’tan itibaren Arter’de ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
D22, bu sezon iki oyunla sahnelere döndü: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden mezun olan iki genç oyuncunun sahnelediği Bu Taraftan Daha Güzelim diğeri ise oyuncu Berkay Ateş’in Sessizliği Vurun kitabında yer alan Uykusuz Bir Rüya, Salim hikayesi oldu.
24. Direklerarası Seyirci Ödülleri'nde tek kişilik performans ödülünü kazandınız. Bir önceki oyununuz Hakikat, Elbet Bir Gün oyunu da ödül almıştı. Ödül kavramına bakışınız nasıl?
Ödül almak tabii ki güzel bir duygu. Verdiğiniz emeğin, yaptığınız işin değer görmesi, bir başka şekilde takdir edilmesi insanı teşvik eden, iyi hissettiren bir duygu. Ancak tam tersi olduğunda da “iyi" olmadığınız anlamına gelmiyor bence. Bir sanat eserinin değerini belirleyen şeyin “zaman” olduğunu düşünüyorum.
İlk kez tek kişilik bir oyunla karşımıza çıkıyorsunuz. Sahnede tek kişi olmak nasıl bir his?
İlk başlarda daha zordu, oyunun bütün yükünü tek başınıza yüklenmek... Ancak zamanla alıştım ve artık daha da keyif almaya başladım. İyi bir tecrübe ve öğretici birçok tarafı var.
Beş tiyatro oyunu, bir de öyküden oluşan Sessizliği Vurun kitabınızda yer alan Uykusuz bir Rüya, Salim’i önce roman olarak planlamışsınız fakat yazdıktan sonra süreç tiyatro oyununa evrilmiş. Neden roman değil de tiyatro oyununu tercih ettiniz?
Roman hâlini tamamladıktan sonra açık konuşmak gerekirse pek beğenmemiştim. Üzerine çalışsaydım daha iyi bir hâle gelebilirdi belki ama aslında hikayenin bir tiyatro oyunu olursa daha etkileyici, daha tempolu olacağını düşündüm ve kısaltmaya başladım. Sonuca bakıldığında da doğru bir karar verdiğimi düşünüyorum.

Hâlâ sahnede izlemeyen ya da okumayanlar için Uykusuz Bir Rüya, Salim ne anlatıyor? Salim tanıdığınız biri mi yoksa hayal dünyanızda canlandırdığınız bir karakter mi?
Salim tanımadığım biri ama bir o kadar da tanıdığımız biri aslında. Söyleyemedikleri, içine attıklarıyla, birilerinin onun hayatını tayin etmesine boyun eğmiş biri. Çalışması için Adana'dan İstanbul'a amcasının kebapçı dükkanına gönderiliyor. Burada dostluklar ediniyor. Sözlerini, duygularını fark ediyor ve maalesef acı gerçeklere şahit olarak kendini bulmak isterken kaybediyor aslında. Oyunda dediği gibi: Sınırlı ihtimallerin müptelası biri Salim.
Yazdığınız metinlerde bireysel konular üzerinden toplumsal konulara da değiniyorsunuz. Eserlerinizde kendi düşünce yapınıza yakın bir çizgide misiniz?
Evet, tabii ki benim hayata bakışım, insana, topluma bakışım metinlerimde de var. Bu yüzden yazıyorum zaten. Kendimi yazmak zorunda hissetmiyorum hiçbir zaman. Bir hikaye bulmalıyım ve artık yazmalıyım demiyorum. Kendiliğinden oluyor. Bireyi toplumdan toplumu bireyden ayıramıyorum. Hele ki bizim ülkemizde. Politik ve toplumsal gelişmeler karakterlerimi, ilişkilerimi, hayallerimi belirliyor. Bu yüzden de daha derinlere inerek, insanı anlamaya çalışıyorum.
Sahnelediğiniz oyunların çoğunda kendi eserlerinizi oynuyorsunuz. Yazar Berkay Ateş mi kendini daha iyi ifade ediyor, yoksa sahnedeki Berkay Ateş mi?
Aslında kendi yazdığım oyunlar dışında da birçok oyunda oynadım. Sanırım böyle bir ayrım yapamayacağım çünkü farklı anlatım tarzları var. Oyunculuktan da yazarlıktan da ayrı ayrı şeyler öğrenip, başka heyecanlar yaşıyorum.

Yiğit Sertdemir gibi başarılı bir yönetmenin rejisiyle izliyoruz oyunu. Daha önce kendisiyle de Yirmi Beş, Kral (Soytarım) Lear, Hayvan Çiftliği, oyununda çalıştınız. Yiğit Sertdemir’in etkisi nasıldı? Ben özellikle gölge oyunlarının olduğu kısmı çok beğendim.
Yiğit Sertdemir bence Türkiye'nin en başarılı, en yetkin yönetmenlerinden biri. Çok şanslı hissediyorum kendisiyle birçok oyunda çalıştığım için, hocam olduğu için. Hem bu oyuna hem hayatıma etkisi çok büyüktür. Ondan çok fazla şey öğrendim, öğreniyorum. Büyük bir güven duyuyorum. Uykusuz Bir Rüya, Salim’e de hem metin anlamında hem de sahnelerken katkısı çok büyük oldu. Işık tasarımı da kendisine ait, ben de size katılıyorum harika bir ışık tasarımı var oyunda.
Kitapta yer alan “Yankılar Kötü” öyküsünü de zaman içerisinde tiyatroya uyarlama gibi bir düşünceniz var mı yoksa o öykü olarak mı kalacak?
Hiç tiyatroya uyarlama gibi bir düşüncem olmadı ama uygun bir zaman gelirse biraz o hikaye üzerinde çalışarak, kamerayı elime alıp bir şeyler denemek istiyorum.
Sahnede zihin akışından dolayı takip ve dikkat gerektiren bir oyun ve başarılı bir performans izledim. Seyircilerden nasıl dönüş aldınız? Metnin dikkat gerektirdiğini düşünüyor musunuz?
Seyirciden aldığımız geri dönüşler çok güzel. Yani biraz seyirci olarak da alıştık her şeyi en başta anlamaya, basit anlatımlarla takip etmelere. Bu dönemin getirileri bunlar. Tiyatroya da sirayet etti bu durum. Fakat istediğim şey oyun bittiğinde seyircinin duygusunda, zihninde oyunun devam etmesi, etkisinin olması. Şu ana kadar aldığımız reaksiyonlar, tepkiler bizi mutlu eden bir şekilde ilerliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Müziğin sesinin yükseldiği haftada Chris Botti ve Miles Kane, konser çıtasını yaz gelmeden yükseltiyor. Bu hafta ayrıca tiyatro sezonu biterken merak ettiğimiz oyunlara bilet kovalıyoruz.
14 May 2024

YAZARLAR

Emrah Akbaş
Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?




