Berlin’de yalnız kalpler: Jan-Ole Gerster

Başarısız olmaktan korkan bir adam.
Berlin’de yalnız kalpler: Jan-Ole Gerster

Baht Duende 30 Nisan
Baht. ile birlikte

Yalınlığa, işlevselliğe ve tipografiye tutkulu bir tasarım stüdyosu: Baht.

O an için hayatınızı değiştirecek bir fikri, hiç ummadığınız bir yerde bulduğunuz oldu mu? Hiç; gayet olağan, gündelik bir sohbette dikkatinizi çeken bir ifade, bir kelime size yeni yollar açtı mı?

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

2019 güzü. Uzatmalı İstanbul ziyaretim nedeniyle, takip ettiğim ikinci yılında Chicago Film Festivali’ne ortasından yetişebilmişim. İzlenecek çok film, izleyecek az günüm var. Son gün, iki film arasında kalıyorum ve bir gün önce açıklanan ödüllerden birini kazanan bir Uzak Doğu filmini tercih ediyorum. İşler planlandığı gibi gitmiyor, film gösterilmiyor ve ben hemen yarım saat sonraki diğer filmi yakalıyorum. Perdede Lara (2019) var. İlk sahnede, filme adını verdiğini tahmin ettiğim orta yaşlı kadın, sıkıcı apartman dairesindeki sandalyelerden birini alıp pencerenin önüne koyuyor. Pencereyi açıyor, sandalyeye çıkıyor, aşağıya bakıyor... Son sahnesini ilk sahneye taşıyan filmlerden mi bu? Yoksa henüz tanımaya fırsat bulamadan veda etmeye hazırlanan bu kadın, ana karakter değil mi? Ben anlamlandırmaya çalışırken, kapı çalıyor. Lara sandalyeden iniyor ve o günü yaşamaya karar veriyor. Kapıyı açıyor; altmışıncı yaş gününde, Lara’yı tanımaya başlıyoruz. Lara’nın doğum günü, yıllar geçtikçe uzaklaştığı oğluyla olan sorunlarıyla yüzleşme gününe dönüşüyor. Yetenekli bir konser piyanisti olan oğlu, çok özel konseri için annesinin doğum gününü seçmiş. Kalan tüm biletleri satın alıyor Lara, o biletleri hediye edecek tek bir kimsesi olmamasıysa, bize bu yapayalnız kadın hakkında çok şey söylüyor.

Oh Boy

Oh Boy (2012, Jan-Ole Gerster) 
Kaynak: Music Box Films


Sıfır noktası: Jan-Ole Gerster’in sıfır noktası Oh Boy (2012) ya da filmin esprisini biraz lekelediğini düşündüğüm İngilizce adıyla A Coffee in Berlin. Onunla tanıştığım filminden yedi yıl önce, yönetmenin Berlin Film ve Televizyon Akademisi’nden mezuniyet projesi olan bu ilk uzun metrajlı filmi, kariyerine çıtayı oldukça yükselterek başlamasına neden olmuş. Siyah-beyaz çektiği ve Run Lola Run ya da Victoria’dan bile daha iyi bir Berlin filmi olan bu film, bir gün boyunca Niko’yu Berlin’in bir köşesinden diğerine koşar, hayatının anlamını arar ve bir lanet olası fincan kahve içmeye çalışırken takip ediyor. Niko’nun çevresinde insanlar var olmasına ama hayatta bir amacı, bir yaşama sebebi olmaması, onu hüzünlü ve yalnız bir karakter yapıyor. Her sahnede kahve içme fırsatını şu ya da bu sebeple kaçırıyor ama her defasında biraz daha büyüyor, biraz daha olgunlaşıyor sanki. 

Jan-Ole Gerster 
Fotoğraf: Karlovy Vary IFF, 2019


Bir fincan kahve ve bir deste konser bileti: Gerster, sinemasını tanımlarken Martin Scorsese'nin bir anekdotuna referans veriyor: Usta yönetmen Alice Doesn't Live Here Anymore filminin çekimleri sırasında, filmin bir kadın olan ana karakteri hakkında ne bildiğini soran başrol oyuncusu Ellen Burstyn'e "Hiçbir şey..." diye cevap vermiş, "ama öğrenmeyi çok isterim." Gerster ve Lara’nın ilişkisi, Scorsese ve Alice’in ilişkisine benziyor. O da filmini bir yolculuk olarak ele almış, esas karakterini tanımak için bir fırsat olarak görmüş ve izleyicisiyle birlikte bu karakteri keşfetmeyi seçmiş. Üstelik bu keşif yolculuğunu Oh Boy’da da görmek mümkün; her iki film de bir yan karakterden diğerine, mekândan mekâna sürüklerken bizi, esas karakteri hakkında daha fazlasını öğreniyor, bu yalnız karakterlerin geçmişi ya da geleceği hakkındaki eksik parçaları birer birer tamamlıyoruz. Birinde içilemeyen bir kahvenin peşinden, ötekinde tüketilmeye çalışılan bir deste biletin peşinden… Sanki o kahve içilirse her şey çok güzel olacak, sanki o koltuklar dolarsa o ilişki düzelecekmişçesine…

Sırada ne var? İlk filminin ardından yedi yıllık bir sessizliğe bürünen Jan-Ole Gerster, üçüncü filmi için çok beklememiz gerekmeyeceği sözünü vermiş. Yönetmen şu sıralar, Lara’nın senaristi Blaž Kutin’le, yazar Christian Kracht’ın tropik bir taşlama denilebilecek Imperium adlı romanının bir uyarlaması üzerine çalışıyor.

Diyor ki… "Sinema benim için kutsal bir araç olsa da ben sadece başarısız olmaktan çok korkan bir adamım.”

Keşif Sineması Letterboxd’da: İlk haftasından itibaren Keşif Sineması'nda yer alan yönetmenlerin, yazılarda adı geçen filmlerini bulabileceğiniz, serinin her yeni yazısıyla güncellenen listeyi, buradan takip edebilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

Çok katmanlı varlığımızın haritaları

İçindekiler: Denize bakma duraklarıyla Allie Crow Buckley, çok boyutlu ve çok katmanlı varlığımızın sembolü Lateralus, Berlin’de yalnız kalplerin anlatıcısı Jan-Ole Gerster ve dahası.

30 Nis 2021

Baht. ile birlikte
Alex Grey

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar